01-12-2008, 18:20

Ahmet Taşgetiren - a.tasgetiren@aksiyon.com.tr
Sayı: 729 - 24.11.2008 - AKSİYON
İHH tarafından GENAR’a hazırlatılan araştırmadan, Doğu-Güneydoğu için son zamanlarda geliştirilen DTP-PKK ipoteğini yok edecek çok önemli veriler çıkmıştır. AK Parti’nin öne çıktığı araştırma, Kürt’ün özgün karakterini ortaya koymuştur.
--------------------------------------------------------------------------------
İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından GENAR’a hazırlatılan “Kendi Dilinden Doğu ve Güneydoğu Anadolu Yoksulluk ve Sosyal Durum” isimli araştırması, Doğu-Güneydoğu için son zamanlarda geliştirilen DTP-PKK ipoteğini yok edecek çok önemli veriler ortaya koydu.
Doç. Dr. Ferhat Kentel ve sosyolog Ali Bulaç’ın danışmanlığında Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde gerçekleştirilen anketin, 3 bin 782 kişi ile yüz yüze, 341 kişi ile derinlemesine görüşme ve 42 kişi ile odak grup çalışmaları yapılarak hazırlandığı belirtildi.
Ali Bulaç’ın araştırmayı değerlendirirken yaptığı şu tespit, en başta çok önemlidir:
“Bu, ezber bozan bir çalışmadır. Konu bilim adamları ve akademisyenler tarafından dikkatli şekilde ele alınırsa Güneydoğu veya Kürt sorunu ile ilgili perspektiflerimizi değiştirmemiz icap eder. Güneydoğu’da yaşayan insanlar ve Batı’ya göç edenlerin ayrılıkçı talepleri yoktur. Entegrasyon meydana gelmektedir.”
Raporda yer alan tespit ve çözüm önerileri alt alta sıralandığında, bölge insanının 2008’deki sosyo-kültürel-ekonomik-siyasi profili de ortaya çıkıyor. Araştırmadaki tespitler şöyle özetlenebilir:
- Bölge halkı sorunların kaynağını birinci derecede ekonomik faktörlerle tanımlamaktadır. Bunlar içinde de işsizlik başı çekmektedir (yüzde 55). Ardından yoksulluk gelmekte (yüzde 23,6), onu eğitimsizlik takip etmekte (yüzde 9,7) ve etnik ayrımcılık yer almaktadır (Yüzde 1,9).
- Bölge halkı için ikinci sırada yer alan sorun, “Kürt sorunu” tanımlamasıdır. Ancak Kürt sorununun tanımlanması, resmî politika olarak “Kürt kimliğinin tanınması” ve “Kürtçenin serbestleştirilmesi” olarak yapılmaktadır. Bu yapılırken, ülke bütünlüğünün korunmasına da özellikle vurgu yapılmaktadır.
- Resmî dil Türkçe olmak üzere, isteğe bağlı ana dili veya ana dilinde eğitim yapma imkânları Kürtçe veya başka dil konuşan gruplar için tanınmalıdır. Ayrıca Kürtçe seçmeli ders olarak okutulabilir. İleri bir adım olarak üniversitelerimizden birinde Kürdoloji enstitüsü kurulabilir. TRT’de Kürtçe yayın yapan kanal faaliyete geçmeli, özel televizyon yayınlarına izin verilmelidir.
- Terörün kaynaklarına inilerek sahici ve kalıcı çözümler bulunup hayata geçirilmesi ve sorunun sosyolojik temellerinin belirlenmesi zorunludur. Fiilen kan dökmemiş olup dağa çıkmış herkes için kapsamlı bir af çıkarılmalıdır.
- Güneydoğu’da PKK’nın varlığı, ülkeyi güvenlik eksenli politikalara mahkûm etmekte, bu da uzun vadede tüm ülkenin demokratikleşmesinin önünde bir engel teşkil etmektedir.
