Anadolu Forum

Tam Versiyon: ABD'ye boyun eğdik
Şu anda tam olmayan bir veriyonu görüntülüyorsunuz. Tam versiyonu görmek için, buraya tıklayın
Hürriyet
15.10.1996

Refah Partili Devlet Bakanı Abdullah Gül, Mısır’da İngilizce yayınlanan haftalık Al-Ahram Gazetesi’ne verdiği demeçte, büyük itirafta bulundu. Türkiye’yi İsrail’le askeri anlaşma imzalamaya ABD’nin zorladığını söyledi. Gül Fantom uçaklarının yenilenmesi için ABD gerekli teknolojiyi vermeyince, bu teknolojiye sahip tek ülke olan İsrail ile anlaşmak zorunda kalındığını kaydetti.

Mısır’da haftalık yayınlanan Al-Ahram Gazetesi’ne demeç veren Abdullah Gül, “ABD’ye boyun eğdik” itirafında bulundu. Başbakan Necmettin Erbakan’ın sol kolu ve dış politikadan sorumlu bakanı olarak tanıtılan Gül Türkiye ile İsrail arasında imzalanan anlaşmalarla ilgili olarak şunları söyledi:

“İktidara gelmeden önce savunma anlaşmasıyla ilgili şüphelerimiz vardı. Ama sonra belgelere ulaştığımızda, anlaşmanın Mısır’ın da içinde olduğu 17 diğer ülkeyle imzalanan anlaşmadan farklı olmadığını gördük. Refahyol koalisyonu ise anlaşma denilemeyecek bir şey imzaladı. Çünkü Amerikalılar bizi İsrail ile anlaşmaya zorladı. Bu anlaşmanın hikayesi, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait 60 fantom uçağını yenilemek için gerekli know-how ve teknolojiyi bize temin etmeleri için ABD’ye başvurmamızla başlıyor. ABD’den gelen tek yanıt, kesin bir “Hayır” oldu. Bununla birlikte, bu teknolojiyi en kolay şekilde sağlayabileceğimiz tek ülkenin İsrail olduğunu bildirdiler.

İki seçimimiz vardı, ya yaklaşık 600 milyon dolar tutan 60 Fantom’un yenilenmesini unutacaktık, ya da İsrail’le anlaşacaktık. Maalesef, İsrail bunu kullanarak Türkiye ile ortaklık yaptığını ileri sürdü ve bölgede bu propagandayı yaydı. İddiaları doğru değildir. Ayrıca, anlaşmada yer alan bir şart, bu know-how’u istediğimiz başka bir ülkeyle paylaşmamıza izin veriyor.

İslam ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmak istediklerini söyleyen Abdullah Gül, Erbakan’ın Libya gezisinin ABD Türk ilişkilerini olumsuz etkileyeceği görüşünde olmadığını söyledi.

Abdullah Gül, Refah Partisi’nin seçim vaatlerini yerine getirmemekle suçlandığı yolundaki soruya da; “Koalisyon hükümeti olmamız, seçim programımızı uygulayamayacağımız anlamına gelir. Türk seçmenler bize oyların yarısını vermeyi tercih etti. Hükümet sadece Refah tarafından yöneltilmediği için uzlaşma sağlamak zorundayız. Bu yüzden bazı program ve prensiplerimizi uygulayabilmek için beklemek zorundayız. Biz prensiplerimize bağlıyız. Tüm İslam dünyası için iyi bir şeyler yaptığımızı düşünüyorum” cevabını verdi.

--------------------------------------------------------------------------------

İşte muhalefet döneminin cevval ABD düşmanı Refah Partisi, sadece çöl bedevilerine boyun eğmemiş, aynı zamanda büyük şeytan kabul ettiği ABD’ye de boyun eğmişti.
Türkiye-İsrail ilişkileri

REFAHYOL dönemindeki ilişkilerin seyri?


"Şevket Kazan / Refah Gerçeği 2" kitabından alınmıştır

2. Dünya Harbinden sonra 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatının ilk icraatlarından birisi 1948’de Filistin toprakları üzerinde İsrail’i kurmaktı. Bu yeni İsrail’i ilk tanıyan devlet ABD, ondan on bir saat sonra tanıyan ikinci devlet ise Türkiye olmuştu. Ne var ki Türkiye, uzun yıllar İsrail ile ilişkilerini elçilik düzeyinde değil, maslahatgüzarlık seviyesinde sürdürdü.

Türkiye ile İsrail arasında bugünkü noktaya gelen ilişkilerin başlaması ve geliştirilmesi, komünist rejimin çöktüğü ve özellikle Filistin’liler ile İsrail arasında barış rüzgarlarının estiği 1990’lı yıllara rastlar. Bu tarihe kadar İsrail’le ilişkilerde Müslüman Arap dünyasına saygı gösteren Türkiye, artık kendisini daha rahat hissetmeye başlar.

