<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Anadolu Forum - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.anadolu-forum.com/</link>
		<description><![CDATA[Anadolu Forum - http://www.anadolu-forum.com]]></description>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 22:25:17 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Bilkey Mesleki Eğitim Kurumları]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11118</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 14:45:21 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11118</guid>
			<description><![CDATA[<br />
 <br />
Adres : Batı Mah. 23 Nisan Cad. No: 12 PENDİK - İSTANBUL<br />
Tel : 0(216) 354 79 79<br />
Fax : 0(216) 354 79 78 <br />
Gsm : 0(506) 543 82 12 <br />
E-Mail : bilkey@bilkey.com.tr <br />
Msn : bilkey@hotmail.com <br />
Web : www.bilkey.com.tr <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
KURS FİYAT LİSTESİ<br />
<br />
<br />
<br />
Teknik CAD CAM Kursu<br />
AutoCAD 2D3D Kursu<br />
SolidWorks CAD Kursu<br />
CNC-CAM İmalat Kursu<br />
Mimarlık 3D Tasarım<br />
Hızlı Q Klavye Kursu<br />
Bilgisayar İşletmenliği<br />
Bilgisayarlı Muhasebe<br />
İleri Excel 2007 Kursu<br />
Access 2007 Kursu<br />
Web Tasarım Yazılım<br />
C Programlama Kursu<br />
C++ Yazılım Kursu<br />
Sistem Network Kursu<br />
İngilizce Dil Kursu<br />
Görsel Video Eğitimleri<br />
Grafik Tasarım<br />
KPSS Lisans Kursu<br />
KPSS Önlisans Kursu<br />
KPSS Lise Kursu<br />
KPSS Eğitim Bilimleri<br />
KPSS-A Kadrosu<br />
Açıköğretim Önlisans<br />
Açıköğretim Lisans<br />
ALES Kursu<br />
DGS Kursu<br />
Kişisel Gelişim Eğitimi<br />
Mortgage Kursu<br />
Emlak Danışmanlığı<br />
Diksiyon Kursu<br />
SMMM Kursu<br />
İngilizce Dil Kursu<br />
Bilgisayar Kursu]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
 <br />
Adres : Batı Mah. 23 Nisan Cad. No: 12 PENDİK - İSTANBUL<br />
Tel : 0(216) 354 79 79<br />
Fax : 0(216) 354 79 78 <br />
Gsm : 0(506) 543 82 12 <br />
E-Mail : bilkey@bilkey.com.tr <br />
Msn : bilkey@hotmail.com <br />
Web : www.bilkey.com.tr <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
KURS FİYAT LİSTESİ<br />
<br />
<br />
<br />
Teknik CAD CAM Kursu<br />
AutoCAD 2D3D Kursu<br />
SolidWorks CAD Kursu<br />
CNC-CAM İmalat Kursu<br />
Mimarlık 3D Tasarım<br />
Hızlı Q Klavye Kursu<br />
Bilgisayar İşletmenliği<br />
Bilgisayarlı Muhasebe<br />
İleri Excel 2007 Kursu<br />
Access 2007 Kursu<br />
Web Tasarım Yazılım<br />
C Programlama Kursu<br />
C++ Yazılım Kursu<br />
Sistem Network Kursu<br />
İngilizce Dil Kursu<br />
Görsel Video Eğitimleri<br />
Grafik Tasarım<br />
KPSS Lisans Kursu<br />
KPSS Önlisans Kursu<br />
KPSS Lise Kursu<br />
KPSS Eğitim Bilimleri<br />
KPSS-A Kadrosu<br />
Açıköğretim Önlisans<br />
Açıköğretim Lisans<br />
ALES Kursu<br />
DGS Kursu<br />
Kişisel Gelişim Eğitimi<br />
Mortgage Kursu<br />
Emlak Danışmanlığı<br />
Diksiyon Kursu<br />
SMMM Kursu<br />
İngilizce Dil Kursu<br />
Bilgisayar Kursu]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[hızlandırılmış çocukluk kursları]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11117</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 23:02:14 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11117</guid>
			<description><![CDATA[‘Kime çekti bu oğlan’lar; ‘derslerini çalışmıyorsun’lar; karnede artan zayıflar; “boynun altında kalsın”lar; ‘hakkımı helal etmiyorum’lar; ‘bey yeter, sıkma çocuğu bu kadar’lar; sen ‘karışma bu işe hanım’lar; cevabı olmayan sorular; kısa ve öfkelendirici cevaplar; komşu kızlarına âşık olmalar; kitap aralarına yazılan şiirler; sevgiliye verilemeyenler, yakılanlar, unutulanlar; bilgisayar oyunları, ‘oyun oynayacağına aç bir iki sayfa kuran oku’lar; küskünlükler, dargınlıklar, nefretler, barışmalar, boşa harcanan paralar; ‘dalavere dastirik’ yazı çalışmaları; hastalıklı okumalar; gizli gizli ağlamalar; küfürler; isyanlar; yarıda kalmış devrim planları; her sabah okulda aynı neslin ürünü olan babalardan şikayetler; nesil çatışmaları; kaçma planları; pederzede edebiyatı; ‘pederzede’ diye çıkarılacak bir derginin taslakları üzerine kafa yormalar; slogan çalışmaları; isyan yazıları; <br />
<br />
“dünyanın bütün pederzedeleri birleşin”li manifestolar; dünyadaki ünlü pederzedelerin geçmişlerine dair araştırmalar; ilk pederzedenin İbrahim peygamber mi yoksa Musa aleyhisselam mı olduğuna dair hararetli tartışmalar; iddialar; arkeolojik ve kronolojik çalışma projeleri; bütçe yetersizlikleri; kaybolan şevkler; sevkler, hastalık belirtileri, delilikler, dökülen saçlar, kirli aynalar, çirkin suratlar, rafa kalkan projeler; pederzedeler albümü çalışmaları; pederzedeliğin erdemleri ve sakıncaları üzerine söylevler; ‘pederlerin ayrı zedelerin ayrı anatomisi çıkarılsın’ tartışmaları;<br />
<br />
‘oğlum, ben hiç evlenmeyeceğim’ler; toplu evlenmeme yeminleri; gece nöbetleri; sadakat ahitleri; çocukça sözleşmeler; korkulu rüyalar; rüyalarda kovalayan köpekler; mezarlıklar; cinler; cinsel öyküler; böcekler; karabasanlar; saklanan sigaralar; kitap tasfiye projeleri; kaybolan kitaplar; öfkelenmeler; gösterişli kalkışma planları; ‘okuduklarınla adam oldun sanma’lar; taşınan arkadaşlar; gizlenen mektuplar; anlayışsız ve kıskanç anneler; yine o annelerin yok ettiği mektuplar; bir ömür sürecek kırgınlıklar; sabahları geç kalkmalar; gelen misafirler; misafirlerden nefret etmeler; insan içine çıkmamalar; yabancılaşmalar; susmalar; dayanamayıp geri konuşmalar;<br />
<br />
ilk aşklar; ilk dokunuşlar; dokunamayışlar; hayaller; arzular; tutkular; cinsel içerikli şiir çalışmaları; dinsel içerikli şiir çalışmaları; kinsel içerikli şiir çalışmaları; gülüşmeler; sayıklamalar; bir ömür peşini bırakmayacak ruh bölünmeleri; teneffüs araları; sigara araları; arada kalmışlıklar; rüyalar; kılınmayan namazlar; zorla sabah namazlarına kaldırmalar; camda dağılan yumruklar; Arif beyden sakınmak için ellerini kollarını ıslatarak abdest almış gibi yapmalar; salona çekilip orada uykuya devam etmeler; ışığın yanıp da Arif beyin koridorda yankılanan solukları duyulduğunda yalandan rükuya eğilmeler; ‘beni anlamıyorsunuz’lar; başkasına örülmüş hırkalar; onulmaz üşümeler; yakılmış, unutulmuş hırka şiirleri; unutulan doğum günleri; kin beslemeler; ‘koynumda yılan besliyormuşum’lar; kaynım da yılan besliyormuşlar; savaşlar; barışlar; geçici ateşkes anlaşmaları; sonuçsuz aracılıklar; Bizans oyunları; kardeşler arası kavgalar; sessiz sofralar; karıncalar;<br />
...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[‘Kime çekti bu oğlan’lar; ‘derslerini çalışmıyorsun’lar; karnede artan zayıflar; “boynun altında kalsın”lar; ‘hakkımı helal etmiyorum’lar; ‘bey yeter, sıkma çocuğu bu kadar’lar; sen ‘karışma bu işe hanım’lar; cevabı olmayan sorular; kısa ve öfkelendirici cevaplar; komşu kızlarına âşık olmalar; kitap aralarına yazılan şiirler; sevgiliye verilemeyenler, yakılanlar, unutulanlar; bilgisayar oyunları, ‘oyun oynayacağına aç bir iki sayfa kuran oku’lar; küskünlükler, dargınlıklar, nefretler, barışmalar, boşa harcanan paralar; ‘dalavere dastirik’ yazı çalışmaları; hastalıklı okumalar; gizli gizli ağlamalar; küfürler; isyanlar; yarıda kalmış devrim planları; her sabah okulda aynı neslin ürünü olan babalardan şikayetler; nesil çatışmaları; kaçma planları; pederzede edebiyatı; ‘pederzede’ diye çıkarılacak bir derginin taslakları üzerine kafa yormalar; slogan çalışmaları; isyan yazıları; <br />
<br />
“dünyanın bütün pederzedeleri birleşin”li manifestolar; dünyadaki ünlü pederzedelerin geçmişlerine dair araştırmalar; ilk pederzedenin İbrahim peygamber mi yoksa Musa aleyhisselam mı olduğuna dair hararetli tartışmalar; iddialar; arkeolojik ve kronolojik çalışma projeleri; bütçe yetersizlikleri; kaybolan şevkler; sevkler, hastalık belirtileri, delilikler, dökülen saçlar, kirli aynalar, çirkin suratlar, rafa kalkan projeler; pederzedeler albümü çalışmaları; pederzedeliğin erdemleri ve sakıncaları üzerine söylevler; ‘pederlerin ayrı zedelerin ayrı anatomisi çıkarılsın’ tartışmaları;<br />
<br />
‘oğlum, ben hiç evlenmeyeceğim’ler; toplu evlenmeme yeminleri; gece nöbetleri; sadakat ahitleri; çocukça sözleşmeler; korkulu rüyalar; rüyalarda kovalayan köpekler; mezarlıklar; cinler; cinsel öyküler; böcekler; karabasanlar; saklanan sigaralar; kitap tasfiye projeleri; kaybolan kitaplar; öfkelenmeler; gösterişli kalkışma planları; ‘okuduklarınla adam oldun sanma’lar; taşınan arkadaşlar; gizlenen mektuplar; anlayışsız ve kıskanç anneler; yine o annelerin yok ettiği mektuplar; bir ömür sürecek kırgınlıklar; sabahları geç kalkmalar; gelen misafirler; misafirlerden nefret etmeler; insan içine çıkmamalar; yabancılaşmalar; susmalar; dayanamayıp geri konuşmalar;<br />
<br />
ilk aşklar; ilk dokunuşlar; dokunamayışlar; hayaller; arzular; tutkular; cinsel içerikli şiir çalışmaları; dinsel içerikli şiir çalışmaları; kinsel içerikli şiir çalışmaları; gülüşmeler; sayıklamalar; bir ömür peşini bırakmayacak ruh bölünmeleri; teneffüs araları; sigara araları; arada kalmışlıklar; rüyalar; kılınmayan namazlar; zorla sabah namazlarına kaldırmalar; camda dağılan yumruklar; Arif beyden sakınmak için ellerini kollarını ıslatarak abdest almış gibi yapmalar; salona çekilip orada uykuya devam etmeler; ışığın yanıp da Arif beyin koridorda yankılanan solukları duyulduğunda yalandan rükuya eğilmeler; ‘beni anlamıyorsunuz’lar; başkasına örülmüş hırkalar; onulmaz üşümeler; yakılmış, unutulmuş hırka şiirleri; unutulan doğum günleri; kin beslemeler; ‘koynumda yılan besliyormuşum’lar; kaynım da yılan besliyormuşlar; savaşlar; barışlar; geçici ateşkes anlaşmaları; sonuçsuz aracılıklar; Bizans oyunları; kardeşler arası kavgalar; sessiz sofralar; karıncalar;<br />
...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[.. ' O'na ' ..]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11116</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 22:56:37 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11116</guid>
			<description><![CDATA[ <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hazreti Ömer'den ibret dersleri]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11107</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 18:28:15 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11107</guid>
			<description><![CDATA[Bizim çocukluğumuzda "Tarihten altın sayfalar" başlıklı kitaplar vardı. Onları okuyunca pek sever, bazen roman kahramanları yerine kendimizi koyardık. O zaman kitap çok değerli bir meta idi. Kitap almak her yiğidin harcı değildi. O nedenle şehirlerde kitap kiralayan dükkânlar vardı. Bunlardan biri de İzmir'de Hatuniye Camii'ne varmadan hemen sol kolda idi. Ağzına kadar eski kitap ve dergi doluydu. Kitapçı güleç biriydi. Kitap kiralamaya karar vermiştim. Bir arkadaşımla karşısına dikildik. Ya bana kitap kiralamazsa diye endişe ediyordum. Yaşım on iki ya da on üçtü. Önce beni baştan aşağı bir süzdü. Kitap okumayı seviyor musun? diye sordu. Sanki ahretlik sorulardı. Ciddi biçimde endişelenmiştim. "Kiraladığın kitapları katlamayacaksın, çizmeyeceksin, sayfaları yıpratmayacaksın. Kitabın kirası 25 kuruş. Fakat sen 50 kuruş vereceksin. Arkadaşını tanıyorum. Tanımasam kaparo olarak bir lira alırdım..." İşte o zaman başlamıştım kitap kiralamaya... Yüzü aşkın kitap kiraladığımı hatırlıyorum. Hatta bazen jest yapıp elli kuruşa üç kitap verdiğini hatırlıyorum.<br />
<br />
Okuduğum, sevdiğim kitaplardan biri de tarihten altın yapraklar, tarihten sayfalar şeklinde bir başlıktı. Şu an tam hatırlamıyorum ama kitap Hz. Ömer'in adaletini içeriyordu. Çok sevmiştim o kitabı. Hz. Ömer'in kervanlara muhafızlık yaptığını, eşini alıp doğum için Müslümanların yardımına koştuğunu... Dilerseniz birkaç örnek aktaralım. Abdurrahman Avf anlatıyor:<br />
<br />
Bir gün Hz. Ömer evime gelmişti. Niçin beni çağırmayıp evime kadar zahmet ettiğini sorunca şu karşılığı verdi:<br />
<br />
- Medine'ye bir kervan gelip şehrin haricinde konakladı. Yolcular yorgun oldukları için istirahata muhtaçlar. Haydi, gidelim de kervana muhafızlık edelim". Bunun üzerine birlikte gittik, sabaha kadar kervanı bekledik.<br />
<br />
Bir başka örnek de şöyle:<br />
<br />
