18-06-2010, 20:35
Kime güvenelim?18 HAZİRAN 2010
CUM 02:10
Güvendiği dağlara kar yağdığı zaman insan düzde ümit aramaya başlarmış. Çünkü dağ eteğindeki kar geri dönüşünüzün ileri gidişinizden daha akıllıca olduğunu söyler. Kayıp düşerek bir yerinizi kırmaktansa -eyleminize ayak sürümek dense bile- emin bildiğiniz yerlerde dolaşmak her zaman için daha iyidir.
Kimle oturup kalktığını ve kimle yola çıkacağını bilmek biraz da kime güven duyacağına bağlıdır. Memleket insanı en çok kimlere ve hangi kurumlara güven duymaktadır? Her sene bu konudaki anket sonuçları iniş ve çıkışlarıyla tartışmaya açılır, herkesin kendine çeki düzen vermesi gerektiği yüksek sesle dile getirilir. Son on yıl içersinde meydana gelen siyasi olaylar Türkiye'de kişiler ve kurumlar arasında kökleşmiş güven duygusunu adeta yerle bir etmiştir. Bunun son örneğini Almanya'nın en önemli araştırma grubu GFK'nin Türkiye Ofisi tarafından gerçekleştirilen "En güvenilir meslek grupları" anketinde gördük. Güven anketi 16 ilde 1.300 kişiyle yüz yüze görüşülerek yapılmış. Buna göre, güven sıralamasının ilk başında öğretmenler, en sonunda politikacılar yer alıyor. Yirmi meslek grubunun sıralandığı araştırmada başka dikkat çekici şeyler de var. Örneğin öğretmenlerden sonra güvenilirlikte ikinci sırayı itfaiyeciler alırken, güvenilmeyenler -en az güvenilenler- sıralamasında politikacıların hemen ardından pazarlama uzmanları geliyor.
Acaba bu güven anketinde ordunun yeri nedir diye merak edenler için hemen söyleyelim: Postacılardan sonra beşinci sıra. Peki, imamlar, müezzinler, müftüler; yani araştırmadaki tabirle din adamlarına güven konusunda halkın bakışı nedir? Verilerden aldığımız cesaretle şöyle söyleyelim: Güven sıralamasında din adamları polislerden sonra, hâkimlerden önce geliyorlar.
O halde şimdi bu anketi acaba nasıl okumak lazım? Üzerinde biraz duralım. Öncelikle şunu bir kenara yazalım: Millet mesai saatlerinin üzerinde fedakârlık gösteren meslek gruplarını dışarıya çok fazla aksettirmese de içten içe alkışlıyor. Aleni övmüyor, tezahüratta bulunmuyor, ama diğer gruplarla mukayese ederek hakkaniyetle yaklaşmasını biliyor.
Millet yüklenmiş olduğu sabrın ağırlığını kimin üzerinde görüyorsa onu kendinden bilip özdeşlik kuruyor. Bu anlamda öğretmenler parayla ilintisiz olarak fedakârlığın ağır işçileridirler ve her zaman karşımızda, göz önünde durmaktadırlar. Herkesin kolaylıkla ulaşabildiği, istenildiği zaman hesap sorulabilen hatta hırpalanabilen kesimdir öğretmenler. Halkın değerlerine uzak olan istisnaları bir tarafa bırakırsak halka yakın ve halkın içerisindedirler. Halka yakınlık durumu elbette sadece öğretmenlik mesleğini seçenlerin belli bir ekonomik grup içerisinden çıkmasıyla ilgili değil aynı zamanda milli gelirden aldıkları pay itibariyle de halka eşit mesafede bulunmalarıyla alakalıdır. Öğretmen de itfaiyeci de mesleki özellikleri itibariyle kendilerini feda etmek üzere vaziyet alırlar. Bugünün en zor işi eğitilmemek üzere direnen kuşakları eğitme sabrı gösterebilmektir. Öğretmenler geçim sıkıntılarına, maddi sorunlarına rağmen kendini dışarıya kilitlemiş kuşakların kapılarını zorlamaya devam etmektedirler. Eğitim işi düne göre bugün daha bir meşakkatli hale gelmiştir. Ebeveynler bunu evlerinde bizzat yakından görmektedirler. Ortada kültürel, ahlaki ve manevi boyutta bir yangın vardır ve bu yangını söndürmek için alevler ortasında kalmak pahasına eğitimciler tıpkı bir itfaiyeci titizliğiyle hareket etmektedirler.