İlişkinin başladığı yıllarda iktidarda DYP-SHP koalisyonu vardır ve Süleyman Demirel Başbakandır. Türkiye ile İsrail arasındaki ilk anlaşma işte bu sırada 11.09.1992 tarihinde imzalanan "Turizm Alanında İşbirliği Anlaşması"dır.

1993’te, Turgut Özal’ın ölümü üzerine Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Tansu Çiller de başbakan olunca bu iki ülke arasındaki ilişkiler birden tırmanışa geçti.

Esasen Türkiye-İsrail ilişkilerini konu alan kitaplar, bu tırmanışın Türkiye’de üç mimarı olduğunu yazarlar: Süleyman Demirel, Tansu Çiller ve Çevik Bir. (Stratejik İttifak, Alptekin Dursunoğlu, sh. 25)

Bu görüşün ne derece doğru olduğunu anlamak için, bu üçlünün görevde olduğu dönemlerdeki ilişkilerin seyir grafiğine kısa bir bakış yapmakta zaruret vardır.

Türkiye-İsrail ilişkilerinin REFAHYOL’dan önceki durumu:

* 21.01.1994 İsrail’le Savunma İşbirliği Anlaşması (Çiller Hükümeti Dönemi)

* 25.01.1994 Türkiye’deki Yahudilerin 500. yıl kutlamaları. (Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in İsrail Cumhurbaşkanı Weizman’ı İstanbul’da şeref misafiri olarak ağırlaması)

* 25.01.1994 Demirel ile Weizman arasında her alanda işbirliği anlaşması imzalanması.(Çiller Hükümeti Dönemi)

* 31.03.1994 Güvenlik/Gizlilik Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

* 04.06.1994 Çevre Sorunlarında ve Doğa Korunmasında İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması.(Çiller Hükümeti Dönemi)

* 15.01.1995 Terörizm ve Diğer Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

* 13.03.1995 Telekomünikasyon ve Posta Alanında İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

* 24.04.1995 Sağlık ve Tıp Alanında İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

* 07.11.1995 F4 Uçaklarının Modernizasyonu Projesi Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller Hükümeti Dönemi)

* 23.02.1996 Türkiye - İsrail Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması. (Çiller-Çevik Bir Dönemi)

Müslüman Arap Dünyasında en büyük tepkiyi çeken anlaşma işte bu anlaşmadır.

* 11.03.1996 Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in İsrail Ziyareti (En üst düzey İlk devlet ziyareti)

* 14.03.1996 Türkiye-İsrail Serbest Ticaret Alanı Anlaşması’nın imzalanması. (Gümrüklerin Sıfırlanması) (ANAYOL Hükümeti Dönemi) (REFAHYOL Hükümeti’nin 16.01.1997 tarihinde onaylanması için TBMM’ye gönderdiği bu anlaşma Genel Kurul’un 04.04.1997 tarihli oturumunda kabul edilmiş, ne var ki neşrinden sonra Başbakan Erbakan tarafından uygulanması durdurulmuştur.)

* 16.06.1996 Türkiye-İsrail Ticaret, ekonomi, sinai, teknik ve bilimsel işbirliği anlaşması (ANAYOL Dönemi)


Türkiye-İsrail arasında yapılan anlaşmaların çoğunda, Türk tarafında başrolü ordunun oynamakta olması, hem Amerikalılar ve hem de İsrail’liler için önemli bir güven kaynağıydı. O kadar ki 1996 yılının Haziran ayında HABİTAT zirvesine katılmak için Türkiye’ye gelen İsrail Cumhurbaşkanı Weizman’ın İsrail’in Sesi radyosuna yaptığı açıklamada "Süleyman Demirel’i çok iyi tanıyorum ve Ordunun da kenarda bekleyeceğini sanmıyorum. Şu anda korku üzerine değerlendirme yapmanın bir anlamı yok" demesi bu güvenin ifadesi oluyordu. (Stratejik ittifak, sh. 72)

Aynı tarihlerde (22.06.1996) Mehmet Ali Birand Sabah Gazetesindeki yazısında şunları yazıyordu:

"Türkiye’nin İsrail ile Askeri İşbirliği Anlaşması yapması eskiden beri Türk Amerikan ve İsrail Genelkurmayları’nın rüyalarından biriydi...

Üstelik Türkiye aynı tip anlaşmayı 16 başka ülkeyle imzalamıştı. Türk ve İsrail Genelkurmay Başkanlıkları arasında görüşmeler başlatıldı. Dışişleri Bakanlığının da fikri alındı ve bir sakıncası olmadığı işareti geldi. Ayrıntılar iki ülkenin askerleri tarafından kağıda döküldü ve kimselere haber verilmeden imzalandı. Eğer Savunma Bakanı kazara ağzından kaçırmış izlenimi veren bir açıklama yapmasa daha bir süre kimse farkına dahi varamayacaktı...

İkinci adım eğitimin ötesinde iki ülkenin tam bir askeri işbirliğine girmeleri, ortak manevralar ve ortak stratejiler üretmeleri olabilirdi...

Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, Amerika gezisi sırasında Yahudi lobisini etkilemeyi düşündüğü için olacak, konuşmalarında anlaşmaya çok ağırlık verdi...

Ancak anlaşmanın Türk Genelkurmayının 2 numaralı bir generali tarafından övgü dolu cümlelerle tanıtılması... Arap çevrelerin hemen dikkatini tahrik etti .

Dışişleri veya Başbakanlık susuyor, durmadan Genelkurmay konuşuyor, demeçler veriyor.

Bunlar yetmiyormuş gibi seçim arefesindeki İsrail ve Amerikan basını birden bire anlaşmayı ballandıra ballandıra anlatmaya başladılar...

Türk basını da geri kalır mı?

Türk-İsrail uçaklarının ortak eğitimi İsrail Genelkurmay yetkilisinin Çevik Bir Paşa’yı ziyareti sırasındaki basın açıklamaları da buna eklenince, Arap Dünyasındaki kuşku ve kaygılar en üst noktaya çıkıverdi."

Bu yazılara burada yer vermemizin sebebi yazıda bahsi geçen ilişkilerin tamamının REFAHYOL Hükümeti’nden önceki dönemde gerçekleştiğini tescil etmektir.

REFAHYOL dönemindeki durum


ABD ile içli dışlı olmaya alışmış geçmiş TC. hükümetleri, İsrail-Filistin ihtilafında daima İsrail’den yana tavır almışlar, İsrail’i hoş tutmuşlar ve özellikle Müslüman Arap Dünyasının tepkilerini hiçe sayarak İsrail ile ikili ve stratejik anlaşmalar imzalamışlardır.

Refah Partisi’nin şahsiyetli dış politika anlayışında Türkiye’nin İsrail’le ilişkileri konusunda öngörülen ilk hedef İsrail’in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesiydi.

Birçok araştırmacı yazar gibi Refah Partisi de İsrail’i, işgal ettiği Müslüman topraklarda devlet terörünü en iyi uygulayan bir ülke olarak görüyordu. Esasen 20.04.1996 tarihinde İstanbul’da 96. toplantısını yapan, Dünya Parlamentolar Birliği’nin "Terörizmle Savaş Komisyonu" bildirisinde, "İsrail’in devlet terörü yaptığı" hükmünün yer almasına İsrail’in Genel Kurulda yaptığı itiraz, 451’e karşı 663 oyla reddedilmişti.

Onun için Weizman’ın tam da Refah Partisi’nin Hükümet kurma çalışmalarını yoğunlaştırdığı bir sırada Habitat II toplantısı için İstanbul’a gelişinde yaptığı açıklamalar son derece dikkat çekiciydi.

Weizman açıkça Refah Partili bir hükümetin kurulmaması gerektiğini söylüyor, O’nun bu cür’etkârlığı da yerli şakşakçılarından büyük alkış alıyordu.

Hem Batıda, hem İsrail’de, hem de Türkiye’deki masonik çevrelerde cevabı merak edilen soru şuydu: Refah Partisi iktidara gelirse Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler ne olacaktı?

Aslında malum çevrelerin Refah Partisi’nin iktidar olmasına karşı oluşlarının başlıca sebebi de, bu soru içindeki gizli endişelerdi.

12 Haziran 1996’da İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait Boeing 707 tipi özel uçakla İstanbul’a gelen Weizman, basın mensuplarının, Türkiye ile İsrail arasında ANAYOL hükümeti zamanında imzalanan anlaşmayla ilgili olarak sordukları soruya; "İki ülke arasındaki anlaşma ekonomi ve güvenlik alanlarında karşılıklı işbirliğini öngörüyor. Arap ülkeleri bu anlaşma dolayısıyla Türkiye ile İsrail bir olup Suriye’ye saldıracaklar diyor, bu kocaman bir aptallıktır" cevabını verirken, Weizman’ı Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde kabul eden Süleyman Demirel ise, "Türkiye İsrail ile gayet iyi ilişkiler içindedir, kimin kiminle işbirliği içinde olacağı kendi bileceği iştir." diyordu.


Weizman, Refah Partisi’nin kuracağı bir hükümetin, Türkiye-İsrail anlaşmasını fesh etmesi ihtimalinden bahisle sorulan bir soruya da şu cevabı veriyordu:

"Anlaşmaların İptali iki ülkenin de yararına olmaz. Anlaşma iptal edilirse buna bilhassa İran ile fundamentalistler sevinir. Türkiye-İsrail anlaşması sadece bir Askeri Eğitim Anlaşmasıdır" (12.06.1996 Hürriyet)


Peki nasıldı REFAHYOL dönemindeki ilişkilerin seyri?


Refah Partisi’nin en çok eleştirildiği konulardan birisi REFAHYOL Hükümeti zamanında 28.08.1996 tarihinde imzalanan Türkiye-İsrail Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasıdır.