Bir defasında Hz. Ömer hastalanır. Doktorlar şifa için bal yemesini tavsiye ederler. Fakat o mevsimde çarşıda pazarda bal satılmıyordu. Ancak hükümetin depolarında çok miktarda bal vardı. Hz. Ömer, devlet ambarındaki balı şahsı namına kullanamayacağına kani idi. Bundan dolayı camiye giderek halkı topladıktan sonra, tedavisi için bir miktar hazineden bal almasına müsaade edilmesini rica etti. Hz. Ömer bu davranışıyla devlet başkanının devlet hazinesinden bir şey alamayacağını göstermek istemişti. İzin verilince bir miktar bal alıp tedavi oldu.<br />
<br />
Konu Hz. Ömer'den açılmışken konular birbirini kovalar.  Yine bir defasında Hz. Ömer teftiş ile meşgulken çadırın önünde oturan çaresizlik içinde düşünen bir bedeviyle karşılaştı. Onun yanına, selam verip oturur. Hal hatırını sorar. Tam bu esnada çadırdan bir kadının çığlıkları duyulur. Hz. Ömer bunun sebebini sorar. Bedevi eşinin doğum yapmak üzere olduğunu söyler. Hz. Ömer aceleyle kalkıp evine gidip hanımını alıp bedevinin eşinin yardımına koşar. Eşi çadıra girerek doğuma yardımcı olur. Çok geçmeden bir erkek çocuk dünyaya gelir. Bunun üzerine eşi, Hz. Ömer'e:<br />
<br />
- Ey Müminlerin Emiri. Arkadaşına müjde ver. Allah'ın yardımıyla dünyaya bir oğlu geldi, diye seslenir.<br />
<br />
Bedevi yanındaki kişinin Halife Ömer olduğunu duyunca hemen ayağa kalkıp saygı vaziyetine geçer. Hz. Ömer onu tebrik ederek, ertesi günü gelip çocuğun tahsisatını almasını söyler...<br />
<br />
Tahsisat deyince, Hz. Ömer'in uygulamalarından biri de çocuklar doğar doğmaz maaş bağlamak olmuş. Tabii bu olayın da bir arka planı var. Hz. Ömer öncelikle emzikten kesilen çocuklara tahsisat verilmesini emretmiş. Bu uygulama devam ederken bir gün Medine'ye bir kervan gelmiş, şehrin dışına konaklamış. Hz. Ömer yine kervanın muhafızlığı görevini üstlenmiş. Bu esnada bir çocuğun ağlamasına tanık olmuş. Sesin geldiği tarafa gidince bunun annesinden meme emen bir çocuk olduğunu anlamış. Hz. Ömer kadına çocuğu ağlatmamasını rica etmiş ve oradan ayrılmış. Birkaç saat sonra aynı yere geldiğinde çocuğun yine ağladığını görünce çocuğun ağlamasından müteessir olarak kadını şöyle uyarmış:<br />
<br />
- Çocuğuna acımıyor musun? Onu niçin ağlatıyorsun? Yazık değil mi?<br />
<br />
Kadın şöyle cevap vermiş:<br />
<br />
- Hakikati bilseniz beni suçlamazdınız. Devlet başkanı Hz. Ömer, emzikli çocuklara tahsisat verilmemesini emretti. Bu yüzden benim de sütüm çocuğa yetmiyor. Onu doyuramıyorum. O nedenle ağlıyor.<br />
<br />
Hz. Ömer hemen bir karar çıkartarak çocuklara tahsisatın doğdukları günden itibaren bağlanmasını istemiş...<br />
<br />
Hz. Ömer'den adalet dersleri, anlat anlat bitmez. Çünkü o adaletin, eşitliğin, insanlığın timsalidir. Her sahabe gibi Hz. Peygamber tarafından özel bir surette yetiştirilmiştir. Serttir, öfkelidir. İnsanları korkutur. Ama sıcacık, sevimli, nahif bir yüreğe sahiptir. Koskoca Ömer, yeri geldiğinde üzülür, kederlenir hadiseler karşısında gözyaşlarını tutamaz. İşte, Hz. Ömer'i, Ömer yapan adaletinin yanında bu tavrıdır. Dilerseniz bir örnek daha anlatarak bahsimize son verelim:<br />
<br />
Hz. Ömer Medine dışında yürürken tek başına bir çadır görür. Çadıra yaklaşır ve tek başına ihtiyar bir kadının yaşadığını görür. Selam verip sorar:<br />
<br />
- Halife Ömer hakkında ne düşünüyorsun?<br />
<br />
Kadın:<br />
<br />
- Allah Ömer'in cezasını versin. Bütün yönetimi boyunca beş para alamadım, deyince Halife Ömer:<br />
<br />
- Sen böyle uzak ve ayrı yerde yaşıyorken, Halife Ömer seni nerede bulsun?<br />
<br />
- Beni bulamayacak, benim yoksulluğumu gideremeyecekse niçin halife olup devletin başına geldi?<br />
<br />
Bu sözler üzerine Hz. Ömer öylesine üzülür ki gözlerinden yaşlar gelir...<br />
<br />
Efendim, kitaplardan bahis açtık, kitaplarla bitirelim. Eskiden okumak için kitap bulamazdık. Şimdi ise okuyamadığımız kitaplar, yığılıyor. Tamam, fazla kitap alıyoruz ama onları bazen karıştırmaya bile vakit bulamıyoruz...<br />
<br />
Fahri Güven - MİLLÎ GAZETE]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bizim çocukluğumuzda "Tarihten altın sayfalar" başlıklı kitaplar vardı. Onları okuyunca pek sever, bazen roman kahramanları yerine kendimizi koyardık. O zaman kitap çok değerli bir meta idi. Kitap almak her yiğidin harcı değildi. O nedenle şehirlerde kitap kiralayan dükkânlar vardı. Bunlardan biri de İzmir'de Hatuniye Camii'ne varmadan hemen sol kolda idi. Ağzına kadar eski kitap ve dergi doluydu. Kitapçı güleç biriydi. Kitap kiralamaya karar vermiştim. Bir arkadaşımla karşısına dikildik. Ya bana kitap kiralamazsa diye endişe ediyordum. Yaşım on iki ya da on üçtü. Önce beni baştan aşağı bir süzdü. Kitap okumayı seviyor musun? diye sordu. Sanki ahretlik sorulardı. Ciddi biçimde endişelenmiştim. "Kiraladığın kitapları katlamayacaksın, çizmeyeceksin, sayfaları yıpratmayacaksın. Kitabın kirası 25 kuruş. Fakat sen 50 kuruş vereceksin. Arkadaşını tanıyorum. Tanımasam kaparo olarak bir lira alırdım..." İşte o zaman başlamıştım kitap kiralamaya... Yüzü aşkın kitap kiraladığımı hatırlıyorum. Hatta bazen jest yapıp elli kuruşa üç kitap verdiğini hatırlıyorum.<br />
<br />
Okuduğum, sevdiğim kitaplardan biri de tarihten altın yapraklar, tarihten sayfalar şeklinde bir başlıktı. Şu an tam hatırlamıyorum ama kitap Hz. Ömer'in adaletini içeriyordu. Çok sevmiştim o kitabı. Hz. Ömer'in kervanlara muhafızlık yaptığını, eşini alıp doğum için Müslümanların yardımına koştuğunu... Dilerseniz birkaç örnek aktaralım. Abdurrahman Avf anlatıyor:<br />
<br />
Bir gün Hz. Ömer evime gelmişti. Niçin beni çağırmayıp evime kadar zahmet ettiğini sorunca şu karşılığı verdi:<br />
<br />
- Medine'ye bir kervan gelip şehrin haricinde konakladı. Yolcular yorgun oldukları için istirahata muhtaçlar. Haydi, gidelim de kervana muhafızlık edelim". Bunun üzerine birlikte gittik, sabaha kadar kervanı bekledik.<br />
<br />
Bir başka örnek de şöyle:<br />
<br />
Bir defasında Hz. Ömer hastalanır. Doktorlar şifa için bal yemesini tavsiye ederler. Fakat o mevsimde çarşıda pazarda bal satılmıyordu. Ancak hükümetin depolarında çok miktarda bal vardı. Hz. Ömer, devlet ambarındaki balı şahsı namına kullanamayacağına kani idi. Bundan dolayı camiye giderek halkı topladıktan sonra, tedavisi için bir miktar hazineden bal almasına müsaade edilmesini rica etti. Hz. Ömer bu davranışıyla devlet başkanının devlet hazinesinden bir şey alamayacağını göstermek istemişti. İzin verilince bir miktar bal alıp tedavi oldu.<br />
<br />
Konu Hz. Ömer'den açılmışken konular birbirini kovalar.  Yine bir defasında Hz. Ömer teftiş ile meşgulken çadırın önünde oturan çaresizlik içinde düşünen bir bedeviyle karşılaştı. Onun yanına, selam verip oturur. Hal hatırını sorar. Tam bu esnada çadırdan bir kadının çığlıkları duyulur. Hz. Ömer bunun sebebini sorar. Bedevi eşinin doğum yapmak üzere olduğunu söyler. Hz. Ömer aceleyle kalkıp evine gidip hanımını alıp bedevinin eşinin yardımına koşar. Eşi çadıra girerek doğuma yardımcı olur. Çok geçmeden bir erkek çocuk dünyaya gelir. Bunun üzerine eşi, Hz. Ömer'e:<br />
<br />
- Ey Müminlerin Emiri. Arkadaşına müjde ver. Allah'ın yardımıyla dünyaya bir oğlu geldi, diye seslenir.<br />
<br />
Bedevi yanındaki kişinin Halife Ömer olduğunu duyunca hemen ayağa kalkıp saygı vaziyetine geçer. Hz. Ömer onu tebrik ederek, ertesi günü gelip çocuğun tahsisatını almasını söyler...<br />
<br />
Tahsisat deyince, Hz. Ömer'in uygulamalarından biri de çocuklar doğar doğmaz maaş bağlamak olmuş. Tabii bu olayın da bir arka planı var. Hz. Ömer öncelikle emzikten kesilen çocuklara tahsisat verilmesini emretmiş. Bu uygulama devam ederken bir gün Medine'ye bir kervan gelmiş, şehrin dışına konaklamış. Hz. Ömer yine kervanın muhafızlığı görevini üstlenmiş. Bu esnada bir çocuğun ağlamasına tanık olmuş. Sesin geldiği tarafa gidince bunun annesinden meme emen bir çocuk olduğunu anlamış. Hz. Ömer kadına çocuğu ağlatmamasını rica etmiş ve oradan ayrılmış. Birkaç saat sonra aynı yere geldiğinde çocuğun yine ağladığını görünce çocuğun ağlamasından müteessir olarak kadını şöyle uyarmış:<br />
<br />
- Çocuğuna acımıyor musun? Onu niçin ağlatıyorsun? Yazık değil mi?<br />
<br />
Kadın şöyle cevap vermiş:<br />
<br />
- Hakikati bilseniz beni suçlamazdınız. Devlet başkanı Hz. Ömer, emzikli çocuklara tahsisat verilmemesini emretti. Bu yüzden benim de sütüm çocuğa yetmiyor. Onu doyuramıyorum. O nedenle ağlıyor.<br />
<br />
Hz. Ömer hemen bir karar çıkartarak çocuklara tahsisatın doğdukları günden itibaren bağlanmasını istemiş...<br />
<br />
Hz. Ömer'den adalet dersleri, anlat anlat bitmez. Çünkü o adaletin, eşitliğin, insanlığın timsalidir. Her sahabe gibi Hz. Peygamber tarafından özel bir surette yetiştirilmiştir. Serttir, öfkelidir. İnsanları korkutur. Ama sıcacık, sevimli, nahif bir yüreğe sahiptir. Koskoca Ömer, yeri geldiğinde üzülür, kederlenir hadiseler karşısında gözyaşlarını tutamaz. İşte, Hz. Ömer'i, Ömer yapan adaletinin yanında bu tavrıdır. Dilerseniz bir örnek daha anlatarak bahsimize son verelim:<br />
<br />
Hz. Ömer Medine dışında yürürken tek başına bir çadır görür. Çadıra yaklaşır ve tek başına ihtiyar bir kadının yaşadığını görür. Selam verip sorar:<br />
<br />
- Halife Ömer hakkında ne düşünüyorsun?<br />
<br />
Kadın:<br />
<br />
- Allah Ömer'in cezasını versin. Bütün yönetimi boyunca beş para alamadım, deyince Halife Ömer:<br />
<br />
- Sen böyle uzak ve ayrı yerde yaşıyorken, Halife Ömer seni nerede bulsun?<br />
<br />
- Beni bulamayacak, benim yoksulluğumu gideremeyecekse niçin halife olup devletin başına geldi?<br />
<br />
Bu sözler üzerine Hz. Ömer öylesine üzülür ki gözlerinden yaşlar gelir...<br />
<br />
Efendim, kitaplardan bahis açtık, kitaplarla bitirelim. Eskiden okumak için kitap bulamazdık. Şimdi ise okuyamadığımız kitaplar, yığılıyor. Tamam, fazla kitap alıyoruz ama onları bazen karıştırmaya bile vakit bulamıyoruz...<br />
<br />
Fahri Güven - MİLLÎ GAZETE]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İslam'da ilk çözülecek halka?]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11106</link>
			<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 22:37:20 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11106</guid>
			<description><![CDATA[ İslam'ın halkaları halka halka çözülecektir. Halkalardan biri çözülünce insanlar diğerine sarılacaklar. İlk çözülecek olan siyaset halkasıdır. En son çözülen de namaz olacaktır. (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
hakim 7104, ahmed 5/251, ibni hibban 6715]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ İslam'ın halkaları halka halka çözülecektir. Halkalardan biri çözülünce insanlar diğerine sarılacaklar. İlk çözülecek olan siyaset halkasıdır. En son çözülen de namaz olacaktır. (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
hakim 7104, ahmed 5/251, ibni hibban 6715]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ey kitap beni oku]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11105</link>
			<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 16:01:33 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11105</guid>
			<description><![CDATA[Günümüzde zamanın değeri o kadar arttı ki insanlar zamanla yarışır oldular.<br />
<br />
<br />
<br />
Ama ne hikmetse çoğumuza yaşadığımız hayat ve içinde bulunduğumuz zaman dilimi yeterli gelmiyor. Bu yüzden ne yapacaksak çabucak yapmalıyız Allah'ın izniyle. Bunlardan en önemlisi ise okumaktır. Gel gör ki bizler okuma özürlüyüz maalesef. Unutmamalıyız ki yapacak iş çok ama zamanımız yok. Efendimizin de (salat ve selam ona olsun) buyurduğu gibi; insan iki şeyden gaflettedir. Bunlar sıhhat ve boş zamandır.<br />
<br />
Okumayı biliyor muyuz?<br />
İnsan gerçekten gafil bir varlık. Özelliklede kendisi için faydalı ve gerekli olan şeylerde. Biliyorsunuz insanlığın rehberi olan Kuran'ın ilk emre 'Oku' dur. Bizim okumaya su gibi, hava gibi ihtiyacımız var. Ama ne yazık ki okumuyoruz. Bahanemiz çok. Ya zamanımız olmadığından, ya okumaktan sıkıldığımızdan, en kötüsü de tembelliğimizden okumuyoruz. Bir büyüğümüzün sözü kulağımda küpedir. İnsan fabrika olsaydı en çok mazeret üretirdi diye söylerdi. Bence en büyük sorunlardan birisi biz doğru okumayı bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de okumak bize basit ve değersiz geliyor maalesef.<br />
<br />
Balzac bir sözünde: 'Kurnaz insanlar okumayı küçümserler. Basit insanlar ona hayran olurlar. Akıllı insanlarsa onu kullanırlar.' der. Dünyadaki baş döndürücü gelişmeleri takip edip onlara ulaşmanın ilk ve tek yolu okumaktır. Biliyorsunuz ki beynin tek şifası var; okumak. Beyni öldüren tek şeyse okumamaktır. Okumayan insan kendisine zulmetmektedir ama bunun farkında bile değildir.<br />
<br />
