01-11-2008, 17:55
Dört büyük melekten biri olan İsrafil a.s. her gün günde yetmiş kere yüzünü kendi kanadıyla örter “Ya İlahel Alemin ! Ne yapayım sana layık bir secde ve rükû yapamadım.” der.
. . .
Melekler ve peygamberler: “Ya Rabbi! Seni tesbih tenzih ederiz. Sana hakkıyla ibadet edemedik.” derler. Layıkıyla kulluk yapamadıkları için Allah'tan hayâ ederler utanırlardı.
. . .
Hz. Musa a.s .:
- Ya Rabbi! Bana cennet lazım. Senden cennet isterim. Seni görmek de bana gerekli onu da isterim. Fakat bana ekmek tuz koyunların yiyeceği gibi düşük şeyler gerekince bunları senden nasıl
isterim dedi. Rabbi'nden günlük maişetine dair bir şeyler istemekten hayâ etti. Hak Tealâ buyurdu:
- Ya Musa! Maksat budur bunları isteyeceksin. Böylece her vakit bir ihtiyaç ile huzura gelinir yalvarılır. Bu bahane ile kulluk vazifeleri yapılır bana kavuşma yoluna girilmiş olur.
Rabbimiz de kullarından hayâ ediyor
Efendimiz s.a.v. buyurdu:
“Allah rahimdir kerimdir. Hayâyı çok sever. Kulu tarafından kendisine kaldırılan elleri içine bir şey koymadan geri çevirmekten hayâ eder.”
Biz “Dua ediyorum olmuyor vermiyor...” demekten hayâ etmez miyiz?
Bilmiyoruz görmüyoruz belki ellerimize neler neler koyuyor neler veriyor.
Rızasızlıktan hayâ etmez miyiz?
. . .
Allah Rasulü s.a.v. kudsî hadisleriyle bizlere nakletti:
“Allah Tealâ buyuruyor ki: Ey Ademoğlu ! Başınıza düşen aklık benim nurumdan bir nurdur. Ben nurumu nârımla azaplandırmaktan hayâ ederim. Öyleyse sen de benden hayâ et! Mahlukatımın bana olan ihtiyacı ve yüceliğim hakkı için müslüman olarak yaşlanmış kullarıma azap etmekten hayâ ederim.”
Sonra Efendimiz s.a.v. ağladı ağladı. Gözyaşları dinince sahabiler (Allah onlardan razı olsun) sordular:
- Ey Allah'ın Rasulü! Seni ağlatan nedir?
Efendimiz s.a.v. buyurdu:
- O kişinin haline ağlıyorum ki ondan Allah hayâ eder de o Allah'tan hayâ etmeyip günah işler.
. . .
Kullardan utanırız. Ama gerektiği yerde gerektiği şekilde değil. Haklarını hoyratça gasp ederiz kendilerine verdiğimiz sözleri tutmayız. Olmadıkları yerde haklarını savunmaz gıybetleri mi yapılıyor bir cümle de biz ekleriz!
Sonra yüzlerine gülmekten hayâ etmeyiz de…
Evimize misafir geldiklerinde Allah Tealâ'nın nimet olarak bahşettiklerini onlara ikram ederken utanır sıkılırız:
“Kusura bakmayın size layık değil ama ev de biraz dağınık!” deyiveririz.
Bir güler yüz bir güzel söz bir bardak su ne güzel ikramdır oysa.
Rabbimiz bizden hayâ eder. Biz sıkılmayız.
Gönüllerimiz bu dağınıklılığıyla onu kabul etmeye hazır mıdır?
O'na layık mıdır secdelerimiz rükûlarımız?
O'nu hakkıyla tesbih ve tenzih edebildik mi?
Allah ve Rasulü'nden utandıkları gibi…
Muhakkak ki sahabilerin hepsi birer hayâ timsali idi. Nitekim Allah Rasulü s.a.v .; “Hayâsı olmayanın dini de yoktur.” buyurmuşlardır.
Bir gün Efendimiz s.a.v. bir arkadaşına rastladı ki o Ensar'dan bir sahabiye şöyle diyordu:
- Sen çok hayâ ettin. Sana hayâ zarar verdi!
Bu sözleri duyan Efendimiz s.a.v .:
- Onu bırak zira hayâ imandandır ve hayâ ancak hayır getirir buyurdu.
Hz. Osman r.a. ise hayâ ile vasıflanmış hayâ cihetiyle diğer sahabilerden daha fazla öne çıkmıştı.
Bir gün Rasulullah s.a.v.'in huzurunda bir melek duruyordu.O sırada oradan Hz. Osman r.a. geçti. Melek:
- Bu geçen kimdir diye sordu. Rasulullah s.a.v .:
- Affan oğlu Osman'dır. buyurdular . Melek Hz. Osman'ın ismini işitince ayağa kalktı ve şöyle dedi:
- Ya Rasulallah ! Bu zattan bütün melekler utanır ona muhabbet ve hürmet ederler. Onun Hak Tealâ katında mertebesi çok yüksektir.
. . .
Hz. Osman r.a. güzelliği ile Yusuf a.s.'a benzerdi. Anlatıldığına göre Allah Rasulü s.a.v. onun yüzünün tamamını pek çok kez görmek istemiş fakat görmesi mümkün olmamıştı. Bu halini bir gün Cebrail a.s.'a anlattı. Cebrail a.s. şöyle dedi:
- Ben de onun yüzünü iyice göremedim. Osman'ın hürmeti büyüklüğü haşmeti biz meleklerin kalbinde o kadar yer etmiştir ki cemalini seyretmekten bizi alıkoymuştur. Her gece yarısı evinden mescide gelirken onun haşmet ve hayâsı yerdeki ve göklerdeki melekleri utandırır mahcup eyler.
