Anadolu Forum

Tam Versiyon: Ölüm ve Aşk
Şu anda tam olmayan bir veriyonu görüntülüyorsunuz. Tam versiyonu görmek için, buraya tıklayın
Her gün salâ... İnsanların dikkatini çekiyor mu acaba? Ama hastalar daha bir irkiliyor.

Gençler için adeta uzak bir iklimin haberi gibi salâlar.

Kendilerinden çok ırak bir memleketin reklâmını yapan sokak satıcıları gibi geliyor.

Fakat hastalar dikkat kesiliyor.

Bu öte yolculuğu ulaklarının fermanını, kendilerine de kefen biçerek dinliyorlar.

Ecel elbet ama sıcaklar iyice artırıyor ölüm oranını.

Hatta bir salâ ile de kalınmıyor, İzmir'de.

Günde birkaç kez bu ölüm frekansına tutuluyoruz.

Yan komşunun yaşlı yatalak annesini de bir gelin gibi atının terkisine atıp götürüyor yakışıklı melek, Azrail.

Gençler "Tebâreke" sofrasına oturuyor.

Balkonlarda aşk fısıltıları karışıyor ölümün ürpertisine.

Genç yıllar vokal tutuyor, geleceğin o mutad iklimine.

Uğultulu tepeler aşacaklardır daha.

Sisli akşamlarda yol bekleyeceklerdir.

Parasızlığı, yoksulluğu, açlığı test edip.

Sevdayı, hasreti, desteleyip.

Ailelerinden kaçamak yasemen kokulu akşamlarda sarmaş dolaş bir sevgi baharından sonra.

Ebeveyn olmanın yorgunluğu ile çocuklarının sorunları ile karşılaşacaklardır daha.

Sıcakların bunalttığı hastaların kimi, balkonuna sermiş yatağını.

İzmir'in baskın güneşi altında üniversiteyi kazanan torununa süzgün gözlerle bakıyor dede.

Elbet seviniyor çocuğunun tıp fakültesini kazandığına.

Ama kendisi için yolun sonunu gördüğünden gayet emin, onu da uyarıyor, "değil doktor, dünyanın sultanı olsan neye yarar ey oğul, en sonunda ölüm değil mi?"

Çocuk dedesinin ne demek istediğini pek kavrayamasa da, dede sayısız kez tekrarladığı gibi bir kez daha Karun kıssasını anlatıyor.

Sınırsız servetini.

Mal mülkü ile insanların gözünü kamaştırdığını.

Hazinelerinin büyüklüğünden habersizliğini.

Karun'un mağrurluğu yanında, kâinatın bile küçük kaldığını.

Arada birkaç yürekli bilge, dünyanın gelip geçiciliğini, asıl mekânın ahiret olduğunu hatırlattığında.

Karun'un asabının bozulduğunu.

Altın ve mücevherleri karşısında, ölümün bile duramayacağını sandığını.

Yoksullar konusunda infakı anımsatanlara da sadece güldüğünü.

Hazinelerine "benim onlar" deyip, cimrilik yapıp, kapandığını.

Paradan yana zengin, merhametten yana yoksul Karun'un sonunu kaçıncıdır tekrarlayan dedesini, yine isteksizce dinler torun.

"Bir sabah bakar ki insanlar, ne saraylar, ne hazineler hepsi yere batıp yok olup gitmiştir.

İşte oğul, asıl yurdunu hiç aklından çıkarma.

Karun olsan neye yarar.

İlle de ahiret".

Gence bu çok uzak gelen ülke, kendisine artık o kadar yakındır ki.

Bu yüzden İzmir sıcaklarında günde birkaç kez okunan salâları en fazla kendisi dinleyip, hüzünle başını sallamakta:

"Eee, bizim de gitme vaktimiz geldi gayrı, çocuklar..."

Yunus'un o meşhur ilâhîsini tekrar etmeyi unutmadan:

"Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi.

Mal da yalan, mülk de yalan,

Var biraz da sen oyalan..."

Mine Alpay GÜN-MİLLİ GAZETE
ALLAH razı olsun
Referans URL