19-11-2008, 13:46
Kardeşlik hukukunun hayata geçirilmesi gerekli...
Sosyolog Ali Bulaç Türkiye’de çatışma potansiyelinin bulunduğunu belirterek, sorunun kardeşlik hukukunun yeniden hayata geçirilmesiyle çözülebileceğini söyledi.
Türkiye bölünmez. Kürtlerin bir yere gideceği yok. Suriye, Irak, İran’daki Kürtler 25 milyonsa bunun 15 milyonu Türkiye’dedir. Karışık evlilikler vardır. Bu rakam aşağı yukarı 7 milyona tekabül ediyor. Ve Türkiye’deki Kürtlerin yüzde 65’i de batı bölgelerinde yaşıyor. Bunların da doğuya gidecekleri yok. Burada önemli olan, hakikaten kardeşlik hukukunun hayata geçmesidir. Aksi halde bizi bir arada tutabilecek başka bir ortak payda da yok
Çarşamba söyleşileri / Mustafa Canbey
Türkiye siyaseti yeni döneme hazırlanıyor. Yılardır halkın yakından tanıdığı ve seçimlerde defalarca oy vermek zorunda kaldığı liderler bir bir geri çekiliyor. Ve görevlerini yeni nesillere bırakıyorlar. Bugün siyasi parti liderlerine baktığımızda önemli bir değişim yaşandığını görebiliriz. AKP rüzgarı Türkiye siyasetindeki dengeleri değiştirdiği gibi yeni yapılanmaların da önünü açtı. Sosyolog-Yazar Ali Bulaç ile yaşanan bu değişim sürecini konuştuk. 26 Ekim’de Saadet Partisi’nde de yeni bir değişim oldu. Ülkesine yıllardır büyük hizmetler vermiş olan Recai Kutan, Genel Başkanlık koltuğunu Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’a devretti. Böylece Saadet Partisi de yeni bir döneme girdi. Peki bu değişim Türk siyasetine nasıl yansıyacak? Türkiye’nin köklü sorunları nelerdir ve bu sorunlar nasıl çözülecek?
Söyleşimizde bütün bunları Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç’a sorduk.
* Türk siyasal yaşamında önemli bir yeri olan Milli Görüş hareketi yeni bir döneme girdi. Yeni bir Genel Başkanla birlikte başlayan bu yeni dönemi nasıl yorumluyorsunuz?
Numan Kurtulmuş’un partinin başına gelmesi bir şanstır. Bu avantajı iyi kullanmak gerekir. Türkiye’de şu anda ben böyle bir partinin başında olsam şöyle bir strateji takip ederim. Benim gözlemlerime göre net yüzde 35 kararsızlar var. Seçmen kararsız. Yani hiçbir partiye oy vermiyor. Yüzde 10 ile 40 arasında başka seçenek olmadığı için kerhen, istemediği halde AKP’ye oy veren var. Bu çok yüksek bir rakamdır. Seçmenin 3’te biridir. Dolayısıyla seçmen bir arayış içindedir. Bu seçmenlere hitap edecek bir partiye ihtiyaç var. Bu parti merkez sağdan olmaz. Merkez sol olmaz. Tabii ki Saadet Partisi kendi geleneksel çizgisini yeni bir dille, yeni politikalarla, yeni simalarla, yeni bir üslupla ortaya koyabilir bunlara ulaşabilirse bu seçmene ulaşması mümkündür. Bu açıdan bir şanstır bir imkândır.
* Numan Kurtulmuş Türkiye için neden bir şanstır?
Numan Bey, dengeli mizacı olan kuşatıcı bir insandır. Çok bilgili, kültürlü, hemen sinirlenmeyen bir insan. Dolayısıyla donanımlı, ahlaki bakımdan da mizaç bakımından da geniş kitlelere ulaşabilecek bir insanın partinin başına geçmiş olması son derece önemli. Eğer Erbakan Hoca, Recai Kutan ve diğer bu çizgide çok emeği geçmiş insanlar ona arkadan destek verirlerse bu büyük bir şans olur. Bunu da açıkça söylemek lazım. Yani onlar bir bilge gibi ona arkadan manevi fikri ve lojistik destek verecek, arkasından duracaklar toplum bunu hissedecek. Bu çok önemli bir şeydir. Bu kadro Numan Kurtulmuş’a inisiyatif tanımalı, yeni gençlere mutlaka güven duyulmalı. Bence o zaman ilk seçimlerde başarı elde edebilir. Saadet Partisi yapılacak ilk seçimde barajı geçip mecliste iyi bir grup kurabilirse bu çok önemli bir başarı olur. Birdenbire iktidarı hedeflemeyebilir o çok da önemli değil. Ama bir sonraki seçimlerde de iktidar olur. Çünkü Türkiye’nin başka seçeneği yok. Türkiye merkez sağ ve merkez sol partilere gidemez. Çünkü bu partiler çökmüş durumda. CHP’nin hiç şansı yok veya DSP’nin.
