02-05-2010, 15:29
Hergün artarak devam eden taciz, tecavüz, fuhuş, ahlâksızlık, cinayet gibi olaylar, yöneticilerimizi ne zaman uyandıracak dersiniz? Türkiye'yi sarsan, geleceğimizi karartan tüyler ürpertici olaylar yaşanırken yöneticilerimizin ciddi bir tedbir almaması toplumu endişeye sevk ediyor. Fuhuş, zina ve tecavüz olaylarının bebek sayılabilecek kadar küçük çocukları hedef alması; seri cinayetlerin konuşulmaya başlaması karşısında yöneticilerimizden yüreğimizi soğutacak ciddi bir tedbir duyamayacak mıyız?
Gazete ve televizyonlardaki aile yapımızı dinamitleyen, genel ahlâk anlayışını hiçe sayan yayınlar karşısında yetkililer yalnız seyirci mi kalmalı? En yüksek şikayetin "evlendirme programları"nda yoğunlaştığı bilgisi yetkililere ulaşmıyor mu? Sözde dizilerde sınır tanımayan hayat tarzı sizleri hiç rahatsız etmiyor mu? Bizim kültürümüzde, bir yönetici kendisi, hanımı, oğlu, kızı için hangi iyilik ve güzellikleri istiyorsa; idare ettiği insanlar için de aynısını ister. Yöneticilerimiz, yaşanan ürpertici olayları kendileri ve yakınları için razı olurlar mı acaba? Razı olmayacakları açık. Öyleyse, siz insansınız da, onlar insan değil mi?
Bazen kendi kendime soruyorum: Mesela; Aileden Sorumlu Devlet Bakanı ve RTÜK olmasa, aile ve toplum bundan daha mı çok tahribe uğrardı? Yetkililer bu çeşit mevkilerde hangi amaçla bulunuyorlar?
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Fuhuş, ahlâksızlık ve çılgınlığın bu derece teşhir edilmesinin arkasından Siirt, Kayseri olayları ve benzerlerinin yaşanacağı beklenmeliydi. Çünkü, toplum her an fuhuş ve çılgınlığın içine itiliyor. Gazeteci Umur Talu yaşanan manzarayı şöyle tasvir ediyor:
"- Nasıl kudurmuş, delirmiş bir "erkek"lik imal ettiğinizin farkında hiç mi değilsiniz? Bir millet çıldırmış, küçük kızlarına tecavüz edip duruyor!..
Ana kuzuları, milli eğitimin küçükleri korumak, büyükleri sevmek, talebeleri, dağların yiğitleri, kentlerin efeleri, mahallenin efendileri, kıstırdıkça çocukları sürü halinde tecavüz ediyor.(...)
İşte Siirt tecavüz topluluğu: Okul müdür yardımcısı, öğrenciler, esnaf, polis, işçi, bakkal. Batı'dan Doğu'ya; özürlüye, erkek çocuğa, minicik kıza, bebek yaştakine, hatta kendi evladına dahi pisliğini kusan pornografik faşizm." (Habertürk, 23.4.2010)
Bizim gördüğümüzü yöneticiler görmüyor olabilir mi? Sigaraya başlama yaşı 10'a, uyuşturucu ve flörte başlama yaşı 13'e inmiş; öğrenciler öğretmenlerini dövüyor, birbirini öldürüyorlarmış. Bunlar yöneticilerimizin hiç umurlarında değil mi? Mesela; Milli Eğitim; genel müdürlükler, daire amirleri eliyle idare edilse; yani "bakan" olmasa, bundan daha mı kötü olur sizce?
Ya siyasilerin hali?.. Rakiplerine olan kin ve düşmanlıklarından dolayı birbirine laf yetiştirirken oluşan yüzlerindeki o öfkeli ve gergin görüntüler beni korkutuyor. Meclis'te birbirini yumruklayan, karşısındakinin boğazına yapışan, külhan beyleri gibi ağzını bozan milletvekillerine ne demeli? Bunlar, dertlerimize derman olur, problemlerimize çözüm üretebilir mi? Onların etrafını görebilmesi mümkün mü? Belki, ertesi gün rakiplerine yetiştirecekleri lafları hazırlamakla meşguller...