Eğitim alanından sanayiye, ticaretten politikaya ve sanata kadar her alanda başarı merdivenlerine çıkmış insanların bol bol kitap okuduklarını ve kendilerini her yönden geliştirmek için hiç durmadan koşuşturduklarını görürsünüz. Bu insanların en belirgin ortak özellikleri ise okumak, kendilerini geliştirmek ve çalışmaktır. Başarılı insanların tek sözü 'Allah'ın izniyle çalıştım, okudum ve kazandım sözüdür. Başarısız insanın tek sözü ise 'şansım yaver gitmedi' sözüdür. O insanlar, özelliklede okumamalarının başarılarını nasıl menfi bir yönde etkilediğinin farkında değildir.<br />
<br />
Kitap okumak bize ne kazandırır?<br />
1- Öncelikle 'farkında' olma becerisi kazandırır!<br />
<br />
2- Sosyal ilişkilerimizin kalitesini artırır bu da bizim entelektüel bir kişi olmamızı sağlar.<br />
<br />
3- Öncesinde dünya sonrasında ise Ahiret hayatımızı kolaylaştırır. Okuduğumuz kitapla ahretin ne ilişkisi var diyebilirsiniz. İnsanlar söylediklerinin hesabını, söylemeleri gerekirken söylemediklerinin hesabını; insanlar yaptıklarının hesabını, yapmaları gerekirken yapmadıklarının hesabını, insanlar her nefesin hesabını verecekler. Öyleyse her nefesin hesabını verecek bizler öncelikle ne kadar kitap okuduğumuza önem verdiğimiz kadar, ne okuyacağımıza da dikkat etmeliyiz. Okuyacağımız kitapların iyi, güzel, doğru, faydalı ve hak olmasına dikkat etmeliyiz.<br />
<br />
4- Kitap okumak stresten kurtulmanın en güzel yollarından birisidir.<br />
<br />
5- Güzel ve düzenli bir şekilde okumak vücudun vitaminidir. Nasıl ki vitamin eksikliğinde vücudun dengesi bozulursa, okumayan insanda ruhsal, sosyal, duygusal ve özellikle de zihinsel yönden zayıflar.<br />
<br />
6- Okumanın bedensel gelişimle etkileri konuşulsa da, yani okuma sırasında gözler aktif rol oynasa da aslında bedensel, zihinsel ve ruhsal bir bütünlük halinde tüm varlığımız kitap üzerinde yoğunlaşır. Duyu organlarının, aklın ve ruhun hep birlikte hareket ettiği bir güzel eylemdir okumak.<br />
<br />
7- Genel kültürümüzü arttırır bu da bizim hem okul, hem iş hem de sosyal hayatımızda etkin ve etkili olmamıza kolaylık sağlar.<br />
<br />
8- Meslek hayatımızda başarı, performans ve motivasyonumuzun artmasına yardımcı olur.<br />
<br />
9- Okumak insanın kendisini geliştirmesine, erdemli bir insan olmasına ve olgunlaşmasına neden olur.<br />
<br />
10- Okumak bilgilenmemize, kelime hazinemizin artmasına bu da bilgi dağarcığımızın zenginleşmesine neden olur.<br />
<br />
Allah Teala, hepimize en güzel şekilde okumayı nasip eylesin. Çünkü okuyan insan aslında kendisini okumakta ve kendisini bulmaktadır.<br />
<br />
'İlim ilim bilmektir<br />
<br />
İlim kendin bilmektir<br />
<br />
Sen kendini bilmezsen<br />
<br />
Bu nice okumaktır'<br />
<br />
İyi okuyucu<br />
1-Anlamak ve anladığını anlatmak için okur.<br />
<br />
2-Kelime gruplarını okur.<br />
<br />
3-Bütünü kavramaya çalışır.<br />
<br />
4-Seri ve heyecanlı okur.<br />
<br />
5-İçten seslendirme yapmamaya çalışır.<br />
<br />
6-Geriye dönüşler yapmaz; çünkü kendine güvenir. Yani özgüven problemi yoktur.<br />
<br />
7-Kelimelere takılmaz.<br />
<br />
8-Çok dikkatlidir; çünkü o an için en önemli şey, okuduğu şeydir.<br />
<br />
9-Saatlerce yorulmadan okuyabilir.<br />
<br />
10-Esnek okur.<br />
<br />
11-Kitabı okurken ne istediğini bilir.<br />
<br />
12-Gönüllü okur.<br />
<br />
Kötü okuyucu<br />
1-Görmek için okur. Yani kavramak için değil sadece okumak için okur.<br />
<br />
2-Kelime kelime okur.<br />
<br />
3-Bütünü kavrayamaz, ayrıntılarda boğulur.<br />
<br />
4-Pasiftir, ne yaptığını bilmez.<br />
<br />
5-İçten seslendirme yapmamaya çalışır.<br />
<br />
6-Sürekli geri dönüşler yapar; çünkü kendisine güveni eksiktir.<br />
<br />
7-Kelimelere takılır.<br />
<br />
8-Kitap okurken dikkatini toparlayamaz, çünkü dikkati dağınıktır.<br />
<br />
9-Kötü okuyucunun en belirgin özelliği hayal kurmasıdır. Hayal kurmak odaklanmasına engel olur.<br />
<br />
10-Gözü satır üzerinde daha çok duruş yapar. Bu da çabuk yorulmasına neden olur.<br />
<br />
11-Zorunlu okur. Unutmayın ki gönülsüz aş ya karın ağrıtır ya da baş.<br />
<br />
Allah izin verirse bundan sonraki yazılarımızda etkili okumayı, okurken dikkat edilecek noktaları, okuma ve algılama hızını geliştiren uygulamaları, hızlı okuma engelleri ve çözüm yollarını belirteceğiz. Rabbim hepimizin okuduklarını bizlere şifa eylesin. Basiretimize, dirayetimize ve hidayetimize sebep eylesin.<br />
<br />
Ve diyoruz ki;<br />
<br />
Kimler görmedi mektep,<br />
<br />
Ne arasın onda edep.<br />
<br />
Merkep altın atlas giyse,<br />
<br />
Yine merkep yine merkep!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Günümüzde zamanın değeri o kadar arttı ki insanlar zamanla yarışır oldular.<br />
<br />
<br />
<br />
Ama ne hikmetse çoğumuza yaşadığımız hayat ve içinde bulunduğumuz zaman dilimi yeterli gelmiyor. Bu yüzden ne yapacaksak çabucak yapmalıyız Allah'ın izniyle. Bunlardan en önemlisi ise okumaktır. Gel gör ki bizler okuma özürlüyüz maalesef. Unutmamalıyız ki yapacak iş çok ama zamanımız yok. Efendimizin de (salat ve selam ona olsun) buyurduğu gibi; insan iki şeyden gaflettedir. Bunlar sıhhat ve boş zamandır.<br />
<br />
Okumayı biliyor muyuz?<br />
İnsan gerçekten gafil bir varlık. Özelliklede kendisi için faydalı ve gerekli olan şeylerde. Biliyorsunuz insanlığın rehberi olan Kuran'ın ilk emre 'Oku' dur. Bizim okumaya su gibi, hava gibi ihtiyacımız var. Ama ne yazık ki okumuyoruz. Bahanemiz çok. Ya zamanımız olmadığından, ya okumaktan sıkıldığımızdan, en kötüsü de tembelliğimizden okumuyoruz. Bir büyüğümüzün sözü kulağımda küpedir. İnsan fabrika olsaydı en çok mazeret üretirdi diye söylerdi. Bence en büyük sorunlardan birisi biz doğru okumayı bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de okumak bize basit ve değersiz geliyor maalesef.<br />
<br />
Balzac bir sözünde: 'Kurnaz insanlar okumayı küçümserler. Basit insanlar ona hayran olurlar. Akıllı insanlarsa onu kullanırlar.' der. Dünyadaki baş döndürücü gelişmeleri takip edip onlara ulaşmanın ilk ve tek yolu okumaktır. Biliyorsunuz ki beynin tek şifası var; okumak. Beyni öldüren tek şeyse okumamaktır. Okumayan insan kendisine zulmetmektedir ama bunun farkında bile değildir.<br />
<br />
Eğitim alanından sanayiye, ticaretten politikaya ve sanata kadar her alanda başarı merdivenlerine çıkmış insanların bol bol kitap okuduklarını ve kendilerini her yönden geliştirmek için hiç durmadan koşuşturduklarını görürsünüz. Bu insanların en belirgin ortak özellikleri ise okumak, kendilerini geliştirmek ve çalışmaktır. Başarılı insanların tek sözü 'Allah'ın izniyle çalıştım, okudum ve kazandım sözüdür. Başarısız insanın tek sözü ise 'şansım yaver gitmedi' sözüdür. O insanlar, özelliklede okumamalarının başarılarını nasıl menfi bir yönde etkilediğinin farkında değildir.<br />
<br />
Kitap okumak bize ne kazandırır?<br />
1- Öncelikle 'farkında' olma becerisi kazandırır!<br />
<br />
2- Sosyal ilişkilerimizin kalitesini artırır bu da bizim entelektüel bir kişi olmamızı sağlar.<br />
<br />
3- Öncesinde dünya sonrasında ise Ahiret hayatımızı kolaylaştırır. Okuduğumuz kitapla ahretin ne ilişkisi var diyebilirsiniz. İnsanlar söylediklerinin hesabını, söylemeleri gerekirken söylemediklerinin hesabını; insanlar yaptıklarının hesabını, yapmaları gerekirken yapmadıklarının hesabını, insanlar her nefesin hesabını verecekler. Öyleyse her nefesin hesabını verecek bizler öncelikle ne kadar kitap okuduğumuza önem verdiğimiz kadar, ne okuyacağımıza da dikkat etmeliyiz. Okuyacağımız kitapların iyi, güzel, doğru, faydalı ve hak olmasına dikkat etmeliyiz.<br />
<br />
4- Kitap okumak stresten kurtulmanın en güzel yollarından birisidir.<br />
<br />
5- Güzel ve düzenli bir şekilde okumak vücudun vitaminidir. Nasıl ki vitamin eksikliğinde vücudun dengesi bozulursa, okumayan insanda ruhsal, sosyal, duygusal ve özellikle de zihinsel yönden zayıflar.<br />
<br />
6- Okumanın bedensel gelişimle etkileri konuşulsa da, yani okuma sırasında gözler aktif rol oynasa da aslında bedensel, zihinsel ve ruhsal bir bütünlük halinde tüm varlığımız kitap üzerinde yoğunlaşır. Duyu organlarının, aklın ve ruhun hep birlikte hareket ettiği bir güzel eylemdir okumak.<br />
<br />
7- Genel kültürümüzü arttırır bu da bizim hem okul, hem iş hem de sosyal hayatımızda etkin ve etkili olmamıza kolaylık sağlar.<br />
<br />
8- Meslek hayatımızda başarı, performans ve motivasyonumuzun artmasına yardımcı olur.<br />
<br />
9- Okumak insanın kendisini geliştirmesine, erdemli bir insan olmasına ve olgunlaşmasına neden olur.<br />
<br />
10- Okumak bilgilenmemize, kelime hazinemizin artmasına bu da bilgi dağarcığımızın zenginleşmesine neden olur.<br />
<br />
Allah Teala, hepimize en güzel şekilde okumayı nasip eylesin. Çünkü okuyan insan aslında kendisini okumakta ve kendisini bulmaktadır.<br />
<br />
'İlim ilim bilmektir<br />
<br />
İlim kendin bilmektir<br />
<br />
Sen kendini bilmezsen<br />
<br />
Bu nice okumaktır'<br />
<br />
İyi okuyucu<br />
1-Anlamak ve anladığını anlatmak için okur.<br />
<br />
2-Kelime gruplarını okur.<br />
<br />
3-Bütünü kavramaya çalışır.<br />
<br />
4-Seri ve heyecanlı okur.<br />
<br />
5-İçten seslendirme yapmamaya çalışır.<br />
<br />
6-Geriye dönüşler yapmaz; çünkü kendine güvenir. Yani özgüven problemi yoktur.<br />
<br />
7-Kelimelere takılmaz.<br />
<br />
8-Çok dikkatlidir; çünkü o an için en önemli şey, okuduğu şeydir.<br />
<br />
9-Saatlerce yorulmadan okuyabilir.<br />
<br />
10-Esnek okur.<br />
<br />
11-Kitabı okurken ne istediğini bilir.<br />
<br />
12-Gönüllü okur.<br />
<br />
Kötü okuyucu<br />
1-Görmek için okur. Yani kavramak için değil sadece okumak için okur.<br />
<br />
2-Kelime kelime okur.<br />
<br />
3-Bütünü kavrayamaz, ayrıntılarda boğulur.<br />
<br />
4-Pasiftir, ne yaptığını bilmez.<br />
<br />
5-İçten seslendirme yapmamaya çalışır.<br />
<br />
6-Sürekli geri dönüşler yapar; çünkü kendisine güveni eksiktir.<br />
<br />
7-Kelimelere takılır.<br />
<br />
8-Kitap okurken dikkatini toparlayamaz, çünkü dikkati dağınıktır.<br />
<br />
9-Kötü okuyucunun en belirgin özelliği hayal kurmasıdır. Hayal kurmak odaklanmasına engel olur.<br />
<br />
10-Gözü satır üzerinde daha çok duruş yapar. Bu da çabuk yorulmasına neden olur.<br />
<br />
11-Zorunlu okur. Unutmayın ki gönülsüz aş ya karın ağrıtır ya da baş.<br />
<br />
Allah izin verirse bundan sonraki yazılarımızda etkili okumayı, okurken dikkat edilecek noktaları, okuma ve algılama hızını geliştiren uygulamaları, hızlı okuma engelleri ve çözüm yollarını belirteceğiz. Rabbim hepimizin okuduklarını bizlere şifa eylesin. Basiretimize, dirayetimize ve hidayetimize sebep eylesin.<br />
<br />
Ve diyoruz ki;<br />
<br />
Kimler görmedi mektep,<br />
<br />
Ne arasın onda edep.<br />
<br />
Merkep altın atlas giyse,<br />
<br />
Yine merkep yine merkep!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İfâde-i Meram - İki Darbe Arasında..]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11104</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 12:02:34 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11104</guid>
			<description><![CDATA[Eski mesleği subaylık olan İskender Pala'nın muhakkak okunması gereken kitabı..<br />
<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Eski mesleği subaylık olan İskender Pala'nın muhakkak okunması gereken kitabı..<br />
<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gole Gandom - Gulian]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11103</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 11:38:47 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11103</guid>
			<description><![CDATA[Sessiz, acı bir ezgi..<br />
Bir o kadar da yumuşak..<br />
<br />
İran müziği, sözlerini bulamadım.<br />
Müziğin içinde kaybolarak sözlerini bulmak size kalmış : )<br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sessiz, acı bir ezgi..<br />
Bir o kadar da yumuşak..<br />
<br />
İran müziği, sözlerini bulamadım.<br />
Müziğin içinde kaybolarak sözlerini bulmak size kalmış : )<br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kitapyurdu.com sitesi hakkındaki görüşlerim]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11102</link>
			<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 21:23:21 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11102</guid>
			<description><![CDATA[selamun aleyküm değerli üyelerim <br />