Bu anlaşma Türk Hava Kuvvetlerinin elindeki F-4 ve F-16 uçaklarının modernizasyonuyla ilgilidir. Böyle bir anlaşmanın imzalanmasının sebebi, türk Hava Kuvvetlerinin elindeki bu uçakların bilgi işlem modernizasyonu konusunda ABD’nin Türkiye’ye mecburi adres olarak İsrail’i empoze etmiş olmasıdır. Anlayacağınız, sözkonusu anlaşma bir ara "Uçan Tabut" denilen bu uçakların hurdaya çıkmaktan kurtarılması için bu işi yapacak bir başka ülkenin de mevcut olmaması karşısında zorunlu olarak yapılmış bir anlaşmadır.

İsrail’i ziyaret eden ilk Türk Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı’dır. bu ziyaretinde İsrail’de büyük bir ilgi ve alakayla karşılanan Karadayı geziden memnuniyetle dönüyor ve ayağının tozuyla 28 Şubat MGK toplantısına katılıyordu. 28 Şubat MGK toplantısından sonra yaşananları hatırlayınca insanın aklına ister istemez Haziran 1996’da HABİTAT II Toplantısına gelen Weizman’ın uçakta söylediği sözler (13.06.1996 Hürriyet) ve Refah’a her zaman soğuk bakmış olan etkin Yahudi lobilerinin İsrail‘de kendisini nasıl etki altına aldıkları ihtimalleri geliyordu.! Mehmet Ali Birand’ın da bahsi geçen yazısında belirttiği gibi REFAHYOL Hükümetinden önce İsrail ile yapılan askeri anlaşmaların, ne yükümlülükleri ne de çerçevesi tam olarak biliniyordu. Ama perde arkasındaki İsrail niyeti, İsrail’in Türk hava sahasını kullanacak pilotlarının toplayacakları istihbarat bilgileriyle, Türkiye coğrafyasını, özellikle de "Arz-ı Mev’ud"un doğu yakası olan Fırat ve Dicle havzasını tam manasıyla mercek altına alarak gelecekteki projelerini hazırlamaktı
.

Peki, Başbakan Erbakan’ın REFAHYOL Hükümetinde kişisel eğilimi neydi?


Başbakan Erbakan’ın REFAHYOL Hükümetinde kişisel eğiliminin ne olduğunu anlamak için şu iki olaya bir bakış yapmak yeterlidir zannediyorum:

1. Olay:

26.09.1996’da İsrail Başbakanı Netenyahu, El Aksa Camii’nin altından geçen tüneli açınca çıkan olaylarda 38 Filistinli ve 11 İsrail’li ölmüş; bu olay üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tünelin derhal kapatılması çağrısında bulunmuştu.

Türkiye’de bu olaya gerek Demirel ve gerekse Çiller hiç ses çıkarmazken Başbakan Erbakan:

"Böyle bir tünel kazma çalışması büyük bir tahriktir. Kendilerine bir an önce bu tahrikten vazgeçmelerini, tüneli derhal kapatmalarını hatırlatıyorum. Ortadoğu’da barışı bozucu hareketler, önce bu barışı bozanlara zarar verir. Bu sözleri 65 milyonun hislerine tercüman olarak söylüyorum." diyordu. (Stratejik ittifak, sh. 77)

Erbakan’ın bu konuşmayı "Hükümet adına" değil "millet adına" yapıyorum demesi, olaylar karşısında Çiller’in suskun kalmasından kaynaklanıyordu. Ne de olsa Çiller Türkiye-İsrail ilişkilerinin mimarlarından biriydi.

2. Olay

REFAHYOL Hükümeti’nin kurulmasından sonra İsrail Dışişleri Bakanı Davit Levy uzun uğraşlar ve ısrarlı randevu talepleri sonunda Başbakan Necmettin Erbakan’ı 08.04.1997 tarihinde ziyarete gelmiş ve bu görüşme sonunda Erbakan kendisine aşağıdaki uyarıları yapmıştı:

1.Birleşmiş Milletler kararlarına uyunuz

2.İşgal ettiğiniz topraklardan çekiliniz

3.Yeni yerleşim merkezi açmaktan vazgeçiniz

4.Mescid-i Aksa’ya saygılı olunuz.


Bu uyarılar elbette Levy’nin hoşuna gitmedi ve Levy İsrail’e içi buruk döndü. Durumu farkeden Çiller Levy’nin hemen arkasından 04.05.1997 tarihinde Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan’ı, Genelkurmay Başkanı Org. Karadayı da, Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir’i İsrail’e gönül almaya gönderiyorlardı!

İşte REFAHYOL Hükümeti’nin sıkıntısı, İsrail konusundaki görüşleri gün gibi berrak olan Refah Partisi’yle, Türk-İsrail ilişkilerinin mimarı kabul edilen DYP’nin Tansu Çiller’inin birlikte hükümet olmalarından kaynaklanıyordu. Bir kanadı İslam Dünyasından, diğer kanadı ise İsrail’den yana olan bir REFAHYOL Hükümetinden de zaten başka türlü bir netice beklenemezdi.Esasen REFAHYOL döneminde Türkiye-İsrail ilişkilerinde Genelkurmay’ın ve Tansu Çiller’in özel çabaları ötesinde fazla bir gelişme de sözkonusu olmadı..