. . .
. . .
Melekler ve peygamberler: “Ya Rabbi! Seni tesbih tenzih ederiz. Sana hakkıyla ibadet edemedik.” derler. Layıkıyla kulluk yapamadıkları için Allah'tan hayâ ederler utanırlardı.
. . .
Hz. Musa a.s .:
- Ya Rabbi! Bana cennet lazım. Senden cennet isterim. Seni görmek de bana gerekli onu da isterim. Fakat bana ekmek tuz koyunların yiyeceği gibi düşük şeyler gerekince bunları senden nasıl
isterim dedi. Rabbi'nden günlük maişetine dair bir şeyler istemekten hayâ etti. Hak Tealâ buyurdu:
- Ya Musa! Maksat budur bunları isteyeceksin. Böylece her vakit bir ihtiyaç ile huzura gelinir yalvarılır. Bu bahane ile kulluk vazifeleri yapılır bana kavuşma yoluna girilmiş olur.
Rabbimiz de kullarından hayâ ediyor
Efendimiz s.a.v. buyurdu:
“Allah rahimdir kerimdir. Hayâyı çok sever. Kulu tarafından kendisine kaldırılan elleri içine bir şey koymadan geri çevirmekten hayâ eder.”
Biz “Dua ediyorum olmuyor vermiyor...” demekten hayâ etmez miyiz?
Bilmiyoruz görmüyoruz belki ellerimize neler neler koyuyor neler veriyor.
Rızasızlıktan hayâ etmez miyiz?
. . .
Allah Rasulü s.a.v. kudsî hadisleriyle bizlere nakletti:
“Allah Tealâ buyuruyor ki: Ey Ademoğlu ! Başınıza düşen aklık benim nurumdan bir nurdur. Ben nurumu nârımla azaplandırmaktan hayâ ederim. Öyleyse sen de benden hayâ et! Mahlukatımın bana olan ihtiyacı ve yüceliğim hakkı için müslüman olarak yaşlanmış kullarıma azap etmekten hayâ ederim.”
Sonra Efendimiz s.a.v. ağladı ağladı. Gözyaşları dinince sahabiler (Allah onlardan razı olsun) sordular:
- Ey Allah'ın Rasulü! Seni ağlatan nedir?
Efendimiz s.a.v. buyurdu:
- O kişinin haline ağlıyorum ki ondan Allah hayâ eder de o Allah'tan hayâ etmeyip günah işler.
. . .
Kullardan utanırız. Ama gerektiği yerde gerektiği şekilde değil. Haklarını hoyratça gasp ederiz kendilerine verdiğimiz sözleri tutmayız. Olmadıkları yerde haklarını savunmaz gıybetleri mi yapılıyor bir cümle de biz ekleriz!
Sonra yüzlerine gülmekten hayâ etmeyiz de…
Evimize misafir geldiklerinde Allah Tealâ'nın nimet olarak bahşettiklerini onlara ikram ederken utanır sıkılırız:
“Kusura bakmayın size layık değil ama ev de biraz dağınık!” deyiveririz.
Bir güler yüz bir güzel söz bir bardak su ne güzel ikramdır oysa.
Rabbimiz bizden hayâ eder. Biz sıkılmayız.
Gönüllerimiz bu dağınıklılığıyla onu kabul etmeye hazır mıdır?
O'na layık mıdır secdelerimiz rükûlarımız?
O'nu hakkıyla tesbih ve tenzih edebildik mi?
Allah ve Rasulü'nden utandıkları gibi…
Muhakkak ki sahabilerin hepsi birer hayâ timsali idi. Nitekim Allah Rasulü s.a.v .; “Hayâsı olmayanın dini de yoktur.” buyurmuşlardır.
Bir gün Efendimiz s.a.v. bir arkadaşına rastladı ki o Ensar'dan bir sahabiye şöyle diyordu:
- Sen çok hayâ ettin. Sana hayâ zarar verdi!
Bu sözleri duyan Efendimiz s.a.v .:
- Onu bırak zira hayâ imandandır ve hayâ ancak hayır getirir buyurdu.
Hz. Osman r.a. ise hayâ ile vasıflanmış hayâ cihetiyle diğer sahabilerden daha fazla öne çıkmıştı.
Bir gün Rasulullah s.a.v.'in huzurunda bir melek duruyordu.O sırada oradan Hz. Osman r.a. geçti. Melek:
- Bu geçen kimdir diye sordu. Rasulullah s.a.v .:
- Affan oğlu Osman'dır. buyurdular . Melek Hz. Osman'ın ismini işitince ayağa kalktı ve şöyle dedi:
- Ya Rasulallah ! Bu zattan bütün melekler utanır ona muhabbet ve hürmet ederler. Onun Hak Tealâ katında mertebesi çok yüksektir.
. . .
Hz. Osman r.a. güzelliği ile Yusuf a.s.'a benzerdi. Anlatıldığına göre Allah Rasulü s.a.v. onun yüzünün tamamını pek çok kez görmek istemiş fakat görmesi mümkün olmamıştı. Bu halini bir gün Cebrail a.s.'a anlattı. Cebrail a.s. şöyle dedi:
- Ben de onun yüzünü iyice göremedim. Osman'ın hürmeti büyüklüğü haşmeti biz meleklerin kalbinde o kadar yer etmiştir ki cemalini seyretmekten bizi alıkoymuştur. Her gece yarısı evinden mescide gelirken onun haşmet ve hayâsı yerdeki ve göklerdeki melekleri utandırır mahcup eyler.
. . .