Anadolu Forum

Tam Versiyon: Numan Kurtulmuş : Rampadan Fırlarız !
Şu anda tam olmayan bir veriyonu görüntülüyorsunuz. Tam versiyonu görmek için, buraya tıklayın

[attachment=2477]



SP’nin çiçeği burnunda lideri Numan Kurtulmuş, Mart 2009’da yapılacak yerel seçimlerde izleyeceği stratejiyi Yeniçağ’a anlattı. AKP’nin tek alternatifi olduklarını savunan Kurtulmuş, “SP’yi siyasetin cazibe merkezi yapacağız. Rampadan atılan füze gibi çıkışa geçeceğiz” dedi.

Kurtulmuş AKP’nin şifrelerini kırıyor

SP GENEL BAŞKANI PROF. DR. NUMAN KURTULMUŞ, BÜTÜN VERİLERİN BİR KRİZİ İŞARET ETTİĞİNİ BELİRTEREK ERDOĞAN’I ELEŞTİRDİ:


Önce tedbir al ondan sonra hamdolsun de


Yerel seçimlere ciddi bir şekilde hazırlanıyoruz. İnşallah önümüzdeki genel seçimlerde de Saadet Partisi’ni Türkiye’nin tek alternatifi olarak ortaya koyacağız.

Yerel seçimlere ciddi bir şekilde hazırlanıyoruz. Tüm il, ilçe ve beldelerde en yüksek oy ve en iyi sonuçları alabilecek adayları partimizin saflarından göstermeye çalışıyoruz. Bu konuda teşkilatlarımız çok titiz bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor. Ayrıca büyük illerde ve Büyükşehir belediyelerindeki adaylarımızla ilgili olarak da genel merkezimizde 5 Genel başkan Yardımcısı arkadaşımızla bir komisyon oluşturduk ve değerlendirmeler yapıyoruz. Bu komisyon önümüzdeki günlerde adaylarla mülakatlar yapıp sonuçlarını alacak. Bu seçimler bizim için bir uzay aracının füze rampasından fırlaması gibi çıkışa geçeceğimiz bir seçim olacaktır. İnşallah önümüzdeki genel seçimlerde de Saadet Partisi’ni Türkiye’nin tek alternatifi olarak ortaya koyacağız. Bu süre içerisinde bizim tek amacımız Saadet Partisi’ni Türk siyasetinin bir cazibe merkezi haline getirmektir.

Kısır çekişmelere bağlı olmayacağız
Başkanlık Divanı’nda tartışmalarımız sonucunda 13 bölgede bölgesel toplantılar yapacağız. Önce Doğu ve Karadeniz bölgesiyle bu işe başlayacağız. İlk gezimizi Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti Bursa’dan başlattık. Bu gezilerde o bölgenin Sanayi ve Ticaret Odaları ile, kanaat önderleriyle, medya kuruluşlarıyla görüşmeler yapacağız. Teşkilatlarımızı çok geniş bir şekilde bir araya getirerek teşkilat toplantıları yapacağız. En sonunda büyük salon toplantılarında ve mitinglerde geniş kitlelerle bir araya gelerek onların sorunlarını dinleyip çözümlerimizi ortaya koyarak “İşte çözüm Saadet Partisi’dir” “Saadet Partisi sizler için buradadır” diyeceğiz ve Türkiye’nin AKP ve CHP arasındaki kısır gerginliklere ve çekişmelere bağlı kalan siyaset anlayışına mahkum olmadığını insanlarımıza en doğru biçimde anlatacağız.