Türkiye istesede istemese de Filistin-İsrail meselesinde taraf.Türkiye'nin yapacağı çok şey var ama maalesef bugün ortada hükümet yok.


Bakın Prof.Necmettin Erbakan başbakanken


İsrail Dışişleri Bakanı Türkiye'ye gelmişti,Sn.Erbakan beni de çağırdı ve bakan ile görüşmeden önce bizlerden de görüş istedi ve ardından,görüşmesinde İsrail Dışişleri Bakanına dedi ki."Türkiye büyük bir devlettir,İsrail Türkiye'ye muhtaçtır,Türkiye İsrail'e değil.Dolayısıyla sorunların çözümünde Türkiye büyük devlet olarak üzerine düşeni yapacaktır." Yine BM'de ne söyleniyorsa hepsini söyleyerek,şahsiyetli bir şekilde İsrail'den işgal ettiği topraklardan çekilmesi de dahil pek çok konuyu deklare etti.Ben burada onu anmak zorundayım.çünkü birebir şahit oldum.Fakat Erbakan görevden gittikten sonra bu defa Türkiye'yi İsrail'e muhtaç hale getirdiler.


Nasıl yani?

Para,teknoloji..İşte tank ihalesi.Nasıl Türkiye'yi AB'ye muhtaç ettilerse,İsraile'de öyle muhtaç ettiler.Ekonomik veriler başta olmak üzere,Refahyol'un verileriyle bugünün verileri karşılaştırılsın,Türkiye yukarı doğru giderken şimdi herşeyi aşağı doğru çevirdiler. Yani Türkiye Erbakan döneminde olduğu gibi şahsiyetli bir politika izleseydi bugün Filistin'de değil kan dökülmesi,barışa bile gidilebilirdi.
ERBAKAN ve İSRAİL

Erbakan İsrail'le Anlaşma yaptı mı? Yapmadı mı?





Refah-Yol hükümetinin bütün engellemelere, karalamalara ve oynanan
oyunlara rağmen başarılı işler yaparak memlekete hizmet ettiğini gören
dış güçler Kartel Medyasını ustaca kullanarak Erbakan'ı ve Refah
Partisini olmadık şeylerle suçlayarak iftiralar atmışlardır. Erbakan
hiç bir zaman İmam Hatipler arka bahçem demediği halde dediğini iddia
edip halka öyle göstermeyi başarmışlardır. Daha sonra mecliste
"İspatlayamayan şerefsizdir." polemiği yaşanmış fakat yine de bu
isnatlarını hiç bir zaman ispatlayamamışlar, ama iftiralarına da devam
etmişlerdir.

Diğer bir iftira ise Türkiye-İsrail Anlaşmalarının 54. hükümete
yamanmasıdır. Bu konuda bir kısım İslamcı yazarlar bile zehir kovası
taşıyıcılığı yapmıştır. Mesela bunlardan Selam dergisi yazarı Alptekin
Dursunoğlu Stratejik İttifak "Türkiye-İsrail İlişkilerinin Öyküsü"
adlı kitabının 90. sayfasında şöyle diyor: "Türkiye ile İsrail
arasında 1993'den 1996 Ekim'ine kadar sadece 13 anlaşma imzalanmışken
1996 ile 1997 yılının ilk aylarında 20 anlaşmanın imzalanmış olduğu
düşünüldüğünde Erbakan iktidarına tekabül eden bu dönemin bile ne
kadar verimli geçtiği anlaşılabilir"


Ancak, Dursunoğlu aynı kitabının 429-436. sayfalarında Türkiye-İsrail
ilişkilerinin kronolojik bir listesini çıkarmış, fakat bu süreç içinde
Refah-Yol hükümeti ile İsrail arasında yapılmış bir tek anlaşma
gösterememiştir. Bilakis, 8 Ağustos 1996 tarihli İsrail'de yayınlanan
Ha'aretz gazetesinin "Türkiye'nin yeni başbakanı İslamcı Erbakan'ın
tüm askeri sanayi işbirliği anlaşmalarını belirsiz tarihe kadar
dondurduğunu" yazdığını belirtmiştir.