Politikacılara karşı güven kaybının sebebini de tam burada bulabiliriz. Zira günümüzde siyaset bir tür enkaz edebiyatıyla beslendiği için yangını söndürmek şöyle dursun enkazı kaldırmak bile politik vicdanda yer almıyor. Ayrıca politika ile vicdanı bir daha hiçbir araya gelmeyecek şekilde birbirinden uzaklaştırmışız. Millet politikacılarda öğretmen tavrı görmek istiyor. Halk için risk alabilmeyi, gerektiğinde yangının ortasında durabilmeyi önemsemektedir. Oysa politikacılar savundukları siyasi düşünceyi evrensel ölçütlerde hakikati referans alarak ya da felsefi düzlemde anlatıp çoğaltmak yerine düşüncelerine uygun pazarlar aramakla meşguller. Bütün kaygıları tezgâhlarındaki malı (metalaşmış düşünceyi) en kısa zamanda en kârlı biçimde türlü göz boyama yöntemlerini de kullanarak satabilmektir. Gaye ve niyet bu olunca halkın güvendiği dağlar da erişilmez karlı dağlar halini alıyor. Halka en yoğun güven telkin etmesi gereken din görevlilerinin ne yazık ki bu güveni yeterince verememesi de üzerinde durulması gereken bir konudur.
Son yıllarda özellikle kitle iletişim vasıtaları yoluyla halkla yüz yüze değil dolaylı iletişim kurabilen din görevlilerinin uluorta yerlerde güncel meselelere dair herkesi memnun etmek ya da egemen güçlere şirin gözükmek amaçlı konuşmaları kafa karıştırdığı kadar güven sarsmıştır. Dinle en mesafeli insan bile din görevlilerinden dünyevi kaygı ve mülahazaları aşacak düzeyde konuşmasını bekler. Din anlatıcısı ne kendisini toplumdan tecrit etmeli ne de gizemini sıfırlayacak derecede piyasa adamı haline gelmelidir. Halkın öğretmene ve itfaiyeciye bağladığı itimat ve güvene denk düşecek tarzda toplumu korumak ve görünür görünmez yangınlardan kurtarmak için gerektiğinde kendini feda etmelidir.
Şu iyi bilinmelidir ki, halk güven duyacak insanlardan ümidini kestiği zaman geçmişe ve geleceğe uyarlı kurtarıcılar ihdas etmeye başlar, ütopyalara sığınır ve Godot'yu bekler.
CUM 02:10
Güvendiği dağlara kar yağdığı zaman insan düzde ümit aramaya başlarmış. Çünkü dağ eteğindeki kar geri dönüşünüzün ileri gidişinizden daha akıllıca olduğunu söyler. Kayıp düşerek bir yerinizi kırmaktansa -eyleminize ayak sürümek dense bile- emin bildiğiniz yerlerde dolaşmak her zaman için daha iyidir.
Kimle oturup kalktığını ve kimle yola çıkacağını bilmek biraz da kime güven duyacağına bağlıdır. Memleket insanı en çok kimlere ve hangi kurumlara güven duymaktadır? Her sene bu konudaki anket sonuçları iniş ve çıkışlarıyla tartışmaya açılır, herkesin kendine çeki düzen vermesi gerektiği yüksek sesle dile getirilir. Son on yıl içersinde meydana gelen siyasi olaylar Türkiye'de kişiler ve kurumlar arasında kökleşmiş güven duygusunu adeta yerle bir etmiştir. Bunun son örneğini Almanya'nın en önemli araştırma grubu GFK'nin Türkiye Ofisi tarafından gerçekleştirilen "En güvenilir meslek grupları" anketinde gördük. Güven anketi 16 ilde 1.300 kişiyle yüz yüze görüşülerek yapılmış. Buna göre, güven sıralamasının ilk başında öğretmenler, en sonunda politikacılar yer alıyor. Yirmi meslek grubunun sıralandığı araştırmada başka dikkat çekici şeyler de var. Örneğin öğretmenlerden sonra güvenilirlikte ikinci sırayı itfaiyeciler alırken, güvenilmeyenler -en az güvenilenler- sıralamasında politikacıların hemen ardından pazarlama uzmanları geliyor.
Acaba bu güven anketinde ordunun yeri nedir diye merak edenler için hemen söyleyelim: Postacılardan sonra beşinci sıra. Peki, imamlar, müezzinler, müftüler; yani araştırmadaki tabirle din adamlarına güven konusunda halkın bakışı nedir? Verilerden aldığımız cesaretle şöyle söyleyelim: Güven sıralamasında din adamları polislerden sonra, hâkimlerden önce geliyorlar.
