27-10-2008, 20:49
Fahri Güven
MİLLİ GAZETE
27.10.2008
Geçenlerde İsmet Özel’in bu bağlamda kültür sanat sayfasında yayınlanan fikirlerini okumuş olmalısınız. İsmet Özel önemli bir isim. Millî Gazete’de yazmayı bıraktıktan sonra bir daha günlük yazı yazmayacağını beyan edip “fildişi” kulesine çekilince artık düşüncelerini ya yayınladığı bir kitaptan, ya bir söyleşiden ya da İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı sıfatıyla verdiği konferans ve seminerlerden öğreniyoruz. Son olarak Yazarlar Birliği’nde yaptığı konuşmada İsmet Bey önemli ve hayati konulara temas ediyordu. Bunlardan ilki, “Din” fikriyle “Milliyet” fikrini kıyaslamasıydı. Şöyle ki: “Lailahe illellah Muhammedürresulullah’’ dediğinizde din size bir derece kazandırıyor. Milliyet ise size dereke kazandırıyor. Daha fazla dindarlaştıkça yükselirken daha milliyetçi olduğumuzda alçalıyoruz. İnsanlar hangi dine mensup olursa olsun dinler insanlara derece kazandırır. Çünkü dinlerde insanlar başka insanların mutluluğu için bir şeyler yapmaya yönlenirken milliyetçilikte ise tam tersi olarak öteki milliyetleri düşman olarak görmek öne çıkmaktadır. Bunu biz insanlığın meselesinden bağımsız olarak düşünemeyiz.”
“Bizim inancımıza göre ‘’Allah katında tek din İslâm’dır’’ bunun başka yoruma açık tarafı yoktur. ‘’Lailahe illallah’’ deriz ve bunun olmazsa olmaz tamamlayıcısı ‘’Muhammedürresulullah’’’tır. Kelime-i tevhidi bölme şansımız yoktur. Dinin derecelendirmesinden bahsettik ya biz hiçbir zaman belli bir muhakeme gücüne sahip olmadan dine duhul edemeyiz. Lailahe illallah Muhammedürresulullah dedikten sonra biz bir derece kazanıyoruz. Resulullahın risaletini devreden çıkarmaya kalkıştığınızda ise her şeyin tepe taklak devrildiğini görürsünüz…”
İslâm’ın son din, Müslümanların ayrıcalıklı insanlar olduğu bir düzlemde İsmet Bey’in bu vurguları bütünüyle doğru. Zaten Milli Şairimiz Mehmed Âkif de “Kavmiyetçilik illetinin ne menem bir araz olduğunu pek özgün biçimde şu mısralarla hülasa eder:
“Hani, milliyetin İslâm idi... Kavmiyyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine.
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri,
Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde;
Acemin Çinliye rüchânı mı varmış? Nerde!
Müslümanlık’ta “anâsır” mı olurmuş? Ne gezer!
Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.
En büyük düşmanıdır rûh-i Nebî tefrikanın,
Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!
Üstad Âkif’in ““Arnavutluk” ne demek? Var mı Şerîat’te yeri?” mısraının ayrı bir tarafı vardır. Bilindiği üzere Âkif, baba tarafından Arnavut kökenlidir. Arnavutluk isyanı İttihad-ı İslâm düşüncesine ciddi biçimde sekte vurmuştur. Bu yüzden Üstad Âkif’in vurgusu anlamlıdır. Diğer taraftan millet ve milliyetin ayrı şeyler olduğunun altını çizen Özel, millet ve milliyet kelimelerini şöyle analiz ediyor: “Lisan meselesi çok önemli. Hangi kelimeleri seçtiğimiz çok önemli. Millet ve milliyet kelimelerini biz bize nakledilen şekliyle kullanıyoruz. İslâm milleti dediğimizde biz herhangi bir zorluk çekmeden ne kastedildiğini anlayabiliyoruz. Avrupa’da gelişen medeniyet Türkiye’deki kültürü önce etkiledi sonra baskı altına aldı. Avrupa’dan etkilendiğimiz için de bizim kendi kelimelerimiz kaymaya uğradı. Eskiden ‘’Kadın milleti köylü milleti’’ derken şimdi “Fransız milleti İngiliz milleti’’ diye konuşmaya başladık. Burada bir karışıklık var. Aslında millet başka milliyet başka olarak kabul edilmelidir. Burada “Ben Fransız milliyetçisiyim’’ diyen biri ile “Ben Fransalıyım’’ diyen biri arasında bir fark var. Biz buradan ne anlamalıyız? Millet ayrı milliyet ayrı şeylerdir. Milliyet bir zemindir. Fazlası olunca aşağıya doğru gidiş söz konusu olur. Dereke dediğimiz şey de işte budur. Din ise tam tersi olarak yukarıya çeken bir olgudur. Batıl dinlerde bile fazla dindar olunca başka insanların hayrına olacak işler yaparsınız. Ama milliyet böyle değildir. Başka milliyetteki insanların kötülüğüne olan işleri yapmak zorunda kalacağınız için milliyet dereke ile açıklanır.”
Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan!
Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?
Ne Araplık, ne de Türklük kalacak, aç gözünü!
Dinle Peygamber-i Zîşân’ın İlâhî sözünü.
“Medeniyyet!” size çoktan beridir diş biliyor;
Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor,
Arnavutlar size ibret olacakken, hâlâ,
Ne bu şûrîde siyâset, ne bu fâsid da’vâ?”
Türkiye’nin varlığının tehlike altında olduğunu kaydeden Özel İstiklal Savaşı’nın önemine işaret ederek 1918 yılında Türkiye’de en tehlikeli yer Türk bayrağının altıydı, derken bir gerçeğin altın çiziyor. Çünkü Milli Mücadele yılları yazarların, aydınların mandacılığı savunduğu ve mandacılığa talip olduğu bir dönemdir. Basının önde gelen muharrirlerinden kimi Amerikan mandacılığını savunur, kimi İngiliz Muhipler Cemiyetine taraf olur. Bu isimlerin başında Ahmet Emin Yalman, Yunus Nadi, Ali Kemal, Halide Edip, Celal Nuri, Rauf Ahmet, Necmettin Sadık …gibi isimler gelir.
Aynı süreçte basında yer alan başmuharrirliğini Mehmed Âkif, sahipliğini Eşref Edib’in yaptığı dönemin önde gelen gazetesi olan Sebilürreşad ekibi, bırakın mandacılığı, mandacılığı altına girilmek istenen, savunulan ülkeleri ve zihniyeti “Tek dişi kalmış canavar” olarak telakki etmiştir.
Bu nokta da M. Kemal Paşa “Nutuk” da yalnız bir yerde bahsedip görmezden gelmeyi yeğlese de Sebilürreşad Millî Mücadele tarihinin en önemli ve en büyük hizmet gören basın ve yayın organıdır. İsmet Bey, Millî Mücadelenin kazanılmasından sonra en güvenli yerin Türk bayrağının altı olduğunu, bugün ise 1918’lerdeki aynı tehlikenin söz konusu olduğuna dikkat çekiyor…
İsmet Özel bütünüyle haklı…