- Katı, modernleştirici ulus devlet bakışı, yerini, yine üniter ama daha esnek, yapıcı, paylaşımcı, yereli ve bireyi önemseyen bir modele bırakmalıdır.
- Halkın genelinde ortak payda olan dinin adil, birleştirici ve bütünleştirici gücünden yararlanılmalı; kardeşlik ve iş birliği ruhu güçlendirilmeli; birlik ve beraberliğin bölünme ve parçalanmadan daha yararlı ve hayırlı olduğu fikri anlatılmalı, bu bir eğitim politikası olarak alınmalıdır.
- Bölge insanına göre dördüncü sırada yer alan sorun, “demokratik olup olmama sorunu”dur. Devletin üst bakışında, Kürtleri bir sorun olarak görme ön yargısı vardır. Bu ön yargı terk edilmelidir.
- İnsan haklarına tam riayet edilmelidir. Her türlü etnik ve bölgesel ayrıma son verilmelidir. Baskı, işkence, hukuk ihlalleri ve özel uygulamalara son verilmeli, faili meçhuller aydınlatılmalıdır.
- Bölgenin en öncelikli sorunlarından biri eğitim sorunudur. Bölgede okullaşma oranı yükseltilmeli ve okullara ulaşım imkânları geliştirilmelidir. Bu çerçevede, dinî eğitimin birleştirici olma özelliği göz önünde bulundurulmalıdır.
- Türk ve Kürt halkları arasında derin ve kalıcı husumetlere yol açabilecek davranışlardan kaçınılmalı, kışkırtıcı yayın yapan medya üzerinde sivil baskılar arttırılmalıdır.
- Kimi medya kuruluşlarının yansıttığı ve zihinlerde oluşturduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile gerçek Doğu ve Güneydoğu Anadolu birbirinden çok farklı olabilmektedir. Elli kişi tarafından gerçekleştirilen bir gösterinin, bütün bölgede yapılıyormuş gibi algılanmasına sebep olacak şekilde sunulması, bölge insanına bakışta derin ve sarsıcı etkiler oluşturmaktadır.
İşte böyle bir profil.
Bu profilin etnik kimlik siyasetini üretmeyeceğini söylemek sadece bir gerçeğin ifadesi olacaktır.
Evet, bu profilin içinde kimliğin kabulü talebi vardır, ama bu zaten insani - fıtri bir gerekliliktir. Bir de Ankara’nın dayatageldiği etnik vurgu göz önüne alındığında, böyle bir karşıt kimlik talebinin vurgulu biçimde ortaya çıkması kaçınılmaz olmaktadır.
Buna rağmen, bölge insanı, Ankara’ya bir devletten, daha doğrusu kendi devletinden beklenen tüm taleplerini iletmekte, dolayısıyla Ankara ile iç içe bir çözüm arayışının tarafı olmaktadır.
Bunlara bakıldığında, DTP-PKK çizgisinin bu konudaki iğreti duruşunun halk desteği itibariyle altı boşalmakta, hele yine DTP-PKK çizgisinin geliştirmeye çalıştığı federasyon, konfederasyon bilmem ne türünden ayrılıkçı dozlar taşıyan söylemleri, tamamen bölge halkının kahir ekseriyeti dışında bir özel üretim niteliği arz etmektedir.
Bunun bölgedeki siyasi tansiyona yansıyan boyutları da araştırma içinde ortaya çıkmış gözüküyor.
Araştırmada alınan sonuçlara göre siyasi temsilde kim önde sorusuna yüzde 45,2’lik bir toplum kesimi “Hiç kimse” cevabını veriyor. Onu AK Parti yüzde 24,1’le takip ediyor, ardından Tayyip Erdoğan (yüzde 7,8) geliyor, DTP milletvekillerinin temsil oranı sadece yüzde 7,5, Bölge milletvekillerininki yüzde 5,2, CHP’ninki ise sadece yüzde 1,7. Buna göre, bölgede ciddi bir siyasi temsil sorunu var. Ancak yine de AK Parti ve Tayyip Erdoğan, birlikte yüzde 30’larda bir temsile ulaşıyor. DTP’nin temsil gücünün, çok sınırlı kalması çok ilginç bir durum.