* Oylar nereye kayabilir?
Onu anlatmak istiyorum. Şu anda bir arayış var. Milli Görüş mirasının başarısının en büyük nedeni bütün Türkiye’yi kapsayacak bir siyasete ve şemsiye açabilecek bir potansiyele sahip olmasıdır. Ben Milli Görüş’ten bu ülkenin tarihinde topraklarında kökü olan bir siyaseti anlıyorum. Milli Görüş’ün siyaset felsefesiyle bu toplumda siyasetin yapılması gerektiği şekliyle Milli Görüş’ün aktüel politikaları arasında bir uyuşmazlık var. Bu sorunun çözülmesi gerekir. Ak Parti iki dönemdir iktidarda, Bir takım sorunları çözemedi. Çözemediği sorunların altını tekrar çiziyoruz. Gelir bölüşümündeki adaleti sağlayamadı ve reel ekonomiyi iyileştiremedi. Yoksulluğu değil ortadan kaldırmak, azaltmadı bile. Yoksulların ve açların sayısında artış var. Temel hak ve özgürlükleri sağlayamadı. Başörtüsünden ruhban okuluna, azınlık haklarına, 301. maddeye varıncaya kadar, bu sorunlar devam ediyor. Güneydoğu ve Kürt sorunu çok şiddetli bir biçimde, artarak devam ediyor. Bunda da dişe dokunur bir şey yapmadı. 2007 seçimlerinde Güneydoğu veya Kürt seçmeni büyük bir kredi verdi. Fakat Başbakan 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı çok önemli konuşmasının arkasını getirmedi.
AKP’nin hataları Saadet’in şansını artırıyor
* Bundan sonraki dönemde başarı şansı nedir?
1974’teki gibi sıkı bir grup kurulursa hem meclisin içinde hem de dışında güçlü bir muhalefet yapma suretiyle gelecek seçimlerde şansını arttırabilir. Bunun için yapması gereken şeyler vardır. Türkiye’de oy deposu 3 yerde toplanmıştır. Bunlardan birincisi yoksul kesim. İkincisi Kürtler üçüncüsü de muhafazakâr kesimlerdir. Bu 3 toplumsal kesimin destek verdiği parti iktidara gelir. Bu muhafazakâr kesimden kastettiğim ise büyük kentlerde orta sınıfı temsil eden insanlar hem de Anadolu da küçük ve orta ölçekli sanayici ve tüccarlardır. Bu kesim ahlaki sorumluluğu olan siyasetçiyi temsil eder. Ama zaman zaman da liberal politikaların da takip edilmesini ister. Sermayeyle rekabet halindedir. Devlet zenginleriyle rekabet halindedir. Dolayısıyla Türkiye’de siyaset yapacak olan bir parti saf liberalizm yapamaz saf sosyalist politikalar da takip edemez. Yerine göre liberal yerine göre de müdahaleci ve korumacı politikalar takip etmek zorundadır. Her toplumsal katman farklı bir şey talep ediyor. Büyük kentlerin varoşlarında yaşayan nüfusun yüzde 70’i yoksuldur. 19 milyonun yoksul olduğu söyleniyor. Politikalarla daha da yoksullaştılar. Bugün istatistikler 12 milyonun yoksulluk sınırının altında yaşadığını gösteriyor. Bunlar liberal politikalar istemiyor. Bunlar korumacı politikalar istiyor. Burada tabiri caizse “sosyal demokrat” politikalar takip etmek gerekiyor. Ak Parti’nin 2002’den beri yaptığı ise milli gelirin yüzde 50’sini yüzde 20’ye vermek oldu.