ilk defa internetten bir alışveriş yaptım ve kitap satın aldım<br />
http://www.kitapyurdu.com sitesinden aldım<br />
kargo ücretinden çok korkuyordum ama siz daha ödemeyi yapmadan kargo ücretini hesaplayıp size gösteriyorlar sitede.. ben mesela 29 liralık kitap aldım sadece 3,75 kargo ücreti çıktı.. Bu sitedeki kitapların geneli (hepsi değil) normal kitapçıdakilerden daha ucuz fiyatta. Ve genelde kitaplarınızı bir kaç gün içinde size ulaştırıyorlar.. Kesinlikle tavsiye ederim.. sorularınız varsa alabilirim. vesselam]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[selamun aleyküm değerli üyelerim <br />
ilk defa internetten bir alışveriş yaptım ve kitap satın aldım<br />
http://www.kitapyurdu.com sitesinden aldım<br />
kargo ücretinden çok korkuyordum ama siz daha ödemeyi yapmadan kargo ücretini hesaplayıp size gösteriyorlar sitede.. ben mesela 29 liralık kitap aldım sadece 3,75 kargo ücreti çıktı.. Bu sitedeki kitapların geneli (hepsi değil) normal kitapçıdakilerden daha ucuz fiyatta. Ve genelde kitaplarınızı bir kaç gün içinde size ulaştırıyorlar.. Kesinlikle tavsiye ederim.. sorularınız varsa alabilirim. vesselam]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Size Bazı Önerilerimiz Var]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11096</link>
			<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 15:50:39 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11096</guid>
			<description><![CDATA[Müslümansanız inancınızın gereğini yerine getirmek mecburiyetindesiniz. Attığınız her adımda başarılı olmak Müslüman olmanızın gereğidir. Başarıyı getiren sebep ihlâstır. İhlâslı davranıyorsanız kaybediyor gözükseniz bile, aslında siz kazanıyorsunuzdur. Bunu önemseyin.<br />
<br />
Hep kaybedenler var. Samimiyet sınavında kaybedenler var. Bakın onlara böyleleri kesinlikle karikatür Müslümanlardır. Bunların gerçeği görmelerine, hidayete ulaşmalarına yardımcı olacağız. Allah'tan böyleleri için faziletli olmaları için duâda bulunacağız.<br />
<br />
Başarılı olmak için sadece çalışmak yetmiyor; dediğim gibi ihlâslı olmak, kulluk şuuruna, helâl rızık ile beslenmeye de ihtiyaç var.<br />
<br />
Başarılı olmak için bâzı önerilerim var. Diyorum ki:<br />
<br />
1- Plânlı ve programlı bir hayatınız olsun. Amacımızın ne olduğunu bilelim. Nereden geldik, niçin geldik, nereye doğru gidiyoruz, nasıl gidiyoruz? Bu soruların cevabını hep verelim; dâima da aklımızda bulunduralım.<br />
<br />
Ruhi yapımız ne âlemde. Onun muhtaç olduğu gıdayı kesintisiz verebiliyor muyuz?<br />
<br />
Kesinlikle ailenize, akrabanıza, komşularınıza ve arkadaşlarınıza zaman ayırın.<br />
<br />
Aile efradınızla birlikte geçireceğiniz zamanı çok iyi plânlayın.<br />
<br />
İşinizden bir adım daha fazla kendiniz için (kendiniz üzerinde) çalışmaya zaman ayırın.<br />
<br />
Kafanızı iyi şeylerle doldurun. Kitap okuyun. Müzik dinleyin. Sosyal münasebet kurun. 3 aylık, 6 aylık, 1 yıllık hedefleriniz olsun. Belirlediğiniz bu hedefler sonunda mutlaka durum muhakemesi yapın. Gerekirse yeni kararlar verin. Uygulanmayacak kararlar almayın...<br />
<br />
2- Kim ve neci olursanız olun kesinlikle bir sorumluluk sahibisiniz. Sorumluluğunuzu bilmemezlikten gelmeyin... Dürüst olursanız böyle bir probleminiz olmaz.<br />
<br />
3- Söz anlatılabilir olun. Dinlenmeye ve eğitilmeye hazır olanlar doğru ve yeni fikirleri kabulenmeye dâima müsait olurlar. Özgüveniniz olmalı. Yani kendinize güvenmeniz lâzım. Özgüveni olanlar doğruları kabullenmeye daima açıktırlar. Bu da kişileri başarılı kılar.<br />
<br />
4- Zamanın ve yerin en doğru olanını kullanın. Nerede bulunmanız veya bulunmamanız, hangi zamanda bulunmanız veya bulunmamanız gerekli, bunu iyi tespit edin. Doğru zamanda doğru yerde olanlar başarılı olurlar. Sosyal ilişkilerini iyi belirlerler. Neticesinde de yüzleri güleç, gönülleri huzurlu olur.<br />
<br />
5- Dâima olduğunuz gibi görünün; göründüğünüz gibi de olun. Asla rol yapmayın. Kelimelerinizi dikkatli seçin. Argo kelime kullanmayın. Düşündüklerinizi ve inandıklarınızı konuşun... Kesinlikle küfür etmeyin. Kimseyi kötülümeyin. Kötülerseniz aleyhte olduklarınızı değil kendi değerinizi düşürmüş olursunuz...<br />
<br />
6- Dinlemeyi öğrenin, öğrenmek yetmez, mutlaka başarın. Bu, olaylarda başarılı ve dikkatli olmanızı sağlar...<br />
<br />
7- İhtiyaç sahiplerine mutlaka yardım edin. Yardımlarınız maddî-manevî olsun. İnsanların bedenî ihtiyaçlarını giderirken ruhî ihtiyaçlarını gidermeyi ihmal etmeyin. Moral ihtiyacı olana moral vermeniz, herkese gıyabında duâ etmeniz inanmış olmanızın gereğidir. Aynı zamanda bu sizi de, karşınızdakini de yaşam itibâriyle zenginleştirir.<br />
<br />
8- Bencillik yapmayın. Bencillik enerjinizi tüketir. Etrafınıza destek olun. Olumlu davranın. Güvenli olun. İnsanlara itimat telkin edin.<br />
<br />
9- Yardım istemekten asla çekinmeyin. Neyiniz eksik, neye ihtiyacınız varsa güven duyduğunuz insanlara bunu açın, isteyin. Para, iş, fikir, güven, sadakat, özveri... Bunlar gerek duyulduğunda istenmelidir. İş rehberliğine ihtiyacınız olduğunda yardım isteyin.<br />
<br />
10- İnsanların iltifata ihtiyacı vardır. Bunda başarıya götüren bir yol vardır; herkese iltifat edin. Teşekkür edin. Teşekkür insanların dikkatini çeker. Bu nezaketi dâima gösterin...<br />
<br />
11- Hiçbir şeyi oluruna bırakmayın. Çünkü oluruna bırakılan şeyler, yok olur. Onun için payınıza düşeni mutlaka yerine getirin.<br />
<br />
Çünkü, siz Müslümansanız Müslümanca yaşamanız gerekmektedir. Görevinizi ihmal edemezsiniz. Zaten etmezsiniz de...<br />
<br />
<br />
Mevlüt ÖZCAN - MİLLİ GAZETE]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Müslümansanız inancınızın gereğini yerine getirmek mecburiyetindesiniz. Attığınız her adımda başarılı olmak Müslüman olmanızın gereğidir. Başarıyı getiren sebep ihlâstır. İhlâslı davranıyorsanız kaybediyor gözükseniz bile, aslında siz kazanıyorsunuzdur. Bunu önemseyin.<br />
<br />
Hep kaybedenler var. Samimiyet sınavında kaybedenler var. Bakın onlara böyleleri kesinlikle karikatür Müslümanlardır. Bunların gerçeği görmelerine, hidayete ulaşmalarına yardımcı olacağız. Allah'tan böyleleri için faziletli olmaları için duâda bulunacağız.<br />
<br />
Başarılı olmak için sadece çalışmak yetmiyor; dediğim gibi ihlâslı olmak, kulluk şuuruna, helâl rızık ile beslenmeye de ihtiyaç var.<br />
<br />
Başarılı olmak için bâzı önerilerim var. Diyorum ki:<br />
<br />
1- Plânlı ve programlı bir hayatınız olsun. Amacımızın ne olduğunu bilelim. Nereden geldik, niçin geldik, nereye doğru gidiyoruz, nasıl gidiyoruz? Bu soruların cevabını hep verelim; dâima da aklımızda bulunduralım.<br />
<br />
Ruhi yapımız ne âlemde. Onun muhtaç olduğu gıdayı kesintisiz verebiliyor muyuz?<br />
<br />
Kesinlikle ailenize, akrabanıza, komşularınıza ve arkadaşlarınıza zaman ayırın.<br />
<br />
Aile efradınızla birlikte geçireceğiniz zamanı çok iyi plânlayın.<br />
<br />
İşinizden bir adım daha fazla kendiniz için (kendiniz üzerinde) çalışmaya zaman ayırın.<br />
<br />
Kafanızı iyi şeylerle doldurun. Kitap okuyun. Müzik dinleyin. Sosyal münasebet kurun. 3 aylık, 6 aylık, 1 yıllık hedefleriniz olsun. Belirlediğiniz bu hedefler sonunda mutlaka durum muhakemesi yapın. Gerekirse yeni kararlar verin. Uygulanmayacak kararlar almayın...<br />
<br />
2- Kim ve neci olursanız olun kesinlikle bir sorumluluk sahibisiniz. Sorumluluğunuzu bilmemezlikten gelmeyin... Dürüst olursanız böyle bir probleminiz olmaz.<br />
<br />
3- Söz anlatılabilir olun. Dinlenmeye ve eğitilmeye hazır olanlar doğru ve yeni fikirleri kabulenmeye dâima müsait olurlar. Özgüveniniz olmalı. Yani kendinize güvenmeniz lâzım. Özgüveni olanlar doğruları kabullenmeye daima açıktırlar. Bu da kişileri başarılı kılar.<br />
<br />
4- Zamanın ve yerin en doğru olanını kullanın. Nerede bulunmanız veya bulunmamanız, hangi zamanda bulunmanız veya bulunmamanız gerekli, bunu iyi tespit edin. Doğru zamanda doğru yerde olanlar başarılı olurlar. Sosyal ilişkilerini iyi belirlerler. Neticesinde de yüzleri güleç, gönülleri huzurlu olur.<br />
<br />
5- Dâima olduğunuz gibi görünün; göründüğünüz gibi de olun. Asla rol yapmayın. Kelimelerinizi dikkatli seçin. Argo kelime kullanmayın. Düşündüklerinizi ve inandıklarınızı konuşun... Kesinlikle küfür etmeyin. Kimseyi kötülümeyin. Kötülerseniz aleyhte olduklarınızı değil kendi değerinizi düşürmüş olursunuz...<br />
<br />
6- Dinlemeyi öğrenin, öğrenmek yetmez, mutlaka başarın. Bu, olaylarda başarılı ve dikkatli olmanızı sağlar...<br />
<br />
7- İhtiyaç sahiplerine mutlaka yardım edin. Yardımlarınız maddî-manevî olsun. İnsanların bedenî ihtiyaçlarını giderirken ruhî ihtiyaçlarını gidermeyi ihmal etmeyin. Moral ihtiyacı olana moral vermeniz, herkese gıyabında duâ etmeniz inanmış olmanızın gereğidir. Aynı zamanda bu sizi de, karşınızdakini de yaşam itibâriyle zenginleştirir.<br />
<br />
8- Bencillik yapmayın. Bencillik enerjinizi tüketir. Etrafınıza destek olun. Olumlu davranın. Güvenli olun. İnsanlara itimat telkin edin.<br />
<br />
9- Yardım istemekten asla çekinmeyin. Neyiniz eksik, neye ihtiyacınız varsa güven duyduğunuz insanlara bunu açın, isteyin. Para, iş, fikir, güven, sadakat, özveri... Bunlar gerek duyulduğunda istenmelidir. İş rehberliğine ihtiyacınız olduğunda yardım isteyin.<br />
<br />
10- İnsanların iltifata ihtiyacı vardır. Bunda başarıya götüren bir yol vardır; herkese iltifat edin. Teşekkür edin. Teşekkür insanların dikkatini çeker. Bu nezaketi dâima gösterin...<br />
<br />
11- Hiçbir şeyi oluruna bırakmayın. Çünkü oluruna bırakılan şeyler, yok olur. Onun için payınıza düşeni mutlaka yerine getirin.<br />
<br />
Çünkü, siz Müslümansanız Müslümanca yaşamanız gerekmektedir. Görevinizi ihmal edemezsiniz. Zaten etmezsiniz de...<br />
<br />
<br />
Mevlüt ÖZCAN - MİLLİ GAZETE]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oyun içinde Oyun: Futbol]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11095</link>
			<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 15:47:45 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11095</guid>
			<description><![CDATA[Futbol, din ve dil farkını kaldıran, kıtaları yaklaştıran, spor olmanın ötesine aşıp kitlesel simge haline gelen bir spor dalı olmuştur. İnsanlık tarihinde futbol kadar yaygın ve etkin bir spor dalı olmamıştır. Sigara ve futbol, etkisini tahlil etmenin bile güç olduğu noktadadır. Devletleri idare edenlerin spora ve spora yaptığı yatırımı tahlil etmeye hacet yoktur. Futbolun, bir bütün olarak ele alındığında ne kadar spor olduğunu tartışabileceğimize göre devletlerin futbola ilgi ve yatırımını irdelememiz tabii görülmelidir.<br />
<br />
Şu anda futbolun bulunduğu noktada şu tespiti yapmakta sakınca olmayacaktır: Bundan sadece otuz yıl önce, bir hurafe olarak yaşlıların gençlere, futbol topunun Hüseyin radıyallahu anhın başına benzediğini (veya bunun gibi bir teşbih yaparak), bu nedenle futbol oynamanın günah olduğunu anlattıkları dönem geçilmiştir. Hakikat veya hurafe, böyle bir söz bile futbolun gücüyle karşılaşmaya yetmeyecektir. Futbol arayı açmış gitmiştir. O kadar ki, futbol İslam'a davet, camiye cemaat toplama, gençleri bataklıktan kurtarma vesilesi olarak görülür hale gelmiştir. Bunların ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu tartışmanın yararı olmayacaktır.<br />
<br />
Ancak futbolun etrafında, zihin karıştıracak soruları, İslam'ı hayat ilkesi edinmişler açısından soruşturarak -kendi eksenimizde de olsa- bir noktaya gelebiliriz. Ya da, kabul görüp görmemesi ile ilgilenmeden, hakkı söylemiş olmak için futbolun etrafında konuşmamızda yarar olacaktır.<br />
<br />
Tesettürlü fitne!<br />
<br />
Aslında, bir toprak ve ülke düşüncesi olanların da futbolun gücü ve o gücün kullanıldığı hassas ayarlar açısından söyleyeceği sözleri olmalıdır. Ülke kurtarandan daha değerli bir gol atan futbolcuların bulunması düşündürücü olmalıdır.<br />
<br />
Yaygınlaşmaya başlayan kadın futbol takımları ise gülmeyi unutmuş ümmetimiz için bir tiyatro olarak seyredilebilir niteliktedir. Güya İslamî devletten olduğu için tesettürlü bayanların futbol takımı kurmalarını, keler deliğine girmekten başka hangi vasıfla tavsif edelim? İnna lillah ve inna ileyhi raciûn. Fitne mi fitne, hem de tesettürlü.<br />
<br />
Haram-helal Allah'ın hakkıdır<br />
<br />