Saadet Partisi farklı olanlar arasında. Genel Başkan Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Biga'da yaptığı konuşmada, sorumluluğunu kuşanmış bir siyaset adamı profili çiziyordu: "Siirt'te yaşanan manzara ne kadar acı ve ne kadar üzücü bir olay. Bu ülkeyi yöneten herkesin yerin dibine girmesi lazım. Herkes kara kara düşünmesi lazım. Cahiliye toplumunda bile böylesine bir olay yaşanmadı. Maalesef toplumun bütün değerleri bozuluyor. Hamal bir babanın 4 kızına çok sayıda insanın tecavüz etmesi, Türkiye'nin vahim bir noktaya geldiğini gösteriyor. Ailenin yoksulluğunu fırsat biliyorlar. Yoksullukla mücadele ve yoksulluğun ortadan kaldırılması siyasetçilerin görevidir."
Siirt Valisi Necati Şentürk, Siirt ve Pervari'de yaşanan cinsel istismar olaylarının çözümü konusunda "Bataklığı kurutmamız gerekir" diyor. Bataklığı kurutmanın en önemli unsurlarından biri eğitimdir. Eğitimimiz son yıllarda hızla muhteva kaybediyor. Mesela edebiyat kitaplarını inceleyiniz. Bu kitaplarla, gençlerde "edebi zevk" oluşturulabileceğine inanan kaç kişi çıkar? Yine, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi kitaplarını gözden geçirin. Bu kitapları okuyanlarda İslam dinini yaşama isteği uyanır mı?
Evet, Sayın Vali'nin de belirttiği gibi, çözüm bataklığı kurutmakta. Halkı Müslüman bir ülkede "Zinayı suç kapsamından çıkaran kanun" yapmak bataklık oluşturmaktan başka hangi anlama gelir? İçinde eski Diyanet İşleri başkanları, yüzlerce ilahiyatçı ve imam hatipli bulunan AKP'lilere sesleniyorum: Oluşturduğunuz bataklığı kurutun. Söz konusu kanunu yeniden düzenleyin. Bunu yapmazsanız, yaşanan olaylar sizin hangi isimle anılacağınızın ip uçlarını vermektedir. Belki yaşanan şartlar yaptıklarınızı unutturmaktadır ama; şunu iyi biliniz ki, yaptıklarınızı tarih unutmayacaktır.
Yöneticilerimiz, bir İskandinav ülkesini değil; halkı Müslüman bir ülkeyi yönettiklerinin farkında olmalıdırlar.
Şakir TARIM - milli gazete
Gazete ve televizyonlardaki aile yapımızı dinamitleyen, genel ahlâk anlayışını hiçe sayan yayınlar karşısında yetkililer yalnız seyirci mi kalmalı? En yüksek şikayetin "evlendirme programları"nda yoğunlaştığı bilgisi yetkililere ulaşmıyor mu? Sözde dizilerde sınır tanımayan hayat tarzı sizleri hiç rahatsız etmiyor mu? Bizim kültürümüzde, bir yönetici kendisi, hanımı, oğlu, kızı için hangi iyilik ve güzellikleri istiyorsa; idare ettiği insanlar için de aynısını ister. Yöneticilerimiz, yaşanan ürpertici olayları kendileri ve yakınları için razı olurlar mı acaba? Razı olmayacakları açık. Öyleyse, siz insansınız da, onlar insan değil mi?
Bazen kendi kendime soruyorum: Mesela; Aileden Sorumlu Devlet Bakanı ve RTÜK olmasa, aile ve toplum bundan daha mı çok tahribe uğrardı? Yetkililer bu çeşit mevkilerde hangi amaçla bulunuyorlar?
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Fuhuş, ahlâksızlık ve çılgınlığın bu derece teşhir edilmesinin arkasından Siirt, Kayseri olayları ve benzerlerinin yaşanacağı beklenmeliydi. Çünkü, toplum her an fuhuş ve çılgınlığın içine itiliyor. Gazeteci Umur Talu yaşanan manzarayı şöyle tasvir ediyor:
"- Nasıl kudurmuş, delirmiş bir "erkek"lik imal ettiğinizin farkında hiç mi değilsiniz? Bir millet çıldırmış, küçük kızlarına tecavüz edip duruyor!..