O halde şimdi bu anketi acaba nasıl okumak lazım? Üzerinde biraz duralım. Öncelikle şunu bir kenara yazalım: Millet mesai saatlerinin üzerinde fedakârlık gösteren meslek gruplarını dışarıya çok fazla aksettirmese de içten içe alkışlıyor. Aleni övmüyor, tezahüratta bulunmuyor, ama diğer gruplarla mukayese ederek hakkaniyetle yaklaşmasını biliyor.
Millet yüklenmiş olduğu sabrın ağırlığını kimin üzerinde görüyorsa onu kendinden bilip özdeşlik kuruyor. Bu anlamda öğretmenler parayla ilintisiz olarak fedakârlığın ağır işçileridirler ve her zaman karşımızda, göz önünde durmaktadırlar. Herkesin kolaylıkla ulaşabildiği, istenildiği zaman hesap sorulabilen hatta hırpalanabilen kesimdir öğretmenler. Halkın değerlerine uzak olan istisnaları bir tarafa bırakırsak halka yakın ve halkın içerisindedirler. Halka yakınlık durumu elbette sadece öğretmenlik mesleğini seçenlerin belli bir ekonomik grup içerisinden çıkmasıyla ilgili değil aynı zamanda milli gelirden aldıkları pay itibariyle de halka eşit mesafede bulunmalarıyla alakalıdır. Öğretmen de itfaiyeci de mesleki özellikleri itibariyle kendilerini feda etmek üzere vaziyet alırlar. Bugünün en zor işi eğitilmemek üzere direnen kuşakları eğitme sabrı gösterebilmektir. Öğretmenler geçim sıkıntılarına, maddi sorunlarına rağmen kendini dışarıya kilitlemiş kuşakların kapılarını zorlamaya devam etmektedirler. Eğitim işi düne göre bugün daha bir meşakkatli hale gelmiştir. Ebeveynler bunu evlerinde bizzat yakından görmektedirler. Ortada kültürel, ahlaki ve manevi boyutta bir yangın vardır ve bu yangını söndürmek için alevler ortasında kalmak pahasına eğitimciler tıpkı bir itfaiyeci titizliğiyle hareket etmektedirler.
Politikacılara karşı güven kaybının sebebini de tam burada bulabiliriz. Zira günümüzde siyaset bir tür enkaz edebiyatıyla beslendiği için yangını söndürmek şöyle dursun enkazı kaldırmak bile politik vicdanda yer almıyor. Ayrıca politika ile vicdanı bir daha hiçbir araya gelmeyecek şekilde birbirinden uzaklaştırmışız. Millet politikacılarda öğretmen tavrı görmek istiyor. Halk için risk alabilmeyi, gerektiğinde yangının ortasında durabilmeyi önemsemektedir. Oysa politikacılar savundukları siyasi düşünceyi evrensel ölçütlerde hakikati referans alarak ya da felsefi düzlemde anlatıp çoğaltmak yerine düşüncelerine uygun pazarlar aramakla meşguller. Bütün kaygıları tezgâhlarındaki malı (metalaşmış düşünceyi) en kısa zamanda en kârlı biçimde türlü göz boyama yöntemlerini de kullanarak satabilmektir. Gaye ve niyet bu olunca halkın güvendiği dağlar da erişilmez karlı dağlar halini alıyor. Halka en yoğun güven telkin etmesi gereken din görevlilerinin ne yazık ki bu güveni yeterince verememesi de üzerinde durulması gereken bir konudur.
Son yıllarda özellikle kitle iletişim vasıtaları yoluyla halkla yüz yüze değil dolaylı iletişim kurabilen din görevlilerinin uluorta yerlerde güncel meselelere dair herkesi memnun etmek ya da egemen güçlere şirin gözükmek amaçlı konuşmaları kafa karıştırdığı kadar güven sarsmıştır. Dinle en mesafeli insan bile din görevlilerinden dünyevi kaygı ve mülahazaları aşacak düzeyde konuşmasını bekler. Din anlatıcısı ne kendisini toplumdan tecrit etmeli ne de gizemini sıfırlayacak derecede piyasa adamı haline gelmelidir. Halkın öğretmene ve itfaiyeciye bağladığı itimat ve güvene denk düşecek tarzda toplumu korumak ve görünür görünmez yangınlardan kurtarmak için gerektiğinde kendini feda etmelidir.
Şu iyi bilinmelidir ki, halk güven duyacak insanlardan ümidini kestiği zaman geçmişe ve geleceğe uyarlı kurtarıcılar ihdas etmeye başlar, ütopyalara sığınır ve Godot'yu bekler.
Dilerim