Bir şeyin helal veya haram olduğunu sadece Allah ve Resulü belirleyebilir. Kullar, ne haramlık ne de helallik tayin etmeleri mümkün değildir. Her hangi bir mesele hakkında, haram olduğuna dair bir hüküm bulunmadıkça esas olan o meselenin helal olmasıdır. Bu, ilk defa görülmüş bir meyvenin yenmesi hakkında geçerli bir kural olduğu gibi icra edilecek bir iş hakkında da geçerlidir. Futbolun hükmü ile alakalı olarak da bunu söyleyebiliriz. Futbol, bir oyun türü olarak -sadece oyun olduğu için- haram olarak gösterilemez. Aslı zatında, oyun ve eğlencelerde ölçü dâhilinde kalındıkça helallik esastır. Haramlık, sonradan oluşmaktadır. Bir topun peşinde yirmi iki kişinin koşması, futbolu haramlaştırmaz. O yirmi iki kişinin üzerinde oluşan etkiler ve sonuçlar itibarıyla bir haramdan söz edebiliriz.<br />
<br />
Topu patlatan çiviler<br />
<br />
İbadet için yaratılmış insanın vaktini heba etmesi, kazanma ve harcama açısından mal israfı, insan enerjisi israfı, insan avretinin izlenmesi, anne baba hizmeti ve kul haklarının ihlali, toplumun fırkalara ayrılması, stat ahlâkının yaygınlaşması, erkek-kadın karma ortamlarının oluşması ve kâfirlere hayranlıkla bakan gözlerin oluşması mü'min için futbol topunu patlatan çivilerdir.<br />
<br />
Futbolun hiçbir sorunu olmadığını var saymamız halinde bile, sadece Filistinlilerin Filistin etrafında bile birleşemezken futbol topu peşinde iki takımın etrafında birleşebilmeleri düşünmek için yeterli malzemeyi vermektedir. Ümmetimizin bütün dertlerini unutturan, dava heyecanı bırakmayan nesnenin adının banka olmasıyla futbol olması arasında ne fark vardır? Dava heyecanını söndürdükten sonra adı ne olursa olsun.<br />
<br />
Çizgi<br />
<br />
Futbolu cihat heyecanıyla oynayanların durumunu anlamakta zorlanıyoruz doğrusu. Bütün sosyal imkânlar tüketildiği için mi futbola sığınılmıştır yoksa aslında futbola olan ilgi güzel bir kılıfa mı sokulmuştur?<br />
<br />
Bizim için muteber kural şudur:<br />
<br />
İslam, sporu teşvik etmiştir. Ama bu teşvik, Müslüman'ın güçlü ve hareketli bir bedene sahip olmasını sağlamak içindir. Spor seyretmek spor değildir. Dolayısıyla futbol tutkunlarının ve futbolcuların, yaptıkları işi daha esnek bir gerekçeye dayandırmaları gerekir. Futbol mubah olmasına olabilir. Ama cihattır gibi abes bir söz sarf edilemez. Futbol, oyundan çok seyirciye yönelik oynanan bir spordur. Bu bilinmelidir. Futbol oynayanlarla futbol seyredenlerin rakamlarına bakılırsa bu mesele gayet rahat anlaşılacaktır; kaç kişi futbol oynar kaç kişi seyreder. Kaç kişi de o işten servet edinir?<br />
<br />
Futbol ve namaz<br />
<br />
Sadece bir akşam namazının topluca terk edilmesinin sebebi, statlarda futbol seyreden insanların futbolu ise futbol için namazı dinin direği olarak gören bir Müslüman ne diyebilir? Bazı Arap ülkelerinde stat çimlerinde namaz kılan oyuncuların veya seyircilerin görüntüleri umumileşmiş bir görüntüyü aklamaya yetmez. Futbol maçına besmele çekerek başlama lakaytlığı da futbolun bereketli bir iş olmasını temin etmeyecektir.<br />
<br />
Namazımız futboldan kurtarılsın, avret teşhir edilmesin, kumarın alt yapısı olmasın; isteyen top oynasın. Bu kadar.<br />
<br />
Kumar haram değil mi?<br />
<br />
Spor toto veya benzeri isimlerle insanların işlettikleri kumar sermayesini nasıl görmezden gelebiliriz? En büyük kumar türlerinden biri olan bu tür oyunların temeli, statlardaki oyuncuların omuzlarında durmuyor mu? Spor toto listesindeki takımlardan her hangi birinde futbol oynayan bir futbolcu, kumarın aleti ve sebebi değil midir? Böyle bir bahis oyunu topluca, ulusça oynandığı için mi mubah olacak? Futbol, kendi başına oyun olabilir; üzüm de aslında tertemiz bir meyve idi.<br />
<br />
Nesilleri esir alan bu oyunu tekrar düşünmeye mecburuz. Çocuklarımızın futbol tutkunluğunu basit bir sorun olarak göremeyiz. Vakit geçirmek içinse kendimize daha değerli meşgaleler bulalım. Kör taklitse yaptığımız o bizim işimiz olmamalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Futbol, din ve dil farkını kaldıran, kıtaları yaklaştıran, spor olmanın ötesine aşıp kitlesel simge haline gelen bir spor dalı olmuştur. İnsanlık tarihinde futbol kadar yaygın ve etkin bir spor dalı olmamıştır. Sigara ve futbol, etkisini tahlil etmenin bile güç olduğu noktadadır. Devletleri idare edenlerin spora ve spora yaptığı yatırımı tahlil etmeye hacet yoktur. Futbolun, bir bütün olarak ele alındığında ne kadar spor olduğunu tartışabileceğimize göre devletlerin futbola ilgi ve yatırımını irdelememiz tabii görülmelidir.<br />
<br />
Şu anda futbolun bulunduğu noktada şu tespiti yapmakta sakınca olmayacaktır: Bundan sadece otuz yıl önce, bir hurafe olarak yaşlıların gençlere, futbol topunun Hüseyin radıyallahu anhın başına benzediğini (veya bunun gibi bir teşbih yaparak), bu nedenle futbol oynamanın günah olduğunu anlattıkları dönem geçilmiştir. Hakikat veya hurafe, böyle bir söz bile futbolun gücüyle karşılaşmaya yetmeyecektir. Futbol arayı açmış gitmiştir. O kadar ki, futbol İslam'a davet, camiye cemaat toplama, gençleri bataklıktan kurtarma vesilesi olarak görülür hale gelmiştir. Bunların ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu tartışmanın yararı olmayacaktır.<br />
<br />
Ancak futbolun etrafında, zihin karıştıracak soruları, İslam'ı hayat ilkesi edinmişler açısından soruşturarak -kendi eksenimizde de olsa- bir noktaya gelebiliriz. Ya da, kabul görüp görmemesi ile ilgilenmeden, hakkı söylemiş olmak için futbolun etrafında konuşmamızda yarar olacaktır.<br />
<br />
Tesettürlü fitne!<br />
<br />
Aslında, bir toprak ve ülke düşüncesi olanların da futbolun gücü ve o gücün kullanıldığı hassas ayarlar açısından söyleyeceği sözleri olmalıdır. Ülke kurtarandan daha değerli bir gol atan futbolcuların bulunması düşündürücü olmalıdır.<br />
<br />
Yaygınlaşmaya başlayan kadın futbol takımları ise gülmeyi unutmuş ümmetimiz için bir tiyatro olarak seyredilebilir niteliktedir. Güya İslamî devletten olduğu için tesettürlü bayanların futbol takımı kurmalarını, keler deliğine girmekten başka hangi vasıfla tavsif edelim? İnna lillah ve inna ileyhi raciûn. Fitne mi fitne, hem de tesettürlü.<br />
<br />
Haram-helal Allah'ın hakkıdır<br />
<br />
Bir şeyin helal veya haram olduğunu sadece Allah ve Resulü belirleyebilir. Kullar, ne haramlık ne de helallik tayin etmeleri mümkün değildir. Her hangi bir mesele hakkında, haram olduğuna dair bir hüküm bulunmadıkça esas olan o meselenin helal olmasıdır. Bu, ilk defa görülmüş bir meyvenin yenmesi hakkında geçerli bir kural olduğu gibi icra edilecek bir iş hakkında da geçerlidir. Futbolun hükmü ile alakalı olarak da bunu söyleyebiliriz. Futbol, bir oyun türü olarak -sadece oyun olduğu için- haram olarak gösterilemez. Aslı zatında, oyun ve eğlencelerde ölçü dâhilinde kalındıkça helallik esastır. Haramlık, sonradan oluşmaktadır. Bir topun peşinde yirmi iki kişinin koşması, futbolu haramlaştırmaz. O yirmi iki kişinin üzerinde oluşan etkiler ve sonuçlar itibarıyla bir haramdan söz edebiliriz.<br />
<br />
Topu patlatan çiviler<br />
<br />
İbadet için yaratılmış insanın vaktini heba etmesi, kazanma ve harcama açısından mal israfı, insan enerjisi israfı, insan avretinin izlenmesi, anne baba hizmeti ve kul haklarının ihlali, toplumun fırkalara ayrılması, stat ahlâkının yaygınlaşması, erkek-kadın karma ortamlarının oluşması ve kâfirlere hayranlıkla bakan gözlerin oluşması mü'min için futbol topunu patlatan çivilerdir.<br />
<br />
Futbolun hiçbir sorunu olmadığını var saymamız halinde bile, sadece Filistinlilerin Filistin etrafında bile birleşemezken futbol topu peşinde iki takımın etrafında birleşebilmeleri düşünmek için yeterli malzemeyi vermektedir. Ümmetimizin bütün dertlerini unutturan, dava heyecanı bırakmayan nesnenin adının banka olmasıyla futbol olması arasında ne fark vardır? Dava heyecanını söndürdükten sonra adı ne olursa olsun.<br />
<br />
Çizgi<br />
<br />
Futbolu cihat heyecanıyla oynayanların durumunu anlamakta zorlanıyoruz doğrusu. Bütün sosyal imkânlar tüketildiği için mi futbola sığınılmıştır yoksa aslında futbola olan ilgi güzel bir kılıfa mı sokulmuştur?<br />
<br />
Bizim için muteber kural şudur:<br />
<br />
İslam, sporu teşvik etmiştir. Ama bu teşvik, Müslüman'ın güçlü ve hareketli bir bedene sahip olmasını sağlamak içindir. Spor seyretmek spor değildir. Dolayısıyla futbol tutkunlarının ve futbolcuların, yaptıkları işi daha esnek bir gerekçeye dayandırmaları gerekir. Futbol mubah olmasına olabilir. Ama cihattır gibi abes bir söz sarf edilemez. Futbol, oyundan çok seyirciye yönelik oynanan bir spordur. Bu bilinmelidir. Futbol oynayanlarla futbol seyredenlerin rakamlarına bakılırsa bu mesele gayet rahat anlaşılacaktır; kaç kişi futbol oynar kaç kişi seyreder. Kaç kişi de o işten servet edinir?<br />
<br />
Futbol ve namaz<br />
<br />
Sadece bir akşam namazının topluca terk edilmesinin sebebi, statlarda futbol seyreden insanların futbolu ise futbol için namazı dinin direği olarak gören bir Müslüman ne diyebilir? Bazı Arap ülkelerinde stat çimlerinde namaz kılan oyuncuların veya seyircilerin görüntüleri umumileşmiş bir görüntüyü aklamaya yetmez. Futbol maçına besmele çekerek başlama lakaytlığı da futbolun bereketli bir iş olmasını temin etmeyecektir.<br />
<br />
Namazımız futboldan kurtarılsın, avret teşhir edilmesin, kumarın alt yapısı olmasın; isteyen top oynasın. Bu kadar.<br />
<br />
Kumar haram değil mi?<br />
<br />
Spor toto veya benzeri isimlerle insanların işlettikleri kumar sermayesini nasıl görmezden gelebiliriz? En büyük kumar türlerinden biri olan bu tür oyunların temeli, statlardaki oyuncuların omuzlarında durmuyor mu? Spor toto listesindeki takımlardan her hangi birinde futbol oynayan bir futbolcu, kumarın aleti ve sebebi değil midir? Böyle bir bahis oyunu topluca, ulusça oynandığı için mi mubah olacak? Futbol, kendi başına oyun olabilir; üzüm de aslında tertemiz bir meyve idi.<br />
<br />
Nesilleri esir alan bu oyunu tekrar düşünmeye mecburuz. Çocuklarımızın futbol tutkunluğunu basit bir sorun olarak göremeyiz. Vakit geçirmek içinse kendimize daha değerli meşgaleler bulalım. Kör taklitse yaptığımız o bizim işimiz olmamalıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kivi Meyvesi]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11088</link>
			<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 09:11:19 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11088</guid>
			<description><![CDATA[New Zealand<br />
Kivi meyvesinin ana vatanı Yeni Zellandadır ve ayrıca Kivi Yeni Zelandanın ulusal simgesidir.Kivi kansere çok iyi geliyormuş ve sağlıklı kalmanız için kivi yemenizi tavsiye ediyorum.bol bol kivi yiyin sağlıklı kalın.İngiliz kaptan James Cook Yeni Zelandayı keşif ettiği zaman gemide hep kivi ve sebze yiyormuş sağlığa çok iyi geliyormuşgelin bizde sağlıklı kalmak için kivi yiyelim ve bu yazıyı hep birlikte okuyalım...<br />
<br />
Kivi portakal'dan dört misli daha fazla c vitamini barındırıyor…<br />
<br />
20.yüzyılın başına kadar Çin’in dışında pek bilinmeyen1930′lu yıllardan itibaren Yeni Zelanda1970′li yıllardan itibaren dünyanın farklı bölgelerinde kültürel olarak yetiştirilmeye başlanan kivi meyvesinin kanser önleyici etkisi olduğu belirtildi.<br />
<br />
Ordu Tarım İl Müdürlüğü Gıda Kontrol Şubesi Ziraat Mühendisi Havva AkpınarTürkiye’de Karadeniz ve Marmara’da yetiştirilen kivinin C vitamini açısından portakaldan 4 misli elmadan 40-50 misli daha zengin olduğunu belirtti.<br />
<br />
Kivinin sağlık meyvesi olarak adlandırıldığına dikkat çeken Akpınar“Kivi Çin’de astım ve öksürük tedavisinde de kullanılmaktadır. Özellikle içerdiği petkin sayesinde vücudu toksinlerden arındırır zararlı kolesterolü düşürür ve faydalı kolesterolü yükseltir”dedi. <br />
<br />
Kivinin kanseri önleyici etkisine değinen Akpınar Çin’de yapılan analizlerde meyve suyunda bulunan bazı maddelerin kansere neden olan maddelerin oluşumunu engellediğinin ortaya çıktığını belirterek“Kivikanserle savaşın en etkin maddelerinden biridir. Kılcal damar yapısını güçlendirir. <br />
<br />
KiviC vitamini zenginliği yanında A B1 B2 PP vitaminleriproteinler kalsiyum fosfor demir gibi petrified madde içerikleriyle önemli bir besin kaynağıdır”diye konuştu. Özelliklede kivi'nin suyunu içmek insana bambaşka bir duygu veriyor. <br />
Herkese Sevgiler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[New Zealand<br />