Ana kuzuları, milli eğitimin küçükleri korumak, büyükleri sevmek, talebeleri, dağların yiğitleri, kentlerin efeleri, mahallenin efendileri, kıstırdıkça çocukları sürü halinde tecavüz ediyor.(...)
İşte Siirt tecavüz topluluğu: Okul müdür yardımcısı, öğrenciler, esnaf, polis, işçi, bakkal. Batı'dan Doğu'ya; özürlüye, erkek çocuğa, minicik kıza, bebek yaştakine, hatta kendi evladına dahi pisliğini kusan pornografik faşizm." (Habertürk, 23.4.2010)
Bizim gördüğümüzü yöneticiler görmüyor olabilir mi? Sigaraya başlama yaşı 10'a, uyuşturucu ve flörte başlama yaşı 13'e inmiş; öğrenciler öğretmenlerini dövüyor, birbirini öldürüyorlarmış. Bunlar yöneticilerimizin hiç umurlarında değil mi? Mesela; Milli Eğitim; genel müdürlükler, daire amirleri eliyle idare edilse; yani "bakan" olmasa, bundan daha mı kötü olur sizce?
Ya siyasilerin hali?.. Rakiplerine olan kin ve düşmanlıklarından dolayı birbirine laf yetiştirirken oluşan yüzlerindeki o öfkeli ve gergin görüntüler beni korkutuyor. Meclis'te birbirini yumruklayan, karşısındakinin boğazına yapışan, külhan beyleri gibi ağzını bozan milletvekillerine ne demeli? Bunlar, dertlerimize derman olur, problemlerimize çözüm üretebilir mi? Onların etrafını görebilmesi mümkün mü? Belki, ertesi gün rakiplerine yetiştirecekleri lafları hazırlamakla meşguller...
Saadet Partisi farklı olanlar arasında. Genel Başkan Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Biga'da yaptığı konuşmada, sorumluluğunu kuşanmış bir siyaset adamı profili çiziyordu: "Siirt'te yaşanan manzara ne kadar acı ve ne kadar üzücü bir olay. Bu ülkeyi yöneten herkesin yerin dibine girmesi lazım. Herkes kara kara düşünmesi lazım. Cahiliye toplumunda bile böylesine bir olay yaşanmadı. Maalesef toplumun bütün değerleri bozuluyor. Hamal bir babanın 4 kızına çok sayıda insanın tecavüz etmesi, Türkiye'nin vahim bir noktaya geldiğini gösteriyor. Ailenin yoksulluğunu fırsat biliyorlar. Yoksullukla mücadele ve yoksulluğun ortadan kaldırılması siyasetçilerin görevidir."
Siirt Valisi Necati Şentürk, Siirt ve Pervari'de yaşanan cinsel istismar olaylarının çözümü konusunda "Bataklığı kurutmamız gerekir" diyor. Bataklığı kurutmanın en önemli unsurlarından biri eğitimdir. Eğitimimiz son yıllarda hızla muhteva kaybediyor. Mesela edebiyat kitaplarını inceleyiniz. Bu kitaplarla, gençlerde "edebi zevk" oluşturulabileceğine inanan kaç kişi çıkar? Yine, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi kitaplarını gözden geçirin. Bu kitapları okuyanlarda İslam dinini yaşama isteği uyanır mı?
Evet, Sayın Vali'nin de belirttiği gibi, çözüm bataklığı kurutmakta. Halkı Müslüman bir ülkede "Zinayı suç kapsamından çıkaran kanun" yapmak bataklık oluşturmaktan başka hangi anlama gelir? İçinde eski Diyanet İşleri başkanları, yüzlerce ilahiyatçı ve imam hatipli bulunan AKP'lilere sesleniyorum: Oluşturduğunuz bataklığı kurutun. Söz konusu kanunu yeniden düzenleyin. Bunu yapmazsanız, yaşanan olaylar sizin hangi isimle anılacağınızın ip uçlarını vermektedir. Belki yaşanan şartlar yaptıklarınızı unutturmaktadır ama; şunu iyi biliniz ki, yaptıklarınızı tarih unutmayacaktır.
Yöneticilerimiz, bir İskandinav ülkesini değil; halkı Müslüman bir ülkeyi yönettiklerinin farkında olmalıdırlar.
Şakir TARIM - milli gazete