*Ama AKP bu kadar liberal politikalar uygulamasına rağmen oy alıyor
Bunun birkaç sebebi var. Birincisi AKP bir Türkiye Partisi olarak ortaya çıkıyor. Becerebildiği en önemli iş budur. Onu da çok iyi yapıyor. Türkiye şu anda bir çatışmanın içinden geçiyor. Yani Türk-Kürt çatışması Türkleri ve Kürtleri çok rahatsız ediyor. Bu iki kesimi de kendi şemsiyesi altında toplayacak bir siyaset yapıyorlar. Bunu MHP yapamıyor. Çünkü Türk milliyetçisi bir partidir. CHP’de yapamıyor çünkü o da tek parti geleneğini devam ettiriyor devletin partisidir. DTP de yapamıyor o zaten Kürt milliyetçisi bir partidir. Dolayısıyla geriye bir tek AKP kalıyor. Ak Parti, Edirne’den Hakkâri’ye, Sinop’tan Anamur’a bütün Türkiye’ye hitap ediyor. İkincisi, AKP’ye en yakın olan rakip, en şiddetli rakip CHP. CHP hem tek parti geleneğini devam ettiriyor hem de radikal bir laiklik yapıyor. Yani din ve laiklik üzerinden AKP’ye muhalefet ediyor. O zaman diyor ki yurttaş, seçmen, “aç kalmayı tercih ediyorum ama dinime saldırana oy vermem ve AKP’nin yanında yer alıyorum.” Darbelere, darbe teşebbüslerine parti kapatmalara, 367’ye karşı çıkıyor vs. Gerçekte yani bütün bu kesimlere hitap eden politikaları olan bir parti ortaya çıktığında bin zannetmiyorum ki bu oy oranını korusun. Kararsız seçmendeki istikrarsız artış genelde Ak Parti’den umudunu kesen kitlenin arttığını gösteriyor.
*Ak Parti’de bir yıpranma süreci başladı mı?
Evet. Zaten bunca sene iktidarda olması dolayısıyla bir yıpranma var. Ayrıca yolsuzluklar ayyuka çıkmış durumda. Onlar da son derece önemli bir faktör. Türkiye’de seçmeni en çok rahatsız eden birincisi dinine politik saldırıda bulunulması, ikincisi yolsuzluklara bulaşılması. Seçmen hiç affetmiyor. Seçmen öyle bir şey ki, sadakati yoktur. Parti sadakati yoktur. İdeolojik, siyasi, lider sadakati yoktur. Seçmen dürüst, onu temsil edebilecek siyasetçi arıyor. Kendisi plaja gidiyor, akşam içki içiyor ama dinine küfredilince hemen tavır koyuyor. Türk seçmeninin de öyle bir yapısı vardır. Dolayısıyla bu iki şeye çok dikkat etmek gerekir. Merkez sol zaten hep bu hatayı yapar, bundan sonra da bu hatayı yapmaya devam edecektir. Üçüncü bir şık gerekir. Zaten Milli Görüş üçüncü şıktır. Üçüncü seçenek demektir zaten. Türkiye’de hep öyle olmuştur
AK Parti’nin özgürlükler karnesi zayıf
*İnsan hakları ve özgürlükler konusundaki gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz? Bu anlamda toplumun çözülmesini istediği çok ciddi sorunlar var değil mi?
İnsan hakları konusundaki gelişmeler eskisene nazaran daha iyi. Hükümet, AB üyelik sürecinde istemese de bazı adımlar atmış oldu. Fakat AK Parti iktidara geldiğinde “işkenceye sıfır” olacak diye hedef koymuştu. İyi bir hedefti. Ama çok da başarılı olamadı. Fakat şu var buna rağmen adalet bakanı çıkıp özür diliyor. Bu çok iyi bir şeydir. Kendi sisteminde yapılmış bir şey için özür dilemesi önemli bir şeydir.
* Ama af örgütü de özür dilemek bir şey değildir diyor. Yani insan ölmüş sonuçta…
Doğrudur ama soruşturma başlatıldı. 19 kişi görevden alındı. Eskiden böyle şeyler gündeme bile alınmazdı. Fakat insan hakları alanında genel olarak bir iyileştirme yapıldı. Türkiye’deki insan haklarındaki sorun askeri ve sivil bürokrasinin siyasete müdahalesinden kaynaklanmaktadır. Şimdi AKP bu konuda çok zayıftır. Birincisi askerin sivil siyaset üzerindeki etkisi devam ediyor. Çünkü AKP yapması gerekeni yapmadı. Yapması gereken 1924 anayasasında ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Millet hâkimiyetini meclis aracılığıyla kullanır’ hükmü anayasanın başlangıç maddeleri arasında yer alırken 1961 ve 1982 anayasalarında “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir millet hâkimiyetini yetkili merciler aracılığıyla kullanır” hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla MGK, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay gibi anayasal organlar meclis gibi yetki kullanıyor. Yani asker büyük ölçüde siyasete müdahale ederken gücünü Anayasa’dan alıyor. AKP bunu değiştirmedi. Tekrar 1924 Anayasası’na irca etmesi gerekirdi. Bunu yapmadı. Dolayısıyla bugün asker siyasete müdahale ediyorsa bunu kanunsuz olarak yapmıyor. Bunun karşılığı var. Bundan dolayı askere kızmak da yanlıştır. Siviller kendilerine kızmalı önce anayasal zemini değiştirmeleri gerekiyor. İkincisi de yargı inanılmaz derecede müdahale ediyor. Asker ve yargı müdahale ettiğinde zaten temel haklar konusunda sorun çıkıyor. Kuvvetler ayrılığı vardır Türkiye’de yasama yetkisini halktan alır. 4 sene sonra da halka hesap verir. Yürütme ilkesini de halktan alıp hesap veriyor. Gerektiğinde yüce divana bile verilebiliyorlar.
