02-12-2008, 15:13
Osman Toprak
ostoprak@hotmail.com
MİLLİ GAZETE
02.12.2008
Türkiye’de din’in nasıl bir konuma sahip olduğu/olacağı bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca mesele olarak karşımıza çıkmıştır. Devlet yönetiminin merkezinde yer alan irade, bilhassa laikliği fonksiyonel hale getirerek din’i karıştırmayacağı alanı tayin ve tespit etmekte pek mahir davranmıştır. Din, hiçbir kişinin, zümrenin veya grubun mesuliyeti altında olmadığı için, gayrimüslim olmayan her kişi din ve Türkiye bahsinde bir fikre ve dünya görüşüne sahip olarak yaşamaktadır.
Din elbette Türkiye için bireylerin vicdanında yer almaktan çok daha derin anlamlar ifade etmektedir. Başta “Gazi” Mustafa Kemal’den, Müslümanlık esasına göre kurulan yeni devlete; devleti için çarpışırken “şehit” olan sivil ve askerî personelden, Diyanet İşleri Başkanlığı’na, oradan da Kocatepe Camiine kadar devlet de, millet de din bahsinde son derece hassastır ve taraftır.
Bugünün güncel tartışmasında Alevî-Bektaşî tarikatı “dedeleri” için maaş bağlamayı, “cem evlerini” bir ibadethane olarak tescil ettirmeyi kabul eden iktidarın veya devletin aynı hassasiyeti, cesareti diğer zümreler için de gösterip göstermeyeceği merak konusudur.
AKP’nin sahiplendiği, bir çözüm arayışına girdiği Alevî kesime karşılık, CHP’nin de başı örtülü hanımlar için siyaset sahnesinde bir cazibe merkezi haline gelmesi aslında, kimin nelere kadir olduğunun bir işaretidir.
Siyaset; devletin, milletin temsilcileri tarafından yönetilmesi demektir. Milleti temsil etmeyen, temsil gücünü doğrudan milletten almayan hiçbir müessese, her ne kadar devlet yönetiminde yer alıyor ise de, milletin tayin ve tespit ettiği ilkelerin dışına çıkamaz. Türkiye’de bir millet hayatının var olması en başta bir harbe girilerek kurulan bu devletin de var olacağının yegâne garantisi ve güvencesidir.
Cumhuriyet idaresi, cumhurun iradesidir. Milletin ret ettiği hiçbir siyasi ve politik tavır devlet yönetiminde de, siyaset sahnesinde de kendine yer bulamaz. Milletin benimsemediği, ret oyu verdiği siyasi tavırlar sadece siyasetçiler için değildir; doğrudan milletin temsil gücü ile teşekkül etmemiş ancak devlet mekanizması içinde yer alan bütün unsurları da, teşkilatları da, kurumları da bağlar.
Siyaset arenasında neredeyse bütün seçimler öncesinde tartışılan temel konu, din’in siyasete alet edilmesi/edilmemesi meseledir. Kendini ayna ve ekran karşısında laik olarak taltif edenler, din’in sadece siyasete değil mümkünse hayatın hiçbir alanına müdahale etmemesini arzu ederler. Hele hele devletin en küçük bir dairesinde dahi “Allah” denmesi maazallah laikliğimizi zedelediği gibi, anayasal düzenimizi bile tehlikeye sokabilir.
Uç noktalardan iç noktalara doğru çekilince genel kanı, kabaca bütün sağ eğilimlerin din’i siyasete alet ettiği yönündedir. Gömlek değiştiren şimdiki iktidar bunun en çarpıcı örneğidir. Zira onlar, her ne kadar –kendileri inkâr edeler de- Arap dünyasından Amerikan CIA raporlarına kadar “İslâmcı” olarak bilinirler ve tanınırlar. Şimdiki iktidar döneminde Türkiye’nin dindarlaştığı tezlerinden tutun da, gündüz locada gece tekkede berhayat olan kimselere kadar Türkiye bu yönde bir kabuk değiştirme eğilimine girmiştir.
Kapatma sürecinde en ciddi delillerden birisi de, belediyelerin dağıttığı hediyeler olmuştur. Evlenen çiftlere Kur’an’ı Kerim hediye etmekten tutun da, ilmihal hediye eden başkanlara kadar herkes büyük bir mercek altına alınmış, başsavcılık da basında yer alan bu tür haberlerle dava dosyasını tamamlamıştır.
Genel kanaat, kendini sağda gören her partinin veya siyasetçinin daha ilk günden böyle bir anlayışla hareket edeceği hatta etmemesinin kabahat olacağı yönündedir.
Bu tavrın milletçe de tasvip gördüğünü, milletin çok daha ahlâkî bir karakterle, din’ine hürmet eden herkese hürmet ettiğini gören, anlayan sol eğilimler de en azından işin bir ucundan tutmayı yeğlemiştir.
Türban konusunda bütün oklarını sonuna kadar kullanan, en ağır hücumları ve tahrikleri en insanî bir vazife gibi yansıtan ana muhalefetin yerel seçimler öncesi getirdiği açılım yeni bir dönemin habercisidir.
Dini siyasete alet edenler kervanına solun da katılacağını görmek, Türkiye açısından son derece hayırlı olacaktır. Elbette, politikanın, politikacıların, ideolojilerin, baskıcı girişimlerin oyunlarına, çıkarlarına, hesaplarına inanacak ve güvenecek halimiz yok. Yalnız, en azından Türkiye’de yaşayan ve gayrimüslim olmayan herkesin bu milletin akidesine, imanına, yaşama kültürüne, hayat tarzına, tercihlerine asgari bir saygı ve hürmeti gerekli görmesi son derece önemlidir.