İşte bu kitabın Demirel, Çiller ve Erbakan'ın başbakanlıkları
dönemlerindeki Türkiye-İsrail İlişkilerinin Kronolojisi; sayfa
431-433:


- "1992: Oslo süreci başladı, Türkiye, Filistin'le eş zamanlı olarak
İsrail'le diplomatik ilişki seviyesini yeniden büyükelçilik düzeyine
yükseltti.
- 13 Ekim 1993: Oslo sürecine konu olan anlaşma 13 Ey­lül 1993'le
Beyaz Saray'da imzalanıp yürürlüğe girdi. Anlaş­manın ardından
başlayan "İsrail-Filistin barış süreci" ile birlik­te Türkiye İsrail
ilişkileri de yeni bir boyut kazandı.
- 21 Nisan 1993: Turgut Özal'ın cenaze töreni için Anka­ra'ya gelen
İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres, Çiller Hüküme­ti ile ikili
diyalog kurdu.
- 14 Kasım 1993: Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, İsrail'i zi­yaret eden
ilk Türk Dışişleri Bakanı sıfatıyla Peres'le bir dizi anlaşma
İmzaladı.
- 25 Ocak 1994: İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizmann, Türkiye'yi ziyaret
eden ilk İsrail Cumhurbaşkanı olarak, su sa­tın alımı, turizm ve
askeri işbirliği konularında görüşmelerde bulunmak üzere Türkiye'ye
geldi.
- 27 Şubat 1994: İsrail Savunma Bakanlığı Müsteşarı Ivni Nehum,
Ankara'yı ziyaret etti. İsrail'in, F-4 ve F-5 uçaklarının
modernizasyonunu yapmak istediği ve iki ülke arasında aske­ri
işbirliğinin geliştirileceği açıklandı.
- 31 Mart 1994: Güvenlik/Gizlilik Anlaşması imzalandı.
- 10 Nisan 1994: Ankara'ya gelen Dışişleri Bakanı Şimon Perez,
Türkiye'nin Orta Doğu barış sürecinde daha aktif rol al­ması
gerektiğini belirtti. Ayrıca AGİT benzeri bir kuruluşun Orta Doğu'da
İşlerlik kazanması için çalışacağını açıkladı.
- 12 Nisan 1994: İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Perez Tür­kiye'ye
geldi.
- 3 Kasım 1994'te Tansu Çiller ve beraberindeki 56 kişi­lik heyet
İsrail'i ziyaret etti.
- 14 Ağustos 1995: Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait 54 adet F-4
uçağın modernizasyonunun, İsrail'den sağlanacak devlet kredisi ile
İsrail IAI kuruluşuna yaptırılması için Milli Sa­vunma Bakanlığı ile
İsrail IAI kuruluşu arasında 600 milyon US Dolar baz fiyatla sözleşme
imzalandı.
- 23 Şubat 1996: Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşması im­zalandı.
- 11 Mart 1996: Cumhurbaşkanı Demirel İsrail'e gitti.
- 14 Mart 1996: Dışişleri Bakanı Emre Gönensay ve İsrail Dışişleri
Bakanı Ehud Barak tarafından imzalanan ve iki ül­ke arasındaki
ilişkileri hızlandıracak Serbest 'Ticaret Alanı An­laşması, 1 Ocak
2000 tarihine kadar iki ülke arasında gümrüklerin tamamen
sıfırlanmasını öngörüyor. Anlaşma 24 Ma­yıs 1998 tarihinde ve 23351
sayılı Resmi Gazete'de yayımla­narak yürürlüğe girdi.
- 16 Nisan 1996: 8 İsrail pilotu, "eğitim uçuşu yapmak üzere" F-16
uçakları ile birlikte Türkiye'ye geldi.
- 28 Haziran 1996: Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi ko­alisyonu ile
Refah-Yol hükümeti kuruldu, İsrail Cumhurbaşka­nı Weizmann Erbakan'ın
başbakan olması üzerine yaptığı de­ğerlendirmede: "Türkiye'ye daveti
kabul etmemin bir sebebi de bu konuları soruşturmak. Cumhurbaşkanı
Süleyman Demi­rdi çok iyi tanıyorum ve onun, elindeki bütün gücü
kullana­rak, böyle bir gelişmeyi önleyeceğine inanıyorum. Ordunun da
kenarda bekleyeceğini sanmıyorum. "dedi.
- 13 Haziran 1996: Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Nurettin
Nurkan Weizmann'ın ifadeleriyle ilgili olarak bir açıklama yaptı.
Nurkan bunun, Weizmann'ın şahsi görüşlerini yansıdığını belirterek,
"Şüphesiz Türkiye'nin iç konulan Türkiye'­nin bileceği bir husustur.
Bunun ötesinde bir yabancı devlet adamının yapmış okluğu açıklama
konusunda herhangi bir yorumda bulunmak istemiyorum "dedi.
- 8 Ağustos 1996: Ha'aretz gazetesi "Türkiye'nin yeni başbakanı
İslamcı Erbakan'ın tüm askeri sanayi işbirliği anlaşmalarını belirsiz
tarihe kadar dondurduğunu" yazdı.
- 27-28 Kasım 1996: İsrail Savunma Bakanlığı Genel Di­rektörü David
Levy Türkiye'ye geldi. İki ülke arasındaki askeri anlaşmaların devamı
olarak 1997 yılı için bir "eylem planı" kararlaştırıldı.
- 11 Atalık 199ü: İsrail'den gelen bir iş adamı heyeti, Or­ta Asya
Türk cumhuriyetlerinde ortak iş yapma imkanlarını arıyacaklarını
bildirdi.
- 5 Ocak 1997: Meclis Başkanı Mustafa Kalemli İsrail'e git­ti.
- 24 Şubat 1997: Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, İsrail'e
gitti. Böylece Türkiye'den İsrail'e ilk defa yük­sek düzeyli bir
askeri ziyaret gerçekleşmiş oluyordu.
- 28 Şubat 1997: Milli Güvenlik Kurulu aldığı kararlarla meşhur 28
Şubat sürecini başlattı.
- 29 Nisan 1997: Türk Genelkurmayı Milli Askeri Stratejik Konseptinin
(MASK) değiştirildiğini, dış tehdit yerine bölücü­lük ve irticai
faaliyetler olarak tanımlanan "iç tehdit'in Türki­ye'nin öncelikli
savunma problemi olduğunu açıkladı.
- 1 Mayıs 1997: Savunma Bakanı Turan Tayan İsrail'e gitti. 6 aylık
aralıklarla yapılan stratejik diyalog forumu süreci başladı.
- 4 Mayıs 1997: Çevik Bir İsrail'e gitti. Stratejik diyalog fo­rumu
toplantısının ikincisi yapıldı.
- 18 Haziran 1997: Erbakan, Çankaya Köşküne çıkarak Demirel'e İstifa
mektubunu sundu."