Türkiye’de merkez partilerin toplumsal karşılığı yok
* CHP’nin DSP’nin ya da diğer merkez sağ partilerin neden şansı yok?
Türkiye’de merkez sağ ve merkez sol partilerin şansı yoktur. Çünkü yelpazenin hangi tarafında olursa olsun merkez sağ ve merkez sol partiler sınıf esasına göre kurulmuş bir siyasetin partileridir. Türkiye’de sınıf olmadığı, sanayi devrimi yaşanmadığı için burjuvazi olmadı. İşçiler de proletarya bilinci taşımadığı için merkez sağdan mesela liberal partilerin burjuva partilerinin veya muhafazakâr demokrat partilerinin toplumsal bir karşılığı yok. Bunların karşılığı olmadığı için merkez soldan da komünist partilerin veya işçi partilerinin de bir karşılığı yok. Çünkü Türkiye’de işçi çalışan bir kesimdir. Sendikal ve sosyal haklarının düzenlenmesini ister. Fakat bunda bir proletarya bilinci yoktur. Çünkü onun tarihinde bir materyalizm yoktur. Sınıf mücadelesi yoktur. Dolayısıyla sosyalist ve komünist partilere oy vermez. Türkiye’de devlet zengini vardır. Dolayısıyla liberal partilerin veya muhafazakâr demokrat partilerin de onları iktidara götürecek sınıfları yoktur. Öyle olunca yeni bir siyaset olması gerekir. Ve Türkiye 1969 yılında kendi tarihine uygun bir siyaset mecrasını buldu. MNP ile ortaya çıkan milli görüş partileri gerçekte bütün toplumu içinde barındırabilecek bir şemsiyeye sahipti. O açıdan sahicidir. Ve bugün de onların iddiası bitmiş değildir. Bana sorarsanız Ak Parti 2007 seçimlerinde milli görüş geleneğini isimlendirmeden, telaffuz etmeden kullandığı için bir Türkiye partisi olarak ortaya çıktı. Yani Ak Parti’ye 2007 seçimlerinde yüzde 47 oranında oy kazandıran liberal politikalar, muhafazakâr-demokrat bir dil de değildir.
* Milli Görüş Partileri neden bu kadar az oy aldı?
1990’lardan itibaren iki kutuplu dünya dağıldı. Büyük bir kentleşme ortaya çıktı. Devletler küçülmeye başladı. Yerel yönetimler ortaya çıktı ve bölgesel entegrasyonlar güç kazandı. Milli Görüş partilerinin de 1970’lerin şartlarında tespit ettikleri ve o gün içinde anlamlı olan iktisadi ve sosyal politikalarını gözden geçirmeleri gerekirdi. Bu Refah Partisi’nde oldu. Milli Görüş geleneğinde bir reformdu. Kendi çizgisinde reform yapan bir partiydi ve bundan dolayı yüzde 21 oy aldı ve iktidar oldu. Fakat Fazilet Partisi’ne geldiğimiz zaman yani Fazilet döneminden sonra eski politikalarda ısrar edildiği için yeni duruma intibak edilemedi. İşte o zaman geriye düştü. Mesela bu dönemde ya İslam birliğini savunmak gerekiyor ya da Avrupa Birliği’ni. Ak Parti AB’den yana tavır koydu. Bugün Milli Görüş partileri temel varsayımlarında temel politikalarında hala iddialarını devam ettiriyorlar. İddialar sona ermiş değil çünkü toplumdaki problemler çözülemedi. Fakat dillerini değiştirmedikleri için gelişmelerin arkasında kaldı. Tabi en önemlisi de 28 Şubat’ın ağır tahribatı ve küresel kapitalizmin de hem dünyada İslam’a karşı hem Türkiye’de milli görüş partilerine karşı ağır önlemler alması.