Dünya ancak böyle olabilirdi
Benim 1990’lı yıllarda “Sanayi ötesi ekonomilerin yapısal dönüşümü” isimli doktora tezimi Amerika’da hazırlarken bugünkü durumu yani sanayi ötesi toplumların geleceği yönelik olarak içine gireceği krizi o günden tahmin ediyordum. Ama esasında bugün karşı karşıya kalınan mesele sadece ekonomik ya da bir finans krizi değildir. Önümüzdeki dönemde Türkiye’de ve özellikle dünyada küresel anlamda çok daha büyük krizler meydana gelecektir. Örneğin su krizi, enerji krizi ve buna benzer bir çok üretime ilişkin alt yapısal krizler meydana gelecektir. Bu sadece bir ekonomik kriz, sadece bir finans krizi değil, sadece politik bir kriz de değil, bu esas itibarıyla değer yargılarıyla, paradigmasıyla, dünya görüşüyle tasarlamış olduğu iktisadi ve siyasi modelleriyle bir medeniyetin yani batı uygarlığının karışmış olduğu küresel bir krizdir. Uygarlık krizidir. Bunu böyle görmediğimiz taktirde meselelerin çözümüne doğru cevaplar bulmamız mümkün değildir. Gelinen nokta sanayi ötesi toplumların en uç noktası olan küreselleşme ve neo liberal iktisadi politikaların iflasıdır. Neo liberal politikaların getirdiği dünya ancak böyle bir dünya olabilirdi.



Bu ekonomik model yanlıştır
Bu sadece bir ekonomik, bir finans, politik bir kriz değil, esas itibarıyla değer yargılarıyla, paradigmasıyla, dünya görüşüyle tasarlamış olduğu iktisadi ve siyasi modelleriyle bir medeniyetin yani batı uygarlığının karışmış olduğu küresel bir krizdir.

Bu bir sürpriz değil
Evet dünya bir hayret ve bir sürprizle karşılaşmamıştır. Aslında bilinen ve tasarlanan bir sonuca doğru getirilmiştir. Sadece ekonomisi gelişmemiş ülkeler değil, geliştiği öngörülen ülkelerde de çok ciddi yapısal kriz ortaya çıkmıştır. Bunun en güzel örneği de ABD’dir. Bunun yanında Kıta Avrupa’sı ve İngiltere’dir. Bir başka örneği 1997 yılında neo liberal politikalarla kalkınan Asya ülkelerinde yaşanan krizdir. Dolayısıyla bu krizden çıkabilmek için mutlaka alternatif bir sese, alternatif bir paradigmaya ve alternatif bir sistematiğe ihtiyaç vardır. Zaten ekonomi ve siyasetten bahsediyorsak iki temel meseleyi söylüyoruz demektir. Bunlardan bir tanesi modeldir. Hangi ekonomik modelle kalkınmanızı öngörüyorsunuz. Hangi model ve siyasal yapılanmanızı oluşturuyorsunuz.

Sıcak paraya dayalı ekonomi
Buna bağlı olarak da modeli oluşturabilmek için hangi paradigmayla dünyayı algılıyorsunuz. Paradigma dediğimiz şey bir resmin etrafındaki çerçeve gibidir. Hangi çerçeveden dünyaya bakıyorsunuz. Dolayısıyla bu anlamda çok ciddi bir krizdir, asla geçici bir kriz değildir. Bu krizin medeniyet krizi olmaktan öte ikinci bir özelliği de nasıl küreselleşme tek bir ülkeyle, tek bir bölgeyle sınırlı kalmadıysa bu kriz de bir tek bölgeyle sınırlı kalmayacaktır. Değer yargılarıyla, sistematiğiyle bütün dünyayı etkisi altına aldığı için krizin etkileri de bütün dünyada mutlaka görülecektir şu ya da bu oranda. Türkiye ise özellikle 24 Ocak 1980 tarihinden itibaren bu küresel modeli benimseyen bir ülke olarak gelişti. Yani neo liberal politikaları küçük balıkların büyük balıkları yuttuğu bunların ortaya çıkardığı sosyal yapıları benimseyerek yoluna devam etti. Türkiye kendisine model olarak o zamanlar Singapur modeli dediğimiz, şimdi ise Dubai modeli dediğimiz modeli örnek seçti. Yani kendisi reel olarak üretmeyen, ihracat yapmayan, istihdamı olmayan, sadece küresel sermaye hareketlerinin kendi ülkesinden geçmesiyle yani sadece sıcak paraya dayalı bir ekonomik model. Yıllardır söylediğimiz gibi bu model yanlıştır.