Görüldüğü gibi, herhangi bir kararın alınması söz konusu olmadığı
gibi, Çiller'in başbakanlığı döneminde alınan kararların da
uygulanması durdurulmuştur. Hem de aynı Çille Başbakan yardımcısı
iken. Bunun dışında 28 Şubat süreci içinde İsrail'de gidip gelmeler
olmuş, bir takım toplantılar da yapılmıştır. Ancak gidenler ya
askerlerdi, ya da DYP'li Meclis başkanı ve M. Savunma bakanı idi.
Nitekim bunlarla ilgili kararlar da Mesut Yılmaz hükümeti zamanında
alınmış ve hayata geçirilmiştir.

Yine bizim insanlarımız tarafından bu anlaşmanın 53. hükümet zamanında
hazırlandığı, Erbakan'ın da imzalamak zorunda kaldığı şeklindeki
savunma da eksiktir. Çünkü hazırlık gerçekten 53. hükümet zamanında, 4
HAZİRAN 1996'da hazırlanmıştır. Gizlenen gerçek ise bu anlaşmanın yine
53. hükümet zamanında 16 HAZİRAN 1996'da, yani Erbakan başbakan
olmadan tam 12 gün önce imzalanmıştır. Devlet Planlama Teşkilatının
http://www.dpt.gov.tr/dei/iei/1996.htm adlı internet sitesinden
indirdiğim belgeyi aynen aşağıya kopyalıyorum:

1996 yılında yapılan anlaşmalar.
1996
No Yıl Muhatap Adı
96/8255 1996 İsrail
Konu: İsrail Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında
ticaret,ekonomik, sınai, teknik ve bilimsel işbirliği anlaşmasının
onaylanması hakkında karar.
Ticaret
Tarihi Sayısı 16.06.1996 22668


Aynı internet adresinden 1996 yılında gerçekleştirilmiş bütün Uluslar
arası İkili Anlaşmalar, ayrıca http://www.dpt.gov.tr/dei/iei/1996.htm
adresinden de 1997 yılına ait anlaşmalar görülüp incelenebilir. Ve
kesinlikle şu görülür ki; muhterem Erbakan'ın başbakanlık yaptığı
28,06,1996 - 18,06,1997 tarihleri arasında İsrail'le yapılmış hiçbir
anlaşma yoktur.

Neo-Con'ların ABD'deki en ünlü isimlerinden Daniel Pipes'in "A New
Axis, the National interest" de yazdığı yazıdan ve başka kaynaklardan
toplanan bilgiler ışığında özetleyecek olursak Türkiye-İsrail askeri
işbirliği anlaşmasının kapsamına özetle şunlar girmektedir:

·Türk ve İsrail askeri uçakları, Türk hava sahalarında eğitim
yapabileceklerdir.
·İsrail Türkiye'ye silah satacak ve Türk Fantom savaş jetlerinin
modernizasyonunu yapacaktır.
·İsrail ve Türkiye, ABD deniz kuvvetleriyle birlikte arama ve kurtarma
manevraları yapacaktır."


Washington Instutine'nin Yahudi uzman danışmanı Alan Makovsky, söz
konusu anlaşma için şu değerlendirmede bulunmuştu:
"Türkiye ile İsrail arasında yakın ilişkilerin kurulması Soğuk Savaş
döneminden sonra Ortadoğu'da yaşanan en önemli stratejik gelişmedir."

Anlaşma ile ilgili 3 noktanın altını çizelim:

1-Milletvekilleri, Türkiye-İsrail arasında imzalanan 'Asker Eğitim
İşbirliği Anlaşması'nın tam metnini görmemişlerdir.
2-Anlaşma, 'Gizli'dir. O kadar gizlidir ki, TBMM Milletvekillerinden
bile gizlenmiştir.
3-Anlaşma, TBMM'de konuşulmamış, onaylanmış ve onaylatılmıştır.