Kivi meyvesinin ana vatanı Yeni Zellandadır ve ayrıca Kivi Yeni Zelandanın ulusal simgesidir.Kivi kansere çok iyi geliyormuş ve sağlıklı kalmanız için kivi yemenizi tavsiye ediyorum.bol bol kivi yiyin sağlıklı kalın.İngiliz kaptan James Cook Yeni Zelandayı keşif ettiği zaman gemide hep kivi ve sebze yiyormuş sağlığa çok iyi geliyormuşgelin bizde sağlıklı kalmak için kivi yiyelim ve bu yazıyı hep birlikte okuyalım...<br />
<br />
Kivi portakal'dan dört misli daha fazla c vitamini barındırıyor…<br />
<br />
20.yüzyılın başına kadar Çin’in dışında pek bilinmeyen1930′lu yıllardan itibaren Yeni Zelanda1970′li yıllardan itibaren dünyanın farklı bölgelerinde kültürel olarak yetiştirilmeye başlanan kivi meyvesinin kanser önleyici etkisi olduğu belirtildi.<br />
<br />
Ordu Tarım İl Müdürlüğü Gıda Kontrol Şubesi Ziraat Mühendisi Havva AkpınarTürkiye’de Karadeniz ve Marmara’da yetiştirilen kivinin C vitamini açısından portakaldan 4 misli elmadan 40-50 misli daha zengin olduğunu belirtti.<br />
<br />
Kivinin sağlık meyvesi olarak adlandırıldığına dikkat çeken Akpınar“Kivi Çin’de astım ve öksürük tedavisinde de kullanılmaktadır. Özellikle içerdiği petkin sayesinde vücudu toksinlerden arındırır zararlı kolesterolü düşürür ve faydalı kolesterolü yükseltir”dedi. <br />
<br />
Kivinin kanseri önleyici etkisine değinen Akpınar Çin’de yapılan analizlerde meyve suyunda bulunan bazı maddelerin kansere neden olan maddelerin oluşumunu engellediğinin ortaya çıktığını belirterek“Kivikanserle savaşın en etkin maddelerinden biridir. Kılcal damar yapısını güçlendirir. <br />
<br />
KiviC vitamini zenginliği yanında A B1 B2 PP vitaminleriproteinler kalsiyum fosfor demir gibi petrified madde içerikleriyle önemli bir besin kaynağıdır”diye konuştu. Özelliklede kivi'nin suyunu içmek insana bambaşka bir duygu veriyor. <br />
Herkese Sevgiler]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Munzur Dağlarında Gülabioğulları - Brastikli İbrahim Sevindik]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11084</link>
			<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 09:00:21 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11084</guid>
			<description><![CDATA[MUNZUR DAĞLARINDA GÜLABİOĞULLARI<br />
<br />
Biz Gülabioğulları olarak yüzlerce yıl var olmuşuz.Var olduğumuz sürece Munzur Dağlarına <br />
yaslanmışız,kaçınca Munzur Dağlarına saklanmış,kızınca Munzur Dağlarına çıkmışız.Munzur <br />
Dağlarını yoldaş edinmişiz,sırdaş bilmişiz.Munzur Dağları daha bir dost görünmüş gözümüze <br />
yüksekliğindenmidir bilinmez ama Munzur Dağlarını daha bir yüce bilmişiz.Çünkü Munzur <br />
Dağı,Dağların en Delikanlısı'dır.Özündedir bu zamana kadar kendisine sığınan hiç bir insana <br />
ihanet etmemiş. <br />
<br />
Belki Anadolu'nun,Munzur Dağlarının coğrafyasıdır bizi burda yurt edinmeye iten sebeplerden <br />
birisi,yoksa niye daha doğuda durmamışız yada batıya gitmemişiz.1938-1947 yılları arasında<br />
Malkara'da 9'sene sürgünde kaldığımızda daha fazla dayanamayıp Munzur Dağlarının eteklerindeki <br />
Brastik köyümüze tekrar geri dönmüşüz. <br />
<br />
Munzur Dağları güven vermiş bizlere.Biz Munzur Dağlarını çok sevmişiz.Kartal'ların doruklarına <br />
yuva yaptığı,yaz sıcağında karları erimeyen,geçit vermeyen,yol kesen,Gülabi'nin Dersim'den<br />
Çadır ile gelip Brastik Köyünü kurduğu,Halil'in Değirmen yaptığı,Aziz'in Yiğitliği ile,nam saldığı<br />
Hanım'ın Çay Öyküsü'nü söylediği,duman duman pare pare Munzur Dağları için Türküler yakmışız.<br />
<br />
Munzur Dağları Brastikli Baba Halil için oğlu Aziz,oğlu Aziz için baba Halil gibi,Anne Hanım için <br />
kızı Hazal,kızı Hazal için anne Hanım gibi görünmüş bu Gülabioğullarının gözüne ve gözümüz hep <br />
o başı dumanlı Munzur Dağlarında dolanmış.Gözümüzün yükseklerde olmasından değil elbette <br />
gurbette yada sıladan bir haber beklerken burkulan yüreğimiz belki sükun bulur diye bakmışız <br />
başı dumanlı Munzur Dağlarına. <br />
<br />
Munzur Dağlarının eteklerindeki Kemah-Brastik Köyünde Kartal'ların havalanıp Gülabi'nin inadındaki <br />
Aziz'in cesaretindeki misafirperver insanların Güneş'in altında toplanıp güne Tandır Ekmeği,Tulum <br />
Peyniri ve Filiz Çayı ile merhaba dediği sabah başlamıştır. <br />
<br />
Biz Gülabioğulları olarak Anadolu'nun Yiğit evlatları olarak Munzur Dağlarına ne kadarda benziyoruz <br />
değilmi. <br />
<br />
Bizi bilenler biliyor,bilmeyenler her zaman bildi "Munzur Dağları ses verdiği zaman". <br />
<br />
İbrahim SEVİNDİK <br />
Herkese Sevgiler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MUNZUR DAĞLARINDA GÜLABİOĞULLARI<br />
<br />
Biz Gülabioğulları olarak yüzlerce yıl var olmuşuz.Var olduğumuz sürece Munzur Dağlarına <br />
yaslanmışız,kaçınca Munzur Dağlarına saklanmış,kızınca Munzur Dağlarına çıkmışız.Munzur <br />
Dağlarını yoldaş edinmişiz,sırdaş bilmişiz.Munzur Dağları daha bir dost görünmüş gözümüze <br />
yüksekliğindenmidir bilinmez ama Munzur Dağlarını daha bir yüce bilmişiz.Çünkü Munzur <br />
Dağı,Dağların en Delikanlısı'dır.Özündedir bu zamana kadar kendisine sığınan hiç bir insana <br />
ihanet etmemiş. <br />
<br />
Belki Anadolu'nun,Munzur Dağlarının coğrafyasıdır bizi burda yurt edinmeye iten sebeplerden <br />
birisi,yoksa niye daha doğuda durmamışız yada batıya gitmemişiz.1938-1947 yılları arasında<br />
Malkara'da 9'sene sürgünde kaldığımızda daha fazla dayanamayıp Munzur Dağlarının eteklerindeki <br />
Brastik köyümüze tekrar geri dönmüşüz. <br />
<br />
Munzur Dağları güven vermiş bizlere.Biz Munzur Dağlarını çok sevmişiz.Kartal'ların doruklarına <br />
yuva yaptığı,yaz sıcağında karları erimeyen,geçit vermeyen,yol kesen,Gülabi'nin Dersim'den<br />
Çadır ile gelip Brastik Köyünü kurduğu,Halil'in Değirmen yaptığı,Aziz'in Yiğitliği ile,nam saldığı<br />
Hanım'ın Çay Öyküsü'nü söylediği,duman duman pare pare Munzur Dağları için Türküler yakmışız.<br />
<br />
Munzur Dağları Brastikli Baba Halil için oğlu Aziz,oğlu Aziz için baba Halil gibi,Anne Hanım için <br />
kızı Hazal,kızı Hazal için anne Hanım gibi görünmüş bu Gülabioğullarının gözüne ve gözümüz hep <br />
o başı dumanlı Munzur Dağlarında dolanmış.Gözümüzün yükseklerde olmasından değil elbette <br />
gurbette yada sıladan bir haber beklerken burkulan yüreğimiz belki sükun bulur diye bakmışız <br />
başı dumanlı Munzur Dağlarına. <br />
<br />
Munzur Dağlarının eteklerindeki Kemah-Brastik Köyünde Kartal'ların havalanıp Gülabi'nin inadındaki <br />
Aziz'in cesaretindeki misafirperver insanların Güneş'in altında toplanıp güne Tandır Ekmeği,Tulum <br />
Peyniri ve Filiz Çayı ile merhaba dediği sabah başlamıştır. <br />
<br />
Biz Gülabioğulları olarak Anadolu'nun Yiğit evlatları olarak Munzur Dağlarına ne kadarda benziyoruz <br />
değilmi. <br />
<br />
Bizi bilenler biliyor,bilmeyenler her zaman bildi "Munzur Dağları ses verdiği zaman". <br />
<br />
İbrahim SEVİNDİK <br />
Herkese Sevgiler]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[41 kere maşallah! - Hasan UZUN]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11082</link>
			<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 17:01:28 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11082</guid>
			<description><![CDATA[TIKLA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TIKLA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu kafayla nereye kadar...]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11081</link>
			<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 16:37:04 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11081</guid>
			<description><![CDATA[Geçenlerde, bir internet sitesindeki bir habere, yapılan yorumlardan birisi, özellikle, dikkatimi çekti.<br />
<br />
Sadece, dört kelimelik bir yorumdu bu: "İnadına bilmem ne partisi!" Başkaca hiçbir şey yazmamıştı, yorum sahibi!<br />
<br />
Haberde, çok müspet bir takım delillerle, o partinin bir takım mensuplarının, yaptığı, önemli bir yanlıştan bahsediliyordu; daha açıkça ifade etmek gerekirse, söz konusu olan haber, açık bir yolsuzluk haberiydi ve bu fanatik vatandaş da, görevini yaparak, yolsuzluk ve adaletsizliğe böylece destek olmuş oluyordu!<br />
<br />
Böylesi bir değerlendirmeye, doğrusu, çok şaşırdım.<br />
<br />
Yıllar geçse de, bazı kafalar, hiç değişmiyordu, demek ki!<br />
<br />
Birden, yıllar öncesine gidiverdi, hafızam!<br />
<br />
1994 yılında yapılan mahalli seçimlerde, oy verme işlemi bitmiş, sandıklar açılmakta ve oylar sayılmaktadır. Merak ve heyecan had safhadadır.<br />
<br />
Birkaç saat geçtikten sonra, aşağı yukarı, netice belli olmuş, kimin kazanacağı, artık ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
Bu esnada sandık mahallerini dolaşan bir arkadaşımız, ilimizin hiçbir şekilde hizmet alamamış, çöp ve çamur deryası, yollarında yürümenin mümkün olmadığı bir mahallesindeki (gerçi hala da hizmet almış değil ya) bir okulun bahçesinde, bir vatandaşın şu sözlerine şahit olur:<br />
<br />
"Filanca parti, seçimi kazandı ya, ben, yüz sene daha, bu mahallede, çamur çiğnemeye razıyım!"<br />
<br />
Şu lafa ve şu kafaya bakın!<br />
<br />
O zaman, inadına şu parti ya da şu aday diyen kafanın bir benzeri, aradan bunca yıl geçtikten sonra, aynı noktada, inatla ve ısrarla durmaktadır.<br />
<br />
Gündelik hayatımızda, bu gibi örneklere, sıkça rastladığımız da, bir vakıadır.<br />
<br />
Sadece isimler, resimler değişmekte, ama zihniyet aynı kalmakta, aynı sakat anlayış, büyük ölçüde yerinde saymaktadır.<br />
<br />
İşin garibi de, bunlara, bu gibilere sorsanız, onlardan daha çok memleketini seven, ülkesini düşünen de yoktur!<br />
<br />
Zaten, memleketini çok sevdiği için böyle düşünmektedirler, bunları, o şekilde düşünmeye sevk eden, eşsiz memleket sevdalarıdır!<br />
<br />
Ne kadar acıdır? Görüyorsunuz değil mi, insan, kendisini nelere layık görmektedir!<br />
<br />
İnsanoğlu, iyiyi, güzeli, faydalı olanı arayacağına, bulacağına, destek olacağına, iyi, güzel ve faydalı olanın, bir yerlere gelmesi için, gayret göstereceğine, kendisini ve olduğu şüpheli kafasını, daracık kalıplara hapsedip, körü körüne neyin peşinde koşuyor?<br />
<br />
Özelde ilimizin, genelde de tüm ülkemizin geri kalmışlığının, hizmete susamışlığının, tek mesulü, hizmetin değil, iyi, doğru, güzel ve faydalı olanın değil, bir takım partilerin ve şahısların peşinde, kör bir inatla koşturan, bu kafadaki insanlar değil midir?<br />
<br />
Kimi, nerede, ne zaman takdir etmesi ve desteklemesi ya da eleştirmesi ve yanlışlarına dur demesi gerektiğinin farkında olmayan, böylesi sersem bir mantıktan, bu milletin hayrına, bir şey beklemek mümkün müdür?<br />
<br />
Yüreği gerçekten ülkesi ve milleti için çarpan bir kafa, iyi, doğru, güzel ve faydalı olandan, kısacası hizmetten başka bir tarafta, bulunabilir mi?<br />
<br />
İnsan olan değil yüz yıl, imkan varken, bir an bile, çamur çiğnemeye, çirkinlikler içinde yaşamaya razı olabilir mi?<br />
<br />
Ve yine insan olan, particilik taassubuyla, yolsuzluk ve adaletsizliklerle, aynı safta yer alabilir mi?<br />
<br />
İnanıyorum ki, çoğunluk, öyle bir hastalıklı kafa yapısı ile aynı düşüncede değildir.<br />
<br />
Ya da, öyle olması gerektir!<br />
<br />
Ancak, güzelliklere ulaşabilmek, insanca ve adil hizmetlere kavuşabilmek için, bizden sonrakilerin huzuru, refahı ve insanca geleceği için, böylesi, bağnaz ve şartlanmış kafalarla, mücadele etmemiz gerektiği de, açıktır.<br />
<br />
Zira yüce Yaratan, bütün güzellikleri insanoğlunun istifadesine sunmuşken, kendisine ve aslında başka da insanlara, çirkinlikleri layık görenler, yaşadığı topluma, ancak fenalık yapabilirler!<br />
<br />
Bu yüzden daha iyi, daha güzel, daha faydalı, daha doğru olanın başta siyaset olmak üzere, toplum hayatımızın her alanında, etkili olabilmesi için, bu kafanın, bu çarpık zihniyetin, ıslah edilmesi de şarttır.<br />
<br />
Gayretimiz de, bıkmadan, usanmadan bu yönde olmalıdır!<br />
<br />
<br />
Kazım ARSLAN - MİLLİ GAZETE]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Geçenlerde, bir internet sitesindeki bir habere, yapılan yorumlardan birisi, özellikle, dikkatimi çekti.<br />
<br />
Sadece, dört kelimelik bir yorumdu bu: "İnadına bilmem ne partisi!" Başkaca hiçbir şey yazmamıştı, yorum sahibi!<br />
<br />
Haberde, çok müspet bir takım delillerle, o partinin bir takım mensuplarının, yaptığı, önemli bir yanlıştan bahsediliyordu; daha açıkça ifade etmek gerekirse, söz konusu olan haber, açık bir yolsuzluk haberiydi ve bu fanatik vatandaş da, görevini yaparak, yolsuzluk ve adaletsizliğe böylece destek olmuş oluyordu!<br />
<br />
Böylesi bir değerlendirmeye, doğrusu, çok şaşırdım.<br />
<br />