Hükümetin kriz algılaması yetersiz
Bir insanın hamdetmesi güzel bir şeydir de ülkeyi yönetenler önce tedbirlerini alacak, daha sonra hamdedecekler. Türkiye 2 bin yılından beri uygulanan ve ne yazık ki bu hükümet tarafından da harfiyen uyulan ”Derviş Programları“ dediğimiz programlar çerçevesinde dışa bağımlı hale gelmiştir. Bu genel tespitlerden sonra biz hükümetin kriz algılamasını son derece yanlış ve vahim buluyoruz. ” Hamdolsun bizi teğet geçer “ sözü kriz algılaması için yeterli değildir. Bir insanın hamdetmesi güzel bir şeydir de ülkeye yönetenler önce tedbirlerini alacak, daha sonra hamdedecekler. Yani atımızı önce sağlam bir ağaca bağlamak zorundayız.

Mülkiyet el değiştirdi
Türkiye ekonomisi 2 bin yılından beri uygulanan ve ne yazık ki bu hükümet tarafından da harfiyen uyulan ” Derviş Programları “ dediğimiz programlar çerçevesinde dışa bağımlı hale gelmiştir. Türkiye ekonomisinin yapısı değişmiştir. Ülkedeki mülkiyet yapısı el değiştirmiştir. Türkiye’nin üreten bütün kesimleri ciddi sıkıntılar içerisindedir. Bugün bu ülkenin büyük üretimde bulunan köklü sanayi kuruluşları yığınla işçi çıkarmaya başlamıştır. Zaten memurun, işçinin ve emeklilerin durumunu konuşmaya gerek bile yoktur. Bursa’da 40 bin kişi işten çıkarılmış. Bu 200 bin kişilik bir grubun tamamen yoksullaştırılması anlamına gelmektedir. Türkiye bunu kaldıramaz. Türkiye’de önümüzdeki 10 ay içerisinde en az yüzde 25 oranında şirketin kapanacağını da biliyoruz. Bu fevkalade ciddi bir ekonomik tablodur. Kriz yok diyenler önce verilere bakmalıdırlar.

Milli bankacılık kalmadı
Şimdiye kadar Türkiye’yi enflasyon oranımız düşük diye teselli ediyorlardı. Döviz kurları belli bir seviyede duruyor çok artmıyor diyorlardı. Şimdi bütün bunlara baktığımızda Başbakan bankacılara çıkışıyor ama Halk bankası, Vakıfbank’a çıkışmak kolay oluyor da, hadi bakalım git HSBC’ye, Citibank’e, Deutsche Bank’a, diğer küresel bankalara çıkış. Türkiye’nin bankacılık sisteminin yüzde 54’ünü yabancılaştırmayacaktınız. Bugün milli bir bankacılık sistemimiz kalmamıştır. Reel faizler bugün itibarıyla söylüyorum yüzde 35 - 40 seviyesinde.

TÜİK’in verileri yanlış
Bu yüksek faizlerle kim kredi alacak da iş kuracak ? İyi güzel de bu işin sadece kağıt üzerinde kalan kısmı. Enflasyon oranları yıllık yüzde 12’ye çıktı. TÜİK’in rakamları yüzde 9.8’lik bir işsizlik olduğunu söylüyor ama usta bir şekilde Devlet İstatistik Kurumu iki grup insanı işsizlik oranlarının dışına çıkarmış. Bunlardan birincisi ben artık iş aramaktan vazgeçtim diyen grup, bir diğeri de eksik istihdam. Bu iki grubun oranlarını da koyduğunuz zaman Türkiye’deki gerçek işsizlik yüzde 19. Bu da yaklaşık 4.5 milyon kişi eder. Türkiye’deki yabancı sermayede yüzde 35’lik bir düşüş gerçekleşmiştir. Son 10 aylık süre içerisinde bu rakam geçerlidir. Dolayısıyla hangi veriyi baz alırsanız alın bütün veriler kriz var diye işaret vermektedir. Buna rağmen hükümet son 15 gün hariç çok ciddi bir yaklaşım içerisinde görünmüyor.
Referans URL