Sosyolog Ali Bulaç Türkiye’de çatışma potansiyelinin bulunduğunu belirterek, sorunun kardeşlik hukukunun yeniden hayata geçirilmesiyle çözülebileceğini söyledi.
Türkiye bölünmez. Kürtlerin bir yere gideceği yok. Suriye, Irak, İran’daki Kürtler 25 milyonsa bunun 15 milyonu Türkiye’dedir. Karışık evlilikler vardır. Bu rakam aşağı yukarı 7 milyona tekabül ediyor. Ve Türkiye’deki Kürtlerin yüzde 65’i de batı bölgelerinde yaşıyor. Bunların da doğuya gidecekleri yok. Burada önemli olan, hakikaten kardeşlik hukukunun hayata geçmesidir. Aksi halde bizi bir arada tutabilecek başka bir ortak payda da yok
Çarşamba söyleşileri / Mustafa Canbey
Türkiye siyaseti yeni döneme hazırlanıyor. Yılardır halkın yakından tanıdığı ve seçimlerde defalarca oy vermek zorunda kaldığı liderler bir bir geri çekiliyor. Ve görevlerini yeni nesillere bırakıyorlar. Bugün siyasi parti liderlerine baktığımızda önemli bir değişim yaşandığını görebiliriz. AKP rüzgarı Türkiye siyasetindeki dengeleri değiştirdiği gibi yeni yapılanmaların da önünü açtı. Sosyolog-Yazar Ali Bulaç ile yaşanan bu değişim sürecini konuştuk. 26 Ekim’de Saadet Partisi’nde de yeni bir değişim oldu. Ülkesine yıllardır büyük hizmetler vermiş olan Recai Kutan, Genel Başkanlık koltuğunu Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’a devretti. Böylece Saadet Partisi de yeni bir döneme girdi. Peki bu değişim Türk siyasetine nasıl yansıyacak? Türkiye’nin köklü sorunları nelerdir ve bu sorunlar nasıl çözülecek?
Söyleşimizde bütün bunları Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç’a sorduk.
* Türk siyasal yaşamında önemli bir yeri olan Milli Görüş hareketi yeni bir döneme girdi. Yeni bir Genel Başkanla birlikte başlayan bu yeni dönemi nasıl yorumluyorsunuz?
Numan Kurtulmuş’un partinin başına gelmesi bir şanstır. Bu avantajı iyi kullanmak gerekir. Türkiye’de şu anda ben böyle bir partinin başında olsam şöyle bir strateji takip ederim. Benim gözlemlerime göre net yüzde 35 kararsızlar var. Seçmen kararsız. Yani hiçbir partiye oy vermiyor. Yüzde 10 ile 40 arasında başka seçenek olmadığı için kerhen, istemediği halde AKP’ye oy veren var. Bu çok yüksek bir rakamdır. Seçmenin 3’te biridir. Dolayısıyla seçmen bir arayış içindedir. Bu seçmenlere hitap edecek bir partiye ihtiyaç var. Bu parti merkez sağdan olmaz. Merkez sol olmaz. Tabii ki Saadet Partisi kendi geleneksel çizgisini yeni bir dille, yeni politikalarla, yeni simalarla, yeni bir üslupla ortaya koyabilir bunlara ulaşabilirse bu seçmene ulaşması mümkündür. Bu açıdan bir şanstır bir imkândır.
* Numan Kurtulmuş Türkiye için neden bir şanstır?
Numan Bey, dengeli mizacı olan kuşatıcı bir insandır. Çok bilgili, kültürlü, hemen sinirlenmeyen bir insan. Dolayısıyla donanımlı, ahlaki bakımdan da mizaç bakımından da geniş kitlelere ulaşabilecek bir insanın partinin başına geçmiş olması son derece önemli. Eğer Erbakan Hoca, Recai Kutan ve diğer bu çizgide çok emeği geçmiş insanlar ona arkadan destek verirlerse bu büyük bir şans olur. Bunu da açıkça söylemek lazım. Yani onlar bir bilge gibi ona arkadan manevi fikri ve lojistik destek verecek, arkasından duracaklar toplum bunu hissedecek. Bu çok önemli bir şeydir. Bu kadro Numan Kurtulmuş’a inisiyatif tanımalı, yeni gençlere mutlaka güven duyulmalı. Bence o zaman ilk seçimlerde başarı elde edebilir. Saadet Partisi yapılacak ilk seçimde barajı geçip mecliste iyi bir grup kurabilirse bu çok önemli bir başarı olur. Birdenbire iktidarı hedeflemeyebilir o çok da önemli değil. Ama bir sonraki seçimlerde de iktidar olur. Çünkü Türkiye’nin başka seçeneği yok. Türkiye merkez sağ ve merkez sol partilere gidemez. Çünkü bu partiler çökmüş durumda. CHP’nin hiç şansı yok veya DSP’nin.