Yıllar geçse de, bazı kafalar, hiç değişmiyordu, demek ki!<br />
<br />
Birden, yıllar öncesine gidiverdi, hafızam!<br />
<br />
1994 yılında yapılan mahalli seçimlerde, oy verme işlemi bitmiş, sandıklar açılmakta ve oylar sayılmaktadır. Merak ve heyecan had safhadadır.<br />
<br />
Birkaç saat geçtikten sonra, aşağı yukarı, netice belli olmuş, kimin kazanacağı, artık ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
Bu esnada sandık mahallerini dolaşan bir arkadaşımız, ilimizin hiçbir şekilde hizmet alamamış, çöp ve çamur deryası, yollarında yürümenin mümkün olmadığı bir mahallesindeki (gerçi hala da hizmet almış değil ya) bir okulun bahçesinde, bir vatandaşın şu sözlerine şahit olur:<br />
<br />
"Filanca parti, seçimi kazandı ya, ben, yüz sene daha, bu mahallede, çamur çiğnemeye razıyım!"<br />
<br />
Şu lafa ve şu kafaya bakın!<br />
<br />
O zaman, inadına şu parti ya da şu aday diyen kafanın bir benzeri, aradan bunca yıl geçtikten sonra, aynı noktada, inatla ve ısrarla durmaktadır.<br />
<br />
Gündelik hayatımızda, bu gibi örneklere, sıkça rastladığımız da, bir vakıadır.<br />
<br />
Sadece isimler, resimler değişmekte, ama zihniyet aynı kalmakta, aynı sakat anlayış, büyük ölçüde yerinde saymaktadır.<br />
<br />
İşin garibi de, bunlara, bu gibilere sorsanız, onlardan daha çok memleketini seven, ülkesini düşünen de yoktur!<br />
<br />
Zaten, memleketini çok sevdiği için böyle düşünmektedirler, bunları, o şekilde düşünmeye sevk eden, eşsiz memleket sevdalarıdır!<br />
<br />
Ne kadar acıdır? Görüyorsunuz değil mi, insan, kendisini nelere layık görmektedir!<br />
<br />
İnsanoğlu, iyiyi, güzeli, faydalı olanı arayacağına, bulacağına, destek olacağına, iyi, güzel ve faydalı olanın, bir yerlere gelmesi için, gayret göstereceğine, kendisini ve olduğu şüpheli kafasını, daracık kalıplara hapsedip, körü körüne neyin peşinde koşuyor?<br />
<br />
Özelde ilimizin, genelde de tüm ülkemizin geri kalmışlığının, hizmete susamışlığının, tek mesulü, hizmetin değil, iyi, doğru, güzel ve faydalı olanın değil, bir takım partilerin ve şahısların peşinde, kör bir inatla koşturan, bu kafadaki insanlar değil midir?<br />
<br />
Kimi, nerede, ne zaman takdir etmesi ve desteklemesi ya da eleştirmesi ve yanlışlarına dur demesi gerektiğinin farkında olmayan, böylesi sersem bir mantıktan, bu milletin hayrına, bir şey beklemek mümkün müdür?<br />
<br />
Yüreği gerçekten ülkesi ve milleti için çarpan bir kafa, iyi, doğru, güzel ve faydalı olandan, kısacası hizmetten başka bir tarafta, bulunabilir mi?<br />
<br />
İnsan olan değil yüz yıl, imkan varken, bir an bile, çamur çiğnemeye, çirkinlikler içinde yaşamaya razı olabilir mi?<br />
<br />
Ve yine insan olan, particilik taassubuyla, yolsuzluk ve adaletsizliklerle, aynı safta yer alabilir mi?<br />
<br />
İnanıyorum ki, çoğunluk, öyle bir hastalıklı kafa yapısı ile aynı düşüncede değildir.<br />
<br />
Ya da, öyle olması gerektir!<br />
<br />
Ancak, güzelliklere ulaşabilmek, insanca ve adil hizmetlere kavuşabilmek için, bizden sonrakilerin huzuru, refahı ve insanca geleceği için, böylesi, bağnaz ve şartlanmış kafalarla, mücadele etmemiz gerektiği de, açıktır.<br />
<br />
Zira yüce Yaratan, bütün güzellikleri insanoğlunun istifadesine sunmuşken, kendisine ve aslında başka da insanlara, çirkinlikleri layık görenler, yaşadığı topluma, ancak fenalık yapabilirler!<br />
<br />
Bu yüzden daha iyi, daha güzel, daha faydalı, daha doğru olanın başta siyaset olmak üzere, toplum hayatımızın her alanında, etkili olabilmesi için, bu kafanın, bu çarpık zihniyetin, ıslah edilmesi de şarttır.<br />
<br />
Gayretimiz de, bıkmadan, usanmadan bu yönde olmalıdır!<br />
<br />
<br />
Kazım ARSLAN - MİLLİ GAZETE]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bosna milli marşı]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11077</link>
			<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 16:57:32 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11077</guid>
			<description><![CDATA[ <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
  ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Star Gazetesi Yazarı açıkladı : Kıbrıs'ın fatihi...]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11067</link>
			<pubDate>Tue, 23 Feb 2010 14:39:13 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11067</guid>
			<description><![CDATA[[attachment=5245]<br />
<br />
<br />
Yıllardır İngiliz Arşivleri’ndeki belgeleri tarayan tarihçi Doç. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin, 2006’da açılan 1974 senesine ait belgeleri inceledi ve Kıbrıs Barış Harekatı’na ilişkin bugüne kadar hiç dile getirilmeyen bilgilere belgeleriyle ulaştı<br />
<br />
Doktora çalışması için girdiği İngiliz Ulusal Arşivi’nde tam 10 yıl boyunca çalışan Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin, Kıbrıs Barış Harekatı ve sonrasında yaşananlara ilişkin çok ilginç ve bugüne kadar hiç anlatılmayan konuları içeren belgelere ulaştı. “Büyük Güçler, Türkiye ve Kıbrıs Meselesi (1967-1975)” başlıklı TÜBİTAK projesi için 2005 ve 2006 yıllarında altı ay İngiliz Arşivleri’ni tarayan Bilgin, bu önemli belgeleri ilk kez star Pazar’a açıkladı...<br />
<br />
Harekatın mimarı Bülent Ecevit değil, Necmettin Erbakan’dı<br />
<br />
İngiliz Ulusal Arşiv belgeleri, kamuoyunda bilinenin aksine Kıbrıs Barış Harekatı’nın mimarının merhum Başbakan Bülent Ecevit değil dönemin Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan olduğunu ortaya koyuyor. Bu, Ankara’daki İngiliz büyükelçinin, İngiliz Dışişleri’ne yazdığı raporlar ve İngiliz Başbakanı ve kabinesinin konuyu değerlendirirken, oraya katılan devlet adamlarının konuşma tutanaklarından anlaşılıyor. Ecevit’in Londra ziyareti ve Türk ile İngiliz hükümeti arasındaki yazışmalardan da Ecevit’in harekat konusunda isteksiz davrandığı ve savaşa girmeden bir çözüm aradığı görülüyor.<br />
<br />
Yine belgeler gösteriyor ki Kıbrıs Harekatı’nın yapılmasında, icra safhasında Necmettin Erbakan daha aktif ve istekli. Ecevit’in ise savaşa yanaşmadığı görüntüsü ortaya çıkıyor. Dönemin İngiltere Büyükelçiliği’nden giden raporlarda Erbakan’ın Genelkurmay ile aynı çizgide ve harekatın gerekli olduğunu, niyetinin tüm Kıbrıs’ın alınması olduğu belirtiliyor. Erbakan’ın dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar ve Türk ordusuna tam destek verdiği de belgelerde yer alıyor.<br />
<br />
Türk istihbaratı bilgi sızdırmadı İngilizler harekat tarihinde yanıldı<br />
<br />
İngiliz Arşivleri’ndeki belgelere göre, İngiliz askeri istihbaratı, Türkiye’nin birinci askeri harekatı 22 Temmuz 1974’te yapacağını öngörmüştü ancak yanıldı. Bu bilgi Savunma Bakanlığı’na ait istihbarat raporunda geçiyor. Türkiye, harekatı 20 Temmuz cumartesi sabahı gerçekleştirdi. Belgeler, Türk Genelkurmay Başkanlığı’nın iç istihbaratının sağlam ve güçlü olduğunu, harekat planlarının dışarıya sızdırılmaması konusunda çok etkili olduğunu ortaya koyuyor.<br />
<br />
Türkiye Kıbrıs’ın tamamını ele geçirse maceraya sürüklenecekti<br />
<br />
Ayrıca İngiliz istihbaratı 14 Ağustos’ta başlayan ikinci harekatla Türkiye’nin adanın tümünü ele geçirebileceği öngörüsünde bulunmuştu. Ancak, İngiliz askeri otoriteleri bunun Türkiye için riskli olacağını zira adanın tümü ele geçirildiğinde Rumların gerilla harekatına girişip Türkiye’yi uzun ve çetin bir maceraya sürükleyebile<br />
<br />
ceklerini raporlarında belirtmişlerdi. Raporlarda ayrıca Türkiye için en doğru stratejinin adanın yarısını ele geçirerek daha sonra bunun siyasi pazarlık unsuru olarak kullanılmasının uygun olacağı değerlendirmesi yapılmış.<br />
<br />
Harekatı durdurmaya İngiliz ordusunun gücü yetmedi<br />
<br />
Özellikle, Rum ve Yunan yanlısı bir siyaset izleyen dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı James Callaghan, Türkiye’nin askeri harekatını önlemeyi çok arzu etmekteydi. Türkiye’yi durdurmak için ABD’ye çeşitli defalar ısrarlı müracaatlarda bulunduysa da Amerikan yönetimi, Callaghan’ın bu isteğini hep reddetti. ABD yönetimi, özellikle dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, her fırsatta Türkiye’nin, Yunanistan’dan da Kıbrıs’tan da daha önemli olduğunu ifade etti. Ancak, Callaghan’ı asıl büyük hayal kırıklığına uğratan kendi Genelkurmayı oldu. İngiliz Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’yi durdurma konusundaki ısrarlı<br />
<br />
taleplerine karşı İngiliz Genelkurmayı, ‘İngiliz ordusunun Türkiye’yi durdurmaya gücünün yetmeyeceği’ raporunu vererek Callaghan’ı derin bir sukut-i hayale uğrattı. İngiliz Genelkurmayı verdiği cevapta, Adana’dan kalkan Türk savaş uçaklarının iki dakika sonra Kıbrıs’ta olacağını belirterek İngiliz Savaş gemileriyle Türkiye’yi durdurmanın mümkün olmayacağını ve bir fayda sağlamayacağını rapor etti. Ayrıca raporda, Soğuk Savaş dönemi şatlarında İngiltere’nin böyle bir teşebbüste bulunmasının İngiliz askeri stratejisine uygun olmayacağı ifadesine de yer verilmiş.<br />
<br />
İstihbarat zafiyeti birinci harekatı durdurdu<br />
<br />
Arşiv belgelerine göre birinci Türk askeri harekatının istihbarat zafiyeti nedeniyle durduğu ortaya çıkıyor. Zira belgelere göre Türkiye, Rumların adada yaptıkları büyük silah yığınağından ve sahip oldukları milis gücü ve askeri teçhizattan yeterli ölçüde haberdar değildi. İngiliz Arşivleri, 1968-74 yılları arasında hemen her hafta gerçekleşen ve Rum gizli silahlanmasıyla ilgili bilgiler veren yüzlerce istihbarat raporlarıyla dolu. Türk istihbaratı ise bu Rum silahlanma faaliyetlerinden ancak büyük çapta olan bazılarını tespit edebilmiş. Bu nedenle Türk askeri ilk çıkarmayı yaptığı zaman ummadığı kuvvetli bir Rum direnişiyle karşılaştı.<br />
<br />
İki toplumu aynı adada bir arada tutmak mümkün değil<br />
<br />
Arşivlerdeki belgelere göre dünyada Yunan dernek ve kuruluşları adına ne kadar kurum varsa, örneğin Güney Afrika’daki bir Yunan derneği gerek Birleşmiş Milletler ve gerekse ABD, AET, İngiltere ve Fransa gibi devletlere Türk ordusunun haksız bir işgal gerçekleştirdiğine, bunun illegal olduğuna ilişkin propaganda raporları göndermiş. Türkiye ise kendi haklılığını anlatmak için doğru dürüst bir teşebbüste bulunmamış. Özellikle 1975 yılında  Fransa ve Rusya hariç, Avrupa devletlerinin Kıbrıs’ta iki toplumlu bir devlet olması gerektiğine artık düşünce bazında da olsa erişmiş. İngilizler, kendi iç değerlendirmelerinde ‘1963-64-67 olayları çıktı, sonrasında 1974 harekatı başladı. Bütün bunların sonucunda anlaşıldı ki burada iki toplumun bir arada zorla tutulması pek mümkün değil. İki devletli çözümün de artık alternatifli bir çözüm olarak görülmesi gerekir’ denilmiş.<br />
<br />
Yurtdışından destek görmeyince yüzde 2 toprak barajı aşılamadı<br />
<br />
Birinci harekattan sonra Yunanistan eski Başbakanı Kostas Karamanlis’in amcası Konstantin Karamanlis iktidara geldi. İngiliz Dışişleri’ne ait belgelere göre Türkiye ile aslında bir anlaşmaya da çok yaklaşmıştı. 1975’teki görüşmelerde Türkiye yüzde 33 toprak istiyordu, Karamanlis ise yüzde 31’e ancak razı oluyordu. Aradaki yüzde 2’lik pay için anlaşmazlık çıktı, çözüm için arkası gelmedi. O dönemde Türk-Yunan müzakerelerini uluslararası alanda da destekleyecek bir ortam olmadı. Çünkü ABD, Mısır-İsrail savaşına odaklanmıştı, ayrıca Watergate skandalı sürüyordu. İngiltere ise İrlanda’da başlayan olaylarla ilgileniyordu.<br />
<br />
Tartışma  gündeme gelmiş ve Rahşan Ecevit   yanıt vermişti<br />
<br />
Kıbrıs Barış Harekatı emrini kimin verdiği tartışması daha önce gündeme gelmiş, Erbakan’ın “Emri ben verdim” iddiasına Rahşan Ecevit “Bu, bir günde alınmış bir karar değildir. Baskın basanındır, önceden kimseye haber verilmez. Bülent Bey hazırlığını yapmış, Genelkurmay’a sormuştu. Genelkurmay, harekat için hazır olduklarını söyleyince Bülent Bey kararını verdi” yanıtını vermişti. Ecevit, Erbakan’ın sözlerine karşılık “Bülent Bey çok nazikti. Bundan ötürü, ne zaman Kıbrıs Barış Harekatı ile ilgili bir konu gündeme gelse, Erbakan’a teşekkür ederdi” de demişti.<br />
<br />
(Star)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[attachment=5245]<br />
<br />
<br />
Yıllardır İngiliz Arşivleri’ndeki belgeleri tarayan tarihçi Doç. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin, 2006’da açılan 1974 senesine ait belgeleri inceledi ve Kıbrıs Barış Harekatı’na ilişkin bugüne kadar hiç dile getirilmeyen bilgilere belgeleriyle ulaştı<br />
<br />
Doktora çalışması için girdiği İngiliz Ulusal Arşivi’nde tam 10 yıl boyunca çalışan Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin, Kıbrıs Barış Harekatı ve sonrasında yaşananlara ilişkin çok ilginç ve bugüne kadar hiç anlatılmayan konuları içeren belgelere ulaştı. “Büyük Güçler, Türkiye ve Kıbrıs Meselesi (1967-1975)” başlıklı TÜBİTAK projesi için 2005 ve 2006 yıllarında altı ay İngiliz Arşivleri’ni tarayan Bilgin, bu önemli belgeleri ilk kez star Pazar’a açıkladı...<br />
<br />
Harekatın mimarı Bülent Ecevit değil, Necmettin Erbakan’dı<br />
<br />
İngiliz Ulusal Arşiv belgeleri, kamuoyunda bilinenin aksine Kıbrıs Barış Harekatı’nın mimarının merhum Başbakan Bülent Ecevit değil dönemin Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan olduğunu ortaya koyuyor. Bu, Ankara’daki İngiliz büyükelçinin, İngiliz Dışişleri’ne yazdığı raporlar ve İngiliz Başbakanı ve kabinesinin konuyu değerlendirirken, oraya katılan devlet adamlarının konuşma tutanaklarından anlaşılıyor. Ecevit’in Londra ziyareti ve Türk ile İngiliz hükümeti arasındaki yazışmalardan da Ecevit’in harekat konusunda isteksiz davrandığı ve savaşa girmeden bir çözüm aradığı görülüyor.<br />
<br />
Yine belgeler gösteriyor ki Kıbrıs Harekatı’nın yapılmasında, icra safhasında Necmettin Erbakan daha aktif ve istekli. Ecevit’in ise savaşa yanaşmadığı görüntüsü ortaya çıkıyor. Dönemin İngiltere Büyükelçiliği’nden giden raporlarda Erbakan’ın Genelkurmay ile aynı çizgide ve harekatın gerekli olduğunu, niyetinin tüm Kıbrıs’ın alınması olduğu belirtiliyor. Erbakan’ın dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar ve Türk ordusuna tam destek verdiği de belgelerde yer alıyor.<br />
<br />
Türk istihbaratı bilgi sızdırmadı İngilizler harekat tarihinde yanıldı<br />
<br />
İngiliz Arşivleri’ndeki belgelere göre, İngiliz askeri istihbaratı, Türkiye’nin birinci askeri harekatı 22 Temmuz 1974’te yapacağını öngörmüştü ancak yanıldı. Bu bilgi Savunma Bakanlığı’na ait istihbarat raporunda geçiyor. Türkiye, harekatı 20 Temmuz cumartesi sabahı gerçekleştirdi. Belgeler, Türk Genelkurmay Başkanlığı’nın iç istihbaratının sağlam ve güçlü olduğunu, harekat planlarının dışarıya sızdırılmaması konusunda çok etkili olduğunu ortaya koyuyor.<br />
<br />
Türkiye Kıbrıs’ın tamamını ele geçirse maceraya sürüklenecekti<br />
<br />
Ayrıca İngiliz istihbaratı 14 Ağustos’ta başlayan ikinci harekatla Türkiye’nin adanın tümünü ele geçirebileceği öngörüsünde bulunmuştu. Ancak, İngiliz askeri otoriteleri bunun Türkiye için riskli olacağını zira adanın tümü ele geçirildiğinde Rumların gerilla harekatına girişip Türkiye’yi uzun ve çetin bir maceraya sürükleyebile<br />
<br />
ceklerini raporlarında belirtmişlerdi. Raporlarda ayrıca Türkiye için en doğru stratejinin adanın yarısını ele geçirerek daha sonra bunun siyasi pazarlık unsuru olarak kullanılmasının uygun olacağı değerlendirmesi yapılmış.<br />
<br />
Harekatı durdurmaya İngiliz ordusunun gücü yetmedi<br />
<br />
Özellikle, Rum ve Yunan yanlısı bir siyaset izleyen dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı James Callaghan, Türkiye’nin askeri harekatını önlemeyi çok arzu etmekteydi. Türkiye’yi durdurmak için ABD’ye çeşitli defalar ısrarlı müracaatlarda bulunduysa da Amerikan yönetimi, Callaghan’ın bu isteğini hep reddetti. ABD yönetimi, özellikle dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, her fırsatta Türkiye’nin, Yunanistan’dan da Kıbrıs’tan da daha önemli olduğunu ifade etti. Ancak, Callaghan’ı asıl büyük hayal kırıklığına uğratan kendi Genelkurmayı oldu. İngiliz Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’yi durdurma konusundaki ısrarlı<br />
<br />
taleplerine karşı İngiliz Genelkurmayı, ‘İngiliz ordusunun Türkiye’yi durdurmaya gücünün yetmeyeceği’ raporunu vererek Callaghan’ı derin bir sukut-i hayale uğrattı. İngiliz Genelkurmayı verdiği cevapta, Adana’dan kalkan Türk savaş uçaklarının iki dakika sonra Kıbrıs’ta olacağını belirterek İngiliz Savaş gemileriyle Türkiye’yi durdurmanın mümkün olmayacağını ve bir fayda sağlamayacağını rapor etti. Ayrıca raporda, Soğuk Savaş dönemi şatlarında İngiltere’nin böyle bir teşebbüste bulunmasının İngiliz askeri stratejisine uygun olmayacağı ifadesine de yer verilmiş.<br />
<br />
İstihbarat zafiyeti birinci harekatı durdurdu<br />
<br />
Arşiv belgelerine göre birinci Türk askeri harekatının istihbarat zafiyeti nedeniyle durduğu ortaya çıkıyor. Zira belgelere göre Türkiye, Rumların adada yaptıkları büyük silah yığınağından ve sahip oldukları milis gücü ve askeri teçhizattan yeterli ölçüde haberdar değildi. İngiliz Arşivleri, 1968-74 yılları arasında hemen her hafta gerçekleşen ve Rum gizli silahlanmasıyla ilgili bilgiler veren yüzlerce istihbarat raporlarıyla dolu. Türk istihbaratı ise bu Rum silahlanma faaliyetlerinden ancak büyük çapta olan bazılarını tespit edebilmiş. Bu nedenle Türk askeri ilk çıkarmayı yaptığı zaman ummadığı kuvvetli bir Rum direnişiyle karşılaştı.<br />
<br />
İki toplumu aynı adada bir arada tutmak mümkün değil<br />
<br />
Arşivlerdeki belgelere göre dünyada Yunan dernek ve kuruluşları adına ne kadar kurum varsa, örneğin Güney Afrika’daki bir Yunan derneği gerek Birleşmiş Milletler ve gerekse ABD, AET, İngiltere ve Fransa gibi devletlere Türk ordusunun haksız bir işgal gerçekleştirdiğine, bunun illegal olduğuna ilişkin propaganda raporları göndermiş. Türkiye ise kendi haklılığını anlatmak için doğru dürüst bir teşebbüste bulunmamış. Özellikle 1975 yılında  Fransa ve Rusya hariç, Avrupa devletlerinin Kıbrıs’ta iki toplumlu bir devlet olması gerektiğine artık düşünce bazında da olsa erişmiş. İngilizler, kendi iç değerlendirmelerinde ‘1963-64-67 olayları çıktı, sonrasında 1974 harekatı başladı. Bütün bunların sonucunda anlaşıldı ki burada iki toplumun bir arada zorla tutulması pek mümkün değil. İki devletli çözümün de artık alternatifli bir çözüm olarak görülmesi gerekir’ denilmiş.<br />
<br />
Yurtdışından destek görmeyince yüzde 2 toprak barajı aşılamadı<br />
<br />
Birinci harekattan sonra Yunanistan eski Başbakanı Kostas Karamanlis’in amcası Konstantin Karamanlis iktidara geldi. İngiliz Dışişleri’ne ait belgelere göre Türkiye ile aslında bir anlaşmaya da çok yaklaşmıştı. 1975’teki görüşmelerde Türkiye yüzde 33 toprak istiyordu, Karamanlis ise yüzde 31’e ancak razı oluyordu. Aradaki yüzde 2’lik pay için anlaşmazlık çıktı, çözüm için arkası gelmedi. O dönemde Türk-Yunan müzakerelerini uluslararası alanda da destekleyecek bir ortam olmadı. Çünkü ABD, Mısır-İsrail savaşına odaklanmıştı, ayrıca Watergate skandalı sürüyordu. İngiltere ise İrlanda’da başlayan olaylarla ilgileniyordu.<br />
<br />
Tartışma  gündeme gelmiş ve Rahşan Ecevit   yanıt vermişti<br />
<br />
Kıbrıs Barış Harekatı emrini kimin verdiği tartışması daha önce gündeme gelmiş, Erbakan’ın “Emri ben verdim” iddiasına Rahşan Ecevit “Bu, bir günde alınmış bir karar değildir. Baskın basanındır, önceden kimseye haber verilmez. Bülent Bey hazırlığını yapmış, Genelkurmay’a sormuştu. Genelkurmay, harekat için hazır olduklarını söyleyince Bülent Bey kararını verdi” yanıtını vermişti. Ecevit, Erbakan’ın sözlerine karşılık “Bülent Bey çok nazikti. Bundan ötürü, ne zaman Kıbrıs Barış Harekatı ile ilgili bir konu gündeme gelse, Erbakan’a teşekkür ederdi” de demişti.<br />
<br />
(Star)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[selamun aleyküm]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11066</link>
			<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 19:36:51 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11066</guid>
			<description><![CDATA[bende artık anadolu formdayım . kabul ederseniz tabii]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[bende artık anadolu formdayım . kabul ederseniz tabii]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[şeyhim ile şey name]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11065</link>
			<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 22:32:58 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11065</guid>
			<description><![CDATA[ŞEYHİM İLE ŞEY NAME 1<br />
<br />
dedim şeyhim bana bir kapı aç, dedi oğlum git kendin aç<br />
<br />
dedim şeyhim zaman kötü, dedi oğlum tövbe tövbe<br />
<br />
dedim şeyhim bana bir masal anlat, dedi oğlum daha yaşın kaç<br />
<br />
dedim şeyhim şair nedir, dedi oğlum avaredir<br />
<br />
dedim şeyhim kim şampiyon, dedi oğlum ben ne bileyim<br />
<br />
dedim şeyhim çak bi beşlik, dedi oğlum saçmalama<br />
<br />
dedim şeyhim futbol nedir, dedi İngilize felakettir<br />
<br />
dedim şeyhim katalanya, dedi oğlum zafer bizim<br />
<br />
dedim şeyhim yobaz nedir, dedi oğlum cehalettir<br />
<br />
dedim şeyhim evli misin, dedi oğlum beş on tane<br />
<br />
dedim şeyhim o niye, dedi oğlum anlatamam<br />
<br />
<br />
ŞEYHİM İLE ŞEY NAME 2<br />
<br />
dedim şeyhim çok yoruldum, dedi oğlum dünya yorar<br />
<br />
dedim şeyhim dünya nedir, dedi üstü açık hapishane<br />
<br />
dedim şeyhim içer misin, dedi oğlum akşam sabah<br />
<br />
dedim şeyhim günah nedir, dedi oğlum karıştırma<br />
<br />
dedim şeyhim cami nedir, dedi bizler için meyhanedir<br />
<br />
dedim şeyhim oylar kime, dedi oğlum kör ahmete<br />
<br />
dedim şeyhim politika, dedi oğlum sefalettir<br />
<br />
dedim şeyhim banu alkan, dedi oğlum aman aman<br />
<br />
dedim şeyhim bizim aysun, dedi oğlum köye gelsin<br />
<br />
dedim şeyhim o niye, dedi oğlum çoban bekler<br />
<br />
dedim şeyhim bizim kamer, dedi oğlum çiçek su ister]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ŞEYHİM İLE ŞEY NAME 1<br />
<br />
dedim şeyhim bana bir kapı aç, dedi oğlum git kendin aç<br />
<br />
dedim şeyhim zaman kötü, dedi oğlum tövbe tövbe<br />
<br />
dedim şeyhim bana bir masal anlat, dedi oğlum daha yaşın kaç<br />
<br />
dedim şeyhim şair nedir, dedi oğlum avaredir<br />
<br />
dedim şeyhim kim şampiyon, dedi oğlum ben ne bileyim<br />
<br />
dedim şeyhim çak bi beşlik, dedi oğlum saçmalama<br />
<br />
dedim şeyhim futbol nedir, dedi İngilize felakettir<br />
<br />
dedim şeyhim katalanya, dedi oğlum zafer bizim<br />
<br />
dedim şeyhim yobaz nedir, dedi oğlum cehalettir<br />
<br />
dedim şeyhim evli misin, dedi oğlum beş on tane<br />
<br />
dedim şeyhim o niye, dedi oğlum anlatamam<br />
<br />
<br />
ŞEYHİM İLE ŞEY NAME 2<br />
<br />
dedim şeyhim çok yoruldum, dedi oğlum dünya yorar<br />
<br />
dedim şeyhim dünya nedir, dedi üstü açık hapishane<br />
<br />
dedim şeyhim içer misin, dedi oğlum akşam sabah<br />
<br />
dedim şeyhim günah nedir, dedi oğlum karıştırma<br />
<br />
dedim şeyhim cami nedir, dedi bizler için meyhanedir<br />
<br />
dedim şeyhim oylar kime, dedi oğlum kör ahmete<br />
<br />
dedim şeyhim politika, dedi oğlum sefalettir<br />
<br />
dedim şeyhim banu alkan, dedi oğlum aman aman<br />
<br />
dedim şeyhim bizim aysun, dedi oğlum köye gelsin<br />
<br />
dedim şeyhim o niye, dedi oğlum çoban bekler<br />
<br />
dedim şeyhim bizim kamer, dedi oğlum çiçek su ister]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ben sevgiliydim]]></title>
			<link>http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11064</link>
			<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 21:42:21 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.anadolu-forum.com/showthread.php?tid=11064</guid>
			<description><![CDATA[Oda leş gibiydi.<br />
Yerde bir minder.<br />
Kesik alkol kokuyordu<br />
yattığımız yer.<br />
<br />
Kolunu boynuma sarmış,<br />
bebek gibiydin.<br />
Çekindim uyandırmaktan.<br />
Ben sevgiliydim.<br />
Yüzünü seyrederken<br />
bir melek geldi.<br />
Ölümü anlattı bana<br />
belli deliydi.<br />
Onbeş yılın korkusu<br />
o sabah bitti.<br />
Nefesini kokladım,<br />
büyü gibiydi.<br />
<br />
Ben o sabahtan sonra<br />
ölümden hiç korkmadım.<br />
Sen yanımda uyurken<br />
irkilip uyanmadım.<br />
<br />
      ERHAN GÜLERYÜZ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Oda leş gibiydi.<br />
Yerde bir minder.<br />
Kesik alkol kokuyordu<br />
yattığımız yer.<br />
<br />
Kolunu boynuma sarmış,<br />
bebek gibiydin.<br />
Çekindim uyandırmaktan.<br />
Ben sevgiliydim.<br />
Yüzünü seyrederken<br />
bir melek geldi.<br />
Ölümü anlattı bana<br />
belli deliydi.<br />
Onbeş yılın korkusu<br />
o sabah bitti.<br />
Nefesini kokladım,<br />
büyü gibiydi.<br />
<br />
Ben o sabahtan sonra<br />
ölümden hiç korkmadım.<br />
Sen yanımda uyurken<br />
irkilip uyanmadım.<br />
<br />
      ERHAN GÜLERYÜZ]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>