Hem bu gerçekleri daha iyi anlamak, hem de bir karşılaştırma
yapabilmek için, aynı zamanda Türkiye'nin ANASOL-D Hükümeti zamanında
İslam ülkeleri ve İsrail ile ili­şkilerinin durumuna kısa bir bakış
yaparak fikir edinmek için, Güngör Uras'ın 15.12.1997 tarihli Yeni
Yüzyıl gazetesinde çıkan makalesini okumanın yeterli olacağı
kanaatindeyim:

"Geçen hafta Tahran'da gerçekleşen, '8. İslam Zirvesi'ne katılan 55
ülke Türkiye'yi hem dışladı, hem fırçaladı. Cengiz Çandar'1n
anlatımıyla Türkiye, Orta Doğu'da lider ülke koltuğundan kaldırılıp,
İsrail'in takipçisi ülke koltuğuna oturtuldu.
İslam Dünyası, Orta Doğu ülkeleri, Araplar, Türkiye'yi durup du­rurken
dışlamadı. Türkiye İslam Dünyasının gücendirmeyi göze alarak se­
çimini, İsrail'den yana yapmakla kalmadı, İsrail ile ilişkileri, İslam
Dünya­sı'nı tahrik edecek abartıda yürütmeyi marifet bildi.
Tahran'da konferans yapılırken, İsrail Savunma Bakanı Yitzak
Moordehay, Ankara 'yı ziyaret etti. Cumhurbaşkanı'nın Tahran'dan erken
dönmek zorunda kalmasının ardından, Genelkurmay Başkanlığı bugüne
kadar çok kez ertelenen ve yapılıp yapılmayacağı belli olmayan ortak
as­keri tatbikatının gününü belirledi. 'Reliand Mermaid' ismi verilen,
Türk-İsrail ve ABD ortak askeri tatbikatı, 5 Ocak 1998 tarihinde
başlayacak.

Aynı gün, 22 Aralık'ta Ankara'da İsrail ile Türkiye arasındaki ilişki­
lerde stratejik boyutun tespiti için görüşmelerin başlayacağı
açıklandı. Görülüyor ki Türkiye, İslam Dünyası'nı karşısına aldığını
bilerek, tercihini yapmış ve İsrail'in kucağına düşmüş bulunuyor.
Bunun ardında üç etken var: (1) Silah kaynaklan kuruyan Türkiye,
İsrail/'in ocağına ve kucağına mecburen düştü. (2) İsrail için
Türkiye'nin hem çok iyi bir silah pazarı ve hem de tek başına kaldığı
Orta Doğu'da çevresindeki çemberden dışarı çıkabileceği tek kapı
olması. (3) İsrail'in menfaatlerini Orta Doğu politikasının temeli
olarak gören ABD'nin Türki­ye'yi İsrail'in kucağına itmesi. ..
Türkiye yarınını bağlıyor."



M.Ali ÖZTÜRK
http://www.haberdem.com
19 Temmuz 2007 Perşembe







ve günümüze bakalım yıl 2008
şimdi kim kime boyun eğiyor
hem de tek başına iktidarda olmasına rağmen
o zaman rahatsız olanlar şimdi gayet
rahatlar bu tür konularda belgeler konuşur
kartel medyasının haberleri değil!!!!!!!!!.........
batı medeniyeti karşısında yenildik diyen de ABDullah Gül idi.
bu sözleri söyleyen de O.
belki de söylememiştir neyse önemli olan bu değil önemli olan flower'in da ortaya koyduğu gerçeklerdir..
Başlığı çok yanlış buldum.Anlaşmayı iyi yorumlamak lazım.Anlaşma yapılmış olsa bile peygamber efendimiz(SAV) de yahudilerle anlaşma yapmıştır fakat islam adına tavizler vermeden.. Ayrıca son 6 senedir tek başına iktidar olan bi parti israile defalarca boyun eğmesine rağmen bu konuda neden bir topic göremedik sizin tarafınızdan ? ırak'ın vurulmasına yardım eden de bu hükümetti. büyük israil projesine eşbaşkan olan da bizim başbakanımızdı vs vs. bunlar ortadayken hizipçilik yapıp bu şekilde konu açmanızı hiç doğru bulmuyorum. benim hırsızım iyi hırsızdır mantığıyla yorumluyorsunuz olayları galiba.. şunu da hatırlatayım herkes elinden gelenden sorumludur bir tarafta yök ü cumhurbaşkanlığını eline geçirmiş, 6 sene anayasayı değiştirecek güçle iktidarda olmuş bir parti, diğer tarafta işbirlikçi bi partiyle koalisyon kuran bir hükümet ve süresi sadece 11 ay.. bunları söylediğime bakıp da anlaşma yapıldığını kabul ettim sanmayın anlaşma yapılmış olsa bile bunları göz önüne almanız gerekirdi demeye getiriyorum.. vesselam
Referans URL