* Oylar nereye kayabilir?
Onu anlatmak istiyorum. Şu anda bir arayış var. Milli Görüş mirasının başarısının en büyük nedeni bütün Türkiye’yi kapsayacak bir siyasete ve şemsiye açabilecek bir potansiyele sahip olmasıdır. Ben Milli Görüş’ten bu ülkenin tarihinde topraklarında kökü olan bir siyaseti anlıyorum. Milli Görüş’ün siyaset felsefesiyle bu toplumda siyasetin yapılması gerektiği şekliyle Milli Görüş’ün aktüel politikaları arasında bir uyuşmazlık var. Bu sorunun çözülmesi gerekir. Ak Parti iki dönemdir iktidarda, Bir takım sorunları çözemedi. Çözemediği sorunların altını tekrar çiziyoruz. Gelir bölüşümündeki adaleti sağlayamadı ve reel ekonomiyi iyileştiremedi. Yoksulluğu değil ortadan kaldırmak, azaltmadı bile. Yoksulların ve açların sayısında artış var. Temel hak ve özgürlükleri sağlayamadı. Başörtüsünden ruhban okuluna, azınlık haklarına, 301. maddeye varıncaya kadar, bu sorunlar devam ediyor. Güneydoğu ve Kürt sorunu çok şiddetli bir biçimde, artarak devam ediyor. Bunda da dişe dokunur bir şey yapmadı. 2007 seçimlerinde Güneydoğu veya Kürt seçmeni büyük bir kredi verdi. Fakat Başbakan 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı çok önemli konuşmasının arkasını getirmedi.
AKP’nin hataları Saadet’in şansını artırıyor
* Bundan sonraki dönemde başarı şansı nedir?
1974’teki gibi sıkı bir grup kurulursa hem meclisin içinde hem de dışında güçlü bir muhalefet yapma suretiyle gelecek seçimlerde şansını arttırabilir. Bunun için yapması gereken şeyler vardır. Türkiye’de oy deposu 3 yerde toplanmıştır. Bunlardan birincisi yoksul kesim. İkincisi Kürtler üçüncüsü de muhafazakâr kesimlerdir. Bu 3 toplumsal kesimin destek verdiği parti iktidara gelir. Bu muhafazakâr kesimden kastettiğim ise büyük kentlerde orta sınıfı temsil eden insanlar hem de Anadolu da küçük ve orta ölçekli sanayici ve tüccarlardır. Bu kesim ahlaki sorumluluğu olan siyasetçiyi temsil eder. Ama zaman zaman da liberal politikaların da takip edilmesini ister. Sermayeyle rekabet halindedir. Devlet zenginleriyle rekabet halindedir. Dolayısıyla Türkiye’de siyaset yapacak olan bir parti saf liberalizm yapamaz saf sosyalist politikalar da takip edemez. Yerine göre liberal yerine göre de müdahaleci ve korumacı politikalar takip etmek zorundadır. Her toplumsal katman farklı bir şey talep ediyor. Büyük kentlerin varoşlarında yaşayan nüfusun yüzde 70’i yoksuldur. 19 milyonun yoksul olduğu söyleniyor. Politikalarla daha da yoksullaştılar. Bugün istatistikler 12 milyonun yoksulluk sınırının altında yaşadığını gösteriyor. Bunlar liberal politikalar istemiyor. Bunlar korumacı politikalar istiyor. Burada tabiri caizse “sosyal demokrat” politikalar takip etmek gerekiyor. Ak Parti’nin 2002’den beri yaptığı ise milli gelirin yüzde 50’sini yüzde 20’ye vermek oldu.