Benim bu toplum profilini incelediğimde vardığım sonuç, şu ana kadar DTP’nin, kimlik vurgusu dışında bu profilin beklentileriyle buluşan herhangi bir proje geliştirmediğidir.
Bu, şu açıdan önemlidir:
DTP, bölge ve kimlik siyaseti yapıyor ama bölgenin beklentilerine tekabül etmiyor. Bölge insanı Türkiye içinde kalarak, sorunlarına çözüm arıyor, DTP-PKK çizgisi ise, bölge insanında ayrı bir kimlik bilinci geliştirmenin ötesinde söyleme sahip değil. Buradan baktığınızda “DTP söz sahibi hâline gelse, bölge insanına ne verecek?” sorusunun cevabını bulamıyorsunuz. İşsizlik mi al sana Kürt kimliği, yoksulluk mu, al sana Kürt kimliği, eğitim mi, al sana Kürt kimliği... Bu mudur? Bu çözüm müdür?
Bu noktada, yine bölge insanı için bugüne kadar Ankara adına farklı bir siyasi hamlenin sahibi olarak AK Parti öne çıkmıştır.
AK Parti etnik siyaset yapmıyor. O kendisini “Türkiye partisi” olarak görüyor. Ama Doğu - Güneydoğu’daki sancının ve Kürt vatandaşlarımızın dertlerinin farkında. Çözüm arıyor.
Çözüm deyince de, şu yukarda sayılan konuların çok büyük kısmını bir ölçüde ele almış, bazı çözümler üretmiş durumda. Üretme çabasını da sürdürüyor.
Belki “Kimlik” konusunda DTP kadar vurgulu değil. Bu alanda, Başbakan’ın 2005’teki çıkışından sonra, henüz adını koyarak ciddi bir adım atmış sayılmaz. O çıkış da meselenin tanımlanması noktasında sorunlar taşıyordu.
Sanırım bugün de AK Parti, henüz kimlik sorununun çözümü noktasında net kararlara varabilmiş ya da Ankara’nın başka güç merkezleri ile de uzlaşarak bir çerçeve oluşturmuş değil. Sorunun adını koymak var, bu ad üzerine yapılar oluşturmak var... Her tanımın nereye gideceğini görebilmek ve sağlıklı çözümler üretmek konusu, henüz Ankara’nın ve AK Parti’nin kafasında netleşmiş gözükmüyor.
Belki de AK Parti, “Yangında ilk kurtarılacak madde” mantığıyla, ilk önce yoksulluk, işsizlik, eğitim, sağlık gibi tartışmaya yol açmayacak alanlarda yürümeye, kimlik için de, en az sancılı bir çözümü aramaya devam ediyor.
Benim aklımdaki soru şu:
Bu sorunu kim çözecek?
Konuya en yakın duran iki siyasi çizgiden hangisi?
AK Parti mi, DTP mi?
Bence AK Parti çözecek. Belki, terörle arasına mesafe koymuş bir DTP’nin katalizör etkisi olacak ama, sorunun çözümünde AK Parti’nin hem “Türkiye partisi” olma, hem de bölgeye özel itina gösterme hassasiyeti sağlıklı sonuç için belirleyici olacak.
Peki, sorunu AK Parti çözerse; AK Parti, DTP gibi etnik vurgulu bir siyasi oluşum olmadığı için sorun çözülmüş olmayacak mı?
Tabii ki çözülmüş olacak. Ve bu, Türkiye örneği olacak. Türk ve Kürt halklarının bin yıllık birlikteliğinin özgün çözümü olacak. Türk, Kürt için; Kürt, Türk için barış ve kardeşlik sembolü olacak.
Bu araştırma Kürt’ün özgün karakterini ortaya koymuştur, benzeri bir araştırma Türkler arasında yapılsa benzeri bir sonuç çıkardı, bundan da eminim.