*Ama AKP bu kadar liberal politikalar uygulamasına rağmen oy alıyor
Bunun birkaç sebebi var. Birincisi AKP bir Türkiye Partisi olarak ortaya çıkıyor. Becerebildiği en önemli iş budur. Onu da çok iyi yapıyor. Türkiye şu anda bir çatışmanın içinden geçiyor. Yani Türk-Kürt çatışması Türkleri ve Kürtleri çok rahatsız ediyor. Bu iki kesimi de kendi şemsiyesi altında toplayacak bir siyaset yapıyorlar. Bunu MHP yapamıyor. Çünkü Türk milliyetçisi bir partidir. CHP’de yapamıyor çünkü o da tek parti geleneğini devam ettiriyor devletin partisidir. DTP de yapamıyor o zaten Kürt milliyetçisi bir partidir. Dolayısıyla geriye bir tek AKP kalıyor. Ak Parti, Edirne’den Hakkâri’ye, Sinop’tan Anamur’a bütün Türkiye’ye hitap ediyor. İkincisi, AKP’ye en yakın olan rakip, en şiddetli rakip CHP. CHP hem tek parti geleneğini devam ettiriyor hem de radikal bir laiklik yapıyor. Yani din ve laiklik üzerinden AKP’ye muhalefet ediyor. O zaman diyor ki yurttaş, seçmen, “aç kalmayı tercih ediyorum ama dinime saldırana oy vermem ve AKP’nin yanında yer alıyorum.” Darbelere, darbe teşebbüslerine parti kapatmalara, 367’ye karşı çıkıyor vs. Gerçekte yani bütün bu kesimlere hitap eden politikaları olan bir parti ortaya çıktığında bin zannetmiyorum ki bu oy oranını korusun. Kararsız seçmendeki istikrarsız artış genelde Ak Parti’den umudunu kesen kitlenin arttığını gösteriyor.
*Ak Parti’de bir yıpranma süreci başladı mı?
Evet. Zaten bunca sene iktidarda olması dolayısıyla bir yıpranma var. Ayrıca yolsuzluklar ayyuka çıkmış durumda. Onlar da son derece önemli bir faktör. Türkiye’de seçmeni en çok rahatsız eden birincisi dinine politik saldırıda bulunulması, ikincisi yolsuzluklara bulaşılması. Seçmen hiç affetmiyor. Seçmen öyle bir şey ki, sadakati yoktur. Parti sadakati yoktur. İdeolojik, siyasi, lider sadakati yoktur. Seçmen dürüst, onu temsil edebilecek siyasetçi arıyor. Kendisi plaja gidiyor, akşam içki içiyor ama dinine küfredilince hemen tavır koyuyor. Türk seçmeninin de öyle bir yapısı vardır. Dolayısıyla bu iki şeye çok dikkat etmek gerekir. Merkez sol zaten hep bu hatayı yapar, bundan sonra da bu hatayı yapmaya devam edecektir. Üçüncü bir şık gerekir. Zaten Milli Görüş üçüncü şıktır. Üçüncü seçenek demektir zaten. Türkiye’de hep öyle olmuştur
AK Parti’nin özgürlükler karnesi zayıf
*İnsan hakları ve özgürlükler konusundaki gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz? Bu anlamda toplumun çözülmesini istediği çok ciddi sorunlar var değil mi?
İnsan hakları konusundaki gelişmeler eskisene nazaran daha iyi. Hükümet, AB üyelik sürecinde istemese de bazı adımlar atmış oldu. Fakat AK Parti iktidara geldiğinde “işkenceye sıfır” olacak diye hedef koymuştu. İyi bir hedefti. Ama çok da başarılı olamadı. Fakat şu var buna rağmen adalet bakanı çıkıp özür diliyor. Bu çok iyi bir şeydir. Kendi sisteminde yapılmış bir şey için özür dilemesi önemli bir şeydir.
* Ama af örgütü de özür dilemek bir şey değildir diyor. Yani insan ölmüş sonuçta…
Doğrudur ama soruşturma başlatıldı. 19 kişi görevden alındı. Eskiden böyle şeyler gündeme bile alınmazdı. Fakat insan hakları alanında genel olarak bir iyileştirme yapıldı. Türkiye’deki insan haklarındaki sorun askeri ve sivil bürokrasinin siyasete müdahalesinden kaynaklanmaktadır. Şimdi AKP bu konuda çok zayıftır. Birincisi askerin sivil siyaset üzerindeki etkisi devam ediyor. Çünkü AKP yapması gerekeni yapmadı. Yapması gereken 1924 anayasasında ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Millet hâkimiyetini meclis aracılığıyla kullanır’ hükmü anayasanın başlangıç maddeleri arasında yer alırken 1961 ve 1982 anayasalarında “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir millet hâkimiyetini yetkili merciler aracılığıyla kullanır” hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla MGK, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay gibi anayasal organlar meclis gibi yetki kullanıyor. Yani asker büyük ölçüde siyasete müdahale ederken gücünü Anayasa’dan alıyor. AKP bunu değiştirmedi. Tekrar 1924 Anayasası’na irca etmesi gerekirdi. Bunu yapmadı. Dolayısıyla bugün asker siyasete müdahale ediyorsa bunu kanunsuz olarak yapmıyor. Bunun karşılığı var. Bundan dolayı askere kızmak da yanlıştır. Siviller kendilerine kızmalı önce anayasal zemini değiştirmeleri gerekiyor. İkincisi de yargı inanılmaz derecede müdahale ediyor. Asker ve yargı müdahale ettiğinde zaten temel haklar konusunda sorun çıkıyor. Kuvvetler ayrılığı vardır Türkiye’de yasama yetkisini halktan alır. 4 sene sonra da halka hesap verir. Yürütme ilkesini de halktan alıp hesap veriyor. Gerektiğinde yüce divana bile verilebiliyorlar.
Türkiye’de merkez partilerin toplumsal karşılığı yok
* CHP’nin DSP’nin ya da diğer merkez sağ partilerin neden şansı yok?
Türkiye’de merkez sağ ve merkez sol partilerin şansı yoktur. Çünkü yelpazenin hangi tarafında olursa olsun merkez sağ ve merkez sol partiler sınıf esasına göre kurulmuş bir siyasetin partileridir. Türkiye’de sınıf olmadığı, sanayi devrimi yaşanmadığı için burjuvazi olmadı. İşçiler de proletarya bilinci taşımadığı için merkez sağdan mesela liberal partilerin burjuva partilerinin veya muhafazakâr demokrat partilerinin toplumsal bir karşılığı yok. Bunların karşılığı olmadığı için merkez soldan da komünist partilerin veya işçi partilerinin de bir karşılığı yok. Çünkü Türkiye’de işçi çalışan bir kesimdir. Sendikal ve sosyal haklarının düzenlenmesini ister. Fakat bunda bir proletarya bilinci yoktur. Çünkü onun tarihinde bir materyalizm yoktur. Sınıf mücadelesi yoktur. Dolayısıyla sosyalist ve komünist partilere oy vermez. Türkiye’de devlet zengini vardır. Dolayısıyla liberal partilerin veya muhafazakâr demokrat partilerin de onları iktidara götürecek sınıfları yoktur. Öyle olunca yeni bir siyaset olması gerekir. Ve Türkiye 1969 yılında kendi tarihine uygun bir siyaset mecrasını buldu. MNP ile ortaya çıkan milli görüş partileri gerçekte bütün toplumu içinde barındırabilecek bir şemsiyeye sahipti. O açıdan sahicidir. Ve bugün de onların iddiası bitmiş değildir. Bana sorarsanız Ak Parti 2007 seçimlerinde milli görüş geleneğini isimlendirmeden, telaffuz etmeden kullandığı için bir Türkiye partisi olarak ortaya çıktı. Yani Ak Parti’ye 2007 seçimlerinde yüzde 47 oranında oy kazandıran liberal politikalar, muhafazakâr-demokrat bir dil de değildir.
* Milli Görüş Partileri neden bu kadar az oy aldı?
1990’lardan itibaren iki kutuplu dünya dağıldı. Büyük bir kentleşme ortaya çıktı. Devletler küçülmeye başladı. Yerel yönetimler ortaya çıktı ve bölgesel entegrasyonlar güç kazandı. Milli Görüş partilerinin de 1970’lerin şartlarında tespit ettikleri ve o gün içinde anlamlı olan iktisadi ve sosyal politikalarını gözden geçirmeleri gerekirdi. Bu Refah Partisi’nde oldu. Milli Görüş geleneğinde bir reformdu. Kendi çizgisinde reform yapan bir partiydi ve bundan dolayı yüzde 21 oy aldı ve iktidar oldu. Fakat Fazilet Partisi’ne geldiğimiz zaman yani Fazilet döneminden sonra eski politikalarda ısrar edildiği için yeni duruma intibak edilemedi. İşte o zaman geriye düştü. Mesela bu dönemde ya İslam birliğini savunmak gerekiyor ya da Avrupa Birliği’ni. Ak Parti AB’den yana tavır koydu. Bugün Milli Görüş partileri temel varsayımlarında temel politikalarında hala iddialarını devam ettiriyorlar. İddialar sona ermiş değil çünkü toplumdaki problemler çözülemedi. Fakat dillerini değiştirmedikleri için gelişmelerin arkasında kaldı. Tabi en önemlisi de 28 Şubat’ın ağır tahribatı ve küresel kapitalizmin de hem dünyada İslam’a karşı hem Türkiye’de milli görüş partilerine karşı ağır